top of page
asik-halk-edebiyati-arka-plan-2.jpg


Âşık Halk Edebiyatı
Aşağıdaki içerik listesinden gitmek istediğiniz bölüme direkt geçebilirsiniz.

DÖNEMİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Nitelik, Amaç ve Konum

  • Kırsal ve Göçebe Kökler: Bu edebiyat, yerleşik köy hayatı ile konargöçer (yörük/türkmen) kültürünün bir sentezidir. Şairler genellikle halkın içinden çıkar, halk gibi yaşar ve halkın dertlerini dile getirir.
     

  • Canlı Performans: Eser, kağıt üzerinde değil, icra edildiği anda (performans sırasında) hayat bulur. Dinleyicinin tepkisine göre şiir uzayabilir, kısalabilir veya yön değiştirebilir.
     

  • Usta-Çırak İlişkisi: Aşıklık geleneğinin devamını sağlayan eğitim sistemidir. Çırak, bir usta aşığın yanında gezerek saz çalmayı, şiir söylemeyi, hikaye anlatmayı ve geleneğin kurallarını öğrenir. Ustasından icazet (onay) almadan tek başına aşık meclislerine çıkmaz.
     

  • Gezginlik: Âşıklar yerlerinde durmazlar; diyar diyar gezerler (gezgin şairler). Bu durum, kültürün bir bölgeden diğerine taşınmasını sağlar.
     

  • Kültürel Bellek: Okuma yazma oranının düşük olduğu dönemlerde tarih, din, ahlak ve gelenekler halka bu şiirler yoluyla öğretilmiştir. Âşıklar, toplumun "hafızası" görevini görmüştür.
     

  • Eğlence ve Sosyalleşme: Uzun kış gecelerinde, düğünlerde, bayramlarda, kahvehanelerde halkın bir araya gelmesini ve hoş vakit geçirmesini sağlamak temel amaçlardan biridir.

Dil ve Üslup

  • Sade Dil: Arapça ve Farsça kelimelerin yoğun olduğu Divan şiirinin aksine, halkın konuştuğu sade Türkçe kullanılır.
     

  • Yöresel Söyleyişler: Şairler, doğup büyüdükleri bölgelerin ağız özelliklerini (Erzurum, Kars, Sivas ağzı gibi) şiirlerine yansıtırlar. Bu durum şiire samimiyet ve doğallık katar.
     

  • Mazmunlar (Kalıplaşmış İfadeler): Divan şiirindeki kadar yoğun olmasa da, Âşık edebiyatında da "benzetmeli" bir anlatım vardır. Sevgili genellikle "ceylan, turna, suna, selvi boylu" gibi doğadan alınan unsurlarla betimlenir.
     

  • Dinamik Anlatım: Şiirler sözlü ortamda, saz eşliğinde icra edildiği için anlatım canlı, akıcı ve coşkuludur.
     

Teknik Özellikler

  • Ölçü: Şairler genellikle hece ölçüsünü kullanır. Ustalıklarını göstermek amacıyla nadiren aruz ölçüsünü kullanmışlardır.
     

  • Aruz Ölçüsü: Divan, selis, semai, satranç, kalenderi, vezn-i âhar nazım biçimlerinde aruz ölçüsü kullanılmıştır.
     

  • Nazım Birimi: Temel nazım birimi dörtlüktür.
     

  • Kafiye ve Redif: oğaçlama (irticalen) söylendiği için bulunması daha kolay olan Yarım Kafiye (tek ses benzerliği) ve Cinaslı Kafiye tercih edilir. Şiirin ahengini sağlamada "Redif"lerden (dize sonundaki aynı görevli ekler veya kelimeler) büyük ölçüde yararlanılır.
     

  • Tapşırma: Şair, şiirinin son dörtlüğünde takma adına yer verir. Bu takma ada, Halk şiirinde tapşırma denir. 
     

  • Cönk: Şairler şiirlerini cönk adı verilen defterlerde bir araya getirmiştir.

İçerik ve Tema

  • Aşk ve Güzellik: En baskın temadır. Ancak buradaki sevgili, Divan şiirindeki gibi soyut ve ulaşılmaz değil; köyde yaşayan, çeşme başında görülen, adı ve fiziksel özellikleri belli olan gerçek bir sevgilidir.
     

  • Doğa: Âşıklar sürekli gezdikleri için Anadolu'nun dağlarını, yaylalarını ve ırmaklarını şiirlerinde sıkça işlerler. Doğa, aşığın sırdaşıdır.
     

  • Toplumsal Eleştiri (Taşlama): Yöneticilerin adaletsizliği, rüşvet, yoksulluk ve toplumsal bozukluklar sert bir dille eleştirilir.

Türler

  • Nazım Biçimleri: Koşma, semai, varsağı ve destan başlıca nazım şekilleridir. Destan ve koşmalarda 11'li hece ölçüsü, semai ve varsağılarda 8'li hece ölçüsü kullanılmıştır.
     

  • Nazım Türleri: Koşmalar konusuna göre sınıflandırılmıştır: güzelleme, koçaklama, taşlama ve ağıt.
     

  • Ezgi: Âşık edebiyatında şiirler sadece kağıt üzerinde hece sayılarak ayrılmaz. Bazı türler kağıt üzerinde aynı görünse de (Örneğin hem Semai hem Varsağı 8'li heceyle yazılır), onları birbirinden ayıran asıl unsur özel ezgileridir. Âşık, sazı eline aldığında çaldığı makam, şiirin adını belirler.

Özetle

Âşık edebiyatı, İslamiyet öncesi sözlü ozan-baksı geleneğinin İslam kültürü ve tasavvuf anlayışıyla yoğrulması sonucu 16. yüzyıldan itibaren kurumsallaşmış köklü bir halk geleneğidir. Bu sanatın merkezinde, şiirlerini saz eşliğinde, hazırlıksız (irticalen) ve belli bir ezgiyle söyleyen; usta-çırak ilişkisi içinde yetişmiş "âşık"lar yer alır.
 

Dili halkın konuştuğu sade Türkçe olan bu edebiyat, Divan şiirinin soyut dünyasının aksine; gerçek aşkı, doğayı, gurbeti ve toplumsal aksaklıkları işleyen somut ve gerçekçi bir yapıya sahiptir.
 

Âşık kahvehaneleri ve köy odalarında icra edilen bu eserler, sadece birer sanat ürünü değil, aynı zamanda toplumun haberleşme aracı ve kültürel hafızasıdır. Yüzyıllarca sözlü olarak yaşayan bu miras, "Cönk" adı verilen el yazması defterler sayesinde yazıya dökülerek günümüze kadar ulaşmıştır.

KAVRAMLAR

Aşık halk edebiyatı, Türk kültürünün en köklü ve canlı damarlarından biridir. Sadece şiir değil, aynı zamanda müzik, hikaye anlatıcılığı ve bir performans sanatıdır. Bu edebî anlayışın kendine ait önemli kavramları bulunmaktadır. Bu kavramlardan belli başlıları şunlardır:
 

  • Âşık: Halk arasında yetişen, genellikle okuma yazması olmayan (ümmî) veya az olan, şiirlerini saz eşliğinde doğaçlama (irticalen) söyleyen halk şairidir. Hem şair, hem besteci hem de icracıdır.
     

  • Saz (Bağlama): Âşığın ayrılmaz parçasıdır. Âşıklar, duygularını ve şiirlerini bu telli çalgı eşliğinde ifade ederler. Saz, aşık için sadece bir enstrüman değil, ilham kaynağı ve yoldaştır.
     

  • Bade İçme: Âşıklığın rüya motifiyle başlamasıdır. İnanışa göre kişi rüyasında bir pirin veya hızırın elinden "aşk badesi" (bu bazen su, bazen şerbet, bazen de manevi bir nurdur) içer. Uyandığında şairlik yeteneği kazanmış olur ve saz çalıp şiir söylemeye başlar.
     

  • Usta-Çırak İlişkisi: Âşıklık geleneğinin devamını sağlayan eğitim sistemidir. Çırak, bir usta âşığın yanında gezerek saz çalmayı, şiir söylemeyi, hikaye anlatmayı ve geleneğin kurallarını öğrenir. Ustasından icazet (onay) almadan tek başına aşık meclislerine çıkmaz.
     

  • Tapşırma: Âşıkların şiirlerinde kullandıkları takma addır. Şiirlerin son dörtlüğünde yer alır.
     

  • Cönk: Halk şairlerinin şiirlerinin toplandığı, sığır dili şeklinde, aşağıdan yukarıya doğru açılan el yazması defterlerdir. Âşık edebiyatının günümüze ulaşmasını sağlayan en önemli yazılı kaynaklardır.
     

  • Atışma: En az iki âşığın, bir dinleyici topluluğu önünde karşılıklı olarak ve belli bir kural çerçevesinde (aynı ayak/kafiye ile) şiir söyleyerek yarışmasıdır. Hazırcevaplık ve ustalık gerektirir. Yarışma, biri diğerini mat edene (yenen kadar) sürer.
     

  • Lebdeğmez (Dudak değmez): Âşıkların ustalıklarını göstermek için dudak ünsüzleri olan (b, p, m, v, f) harflerini kullanmadan şiir söylemesidir. Genellikle iki dudak arasına bir iğne konulur; eğer âşık hata yapıp dudaklarını birleştirirse iğne batar.
     

  • Muamma: Âşıkların birbirlerinin zekasını ve bilgisini ölçmek için sordukları manzum bilmecelerdir. Cevabı genellikle bir isim veya nesnedir. Muammayı çözmek büyük bir prestij kaynağıdır.
     

  • Askı: Âşık kahvehanelerinde bir muammanın (bilmecenin) yazılı olduğu kağıdın duvara asılmasıdır. Bilmeceyi doğru bilen kişiye, asılı olan hediyeler (kumaş, para vb.) verilir.
     

  • Âşık Kolları: Âşıkların üslup, ezgi ve anlatım özelliklerine göre ayrıldıkları ekolleri veya "okulları" ifade eder. Bir usta âşığın etrafında toplanan ve onun tarzını devam ettiren âşıklar topluluğudur (Örn: Ruhsati Kolu, Şenlik Kolu, Sümmani Kolu). Bu kavram, aşıklığın bireysel bir sanat olmaktan öte, kuşaktan kuşağa aktarılan kurumsal bir yapı olduğunu kanıtlar.
     

  • Âşık Kahvehaneleri: Âşıkların sanatlarını icra ettikleri, atıştıkları ve halk hikayeleri anlattıkları "kültür merkezleri"dir. Burası sadece çay içilen bir yer değil, aynı zamanda bir okuldur. Çıraklar burada ustaları izleyerek yetişir, halk ise burada kültürel birikimini artırır. Geçmişte özellikle Kars, Erzurum ve Sivas gibi illerde bu kahvehaneler, halk üniversitesi gibi çalışırdı.
     

  • Halk Hikâyeleri: Âşıkların meclislerde anlattığı; aşk, kahramanlık veya dini konuları işleyen, nazım (şiir) ve nesir (düzyazı) karışımı uzun anlatılardır (Örn: Kerem ile Aslı, Köroğlu). Hikayenin olay örgüsü konuşarak (düzyazı), duygusal anları ise saz eşliğinde türkü yakılarak (şiir) anlatılır. Bu, aşığın sadece şair değil, aynı zamanda usta bir anlatıcı (meddah) olduğunu gösterir.
     

  • Ayak: Âşık karşılaşmalarında (atışmalarda) şairlerin uymak zorunda oldukları "ilk kafiye"dir. Atışmayı başlatan âşık bir dörtlük söyler ve diğer âşığın da bu dörtlüğün sonundaki kafiye örgüsüne (ayağa) uygun cevap vermesi gerekir. Ayağı bulamayan veya kıran aşık yarışmayı kaybeder. "Ayak açmak" deyimi buradan gelir.
     

  • Kalem Şairi: Âşıklık geleneğinde yetişmiş olmasına rağmen medrese eğitimi almış, okuma yazma bilen, aruz ölçüsünü de kullanan ve şiirlerini yazarak (kalemle) kaydeden âşıklardır. (Örn: Aşık Ömer, Gevheri, Dertli). Bunlar "Meydan Şairi"nden (Ümmi aşıktan) bu yönleriyle ayrılırlar.
     

  • Ümmî: Okuma yazması olmayan, "mektep görmemiş" âşıklar için kullanılan tabirdir. Bu aşıklar şiirlerini tamamen sözlü kültürden, ustalarından duyarak ve "Bade"nin manevi etkisiyle öğrendiklerine inanılır. 
     

  • Mürâcaa: Âşık şiirinde, kadın ve erkeğin (genellikle aşık ile sevgilinin) karşılıklı konuşması şeklinde düzenlenen şiir biçimidir. Her dörtlükte "dedim" ve "dedi" ifadeleri geçer. En güzel örneklerini Karacaoğlan vermiştir.
     

  • Tezene: Halk müziğinde ve âşık edebiyatında saz çalmak için kullanılan, genellikle kiraz ağacının kabuğundan veya plastikten yapılan araçtır. Klasik Türk müziğinde "Mızrap" denirken, Âşık edebiyatında "tezene" denir ve "tezenenin vuruşu" tabiri âşığın üslubunu ifade eder.

NAZIM ŞEKİLLERİ

01

Âşık Halk Şiiri Nazım Biçimleri

Şair; duygularını (suyu) belli kurallar çerçevesinde; dizelerin sıralanışı, ölçü, kafiye örgüsü ve nazım birimi (dörtlük vb.) gibi unsurları kullanarak bir "kaba" döker. İşte oluşan bu kalıba nazım biçimi adı verilir. Âşık Edebiyatı, kökleri İslamiyet öncesi "Ozan-Baksı" geleneğine dayanan, Anadolu'da şekillenmiş ve temel enstrümanı bağlama (saz) olan sözlü bir gelenektir.


Bu gelenekte şiirlerin "biçimini" belirleyen temel özellikler şunlardır:
 

  • Nazım Birimi: Hece ile yazılan şiirlerde nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.

  • Ölçü: Genellikle hece ölçüsüdür. Bazı nazım biçimlerinde aruz kullanılmıştır.

  • Ezgi (Beste): Meydan şairleri şiirlerini saz eşliğinde dile getirmiştir. Müzik ve edebiyat iç içedir. 

  • Kafiye Şeması: Genellikle koşma tipi kafiye kullanılmıştır.

    Âşık hak edebiyatının başlıca nazım şekilleri şunlardır: koşma, sema, varsağı, destan.

02

Koşma

Âşık edebiyatında 11'li hece ölçüsüyle söylenen, genellikle aşk, doğa, yiğitlik ve ölüm konularını işleyen en yaygın nazım şeklidir. İslamiyet öncesindeki "Koşuk"un devamı niteliğindedir.
 

1. Yapısal Özellikler (Kimlik Kartı)
 

  • Nazım Birimi: 3-5 arası dörtlükten oluşur.

  • Ölçü: Genellikle 11'li hece ölçüsü kullanılır. 

  • Kafiye Şeması: Şunlardan biridir: 1) aaab/cccb/dddb... 2) abab/cccb/dddb 3) aaaa/bbba/ccca 4) abxb/dddb/eeeb

  • Tapşırma: Son dörtlükte şairin takma adı yer alır. Buna tapşırma denir.

  • Ezgi: Koşmalar sadece okunmaz, özel bir ezgiyle de söylenir. Hatta ezgisine göre Acem koşması, Kerem koşması, Gevheri koşması gibi alt isimler alırlar
    Yapı: Koşmalar yapısına göre düz koşma, ayaklı koşma, musammat koşma, yedekli koşma, zincirleme koşma, müracaa (dedim – dedi’li) koşma, tecnis (cinaslı) koşma şeklinde sınıflandırılır.

  • İçerik: Çeşitli konularla ilgili koşma söylenebilir. İşlediği konuya göre dört nazım türüne ayrılır: güzelleme, koçaklama, taşlama, ağıt.
     

2. Koşmanın Nazım Türleri
 

Koşma nazım biçimi işlediği konuya göre dört farklı nazım türüne ayrılır: Bu nazım türleri şunlardır:
 

  • Güzelleme: Aşk, sevgili, doğa güzellikleri, hasret ve benzeri konularının işlendiği lirik şiirlerdir.

  • Koçaklama: Yiğitlik, savaş, kahramanlık, meydan okuma konularının işlendiği epik şiirlerdir.

  • Taşlama: Toplumsal aksaklıkları, devlet yöneticilerini veya kişileri eleştiren satirik şiirlerdir.

  • Ağıt: Başta ölüm olmak üzere bir konu üzerine duyulan büyük üzüntünün dile getirildiği şiirlerdir. 

3. Koşma Örneği
 

Vara vara vardım ol kara taşa,
Hasret ettin beni kavim kardaşa,
Sebep ne gözden akan kanlı yaşa
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

Nice sultanları tahttan indirdi
Nicesinin gül benzini soldurdu
Nicelerin gelmez yola gönderdi
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

 

Karacaoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm

Karacaoğlan'a ait olan bu koşmayı inceleyelim:

 

  • Gelenek: Âşık Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 11'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: aaab/cccb/dddb/eeeb

  • Nazım Şekli: Koşma

  • Nazım Türü: Güzelleme (ayrılık, yoksulluk ve ölüm korkusu)

  • Tema: Çaresizlik, hüzün

  • Konu: Şairin gurbetteyken çektiği ayrılık acısı, yoksulluk sıkıntısı ve ölüm korkusu ile bu üç derdin insan üzerindeki etkileri.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan Karacaoğlan.


​​

03

Semai

Semai kelime anlamı "işiterek öğrenilen, işitmeye dair" demektir. Ancak terim olarak; Âşık edebiyatında 8'li hece ölçüsüyle söylenen, kendine has özel bir ezgisi olan, lirik şiirlerdir.

1. Yapısal Özellikler

Türküyü diğer şiirlerden ayıran en önemli özellik, kendine has bir bölümlemesi olmasıdır. Bir türkü iki ana bölümden oluşur:

  • Nazım Birimi: 3-5 arası dörtlükten oluşur.

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü kullanılır.

  • Kafiye Şeması: Koşma ile aynıdır. 1) aaab/cccb/dddb... 2) abab/cccb/dddb 3) aaaa/bbba/ccca 4) abxb/dddb/eeeb

  • Ezgi: Kendine has, kıvrak ve hareketli bir bestesi vardır


2. İçerik

 

​​Koşmada olduğu gibi aşk, sevgi, doğa, gurbet ve güzellik konuları işlenir. Ancak Semai'de daha yumuşak, içten ve samimi bir hava vardır. Koşmadaki gibi sert epik (koçaklama) anlatımlar semaide daha az görülür.


3. Semai Örneği
 

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

 

Yöğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zatımız
Gurbet ilde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez

...
Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figan eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz


Erzurumlu Emrah'a ait olan bu semaiyi inceleyelim:

  • Gelenek: Âşık Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: abab/cccb/dddb

  • Nazım Şekli: Semai

  • Nazım Türü: Güzelleme (aşk ve gurbet)

  • Tema: Aşk, gurbet, ayrılık acısı

  • Konu: Bu şiirin konusu; gurbete çıkmanın getirdiği endişe, insanın gurbetteki yalnızlığı ve güzel birini sevmenin (aşkın) zorluklarıdır.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan Emrah.

04

Varsağı

Toros Dağları eteklerinde ve Güney Anadolu'da yaşayan Varsak Türkmenlerine özgü bir nazım şeklidir. İsmini bu boydan alır. Kendine has, özel bir ezgisi vardır.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Varsağının en ayırt edici özelliği söyleyiş biçimi yani üslubudur. Varsağılarda tok, yiğitçe bir üslup kullanılır. Hey, bre, behey, aman gibi ünlemlere sıkça yer verilir.
 

  • Nazım Birimi: 3-5 arası dörtlüktür.

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Kafiye Örgüsü: Koşma ve semai ile aynıdır. 1) aaab/cccb/dddb... 2) abab/cccb/dddb 3) aaaa/bbba/ccca 4) abxb/dddb/eeeb

  • Ezgi: İçinde bre, behey, aman, hey gibi ünlemlerin sıkça yer aldığı yiğitçe/tok bir söyleyiş. 
     

2. İçerik
 

Varsağıların en yaygın konusu hayattan ve kederden şikayet yani sitemdir Ancak buradaki şikayet, semaideki gibi boynu bükük bir üzüntü değil; kaderin yüzüne bağırarak yapılan bir isyandır. Şair, sert bir üslup kullanır. İnsanlara ve zamana karşı kafa tutar. Söz konusu sevgilisi olsa bile bu sert üslubundan geri adım atmaz, sevgilisine "Naz etme!" diye çıkışır. 
 

3. Varsağı Örneği
 

Bre ağalar bre beyler
Ölmeden bir dem sürelim
Gözümüze kara toprak
Dolmadan bir dem sürelim

 

Amen hey Allahım aman
Ne aman bilir ne zaman
Üstümüzde çayır çemen
Bitmeden bir dem sürelim
...
Karacaoğlan der cânân
Güzelim sözüme inan
Bu ayrılık bize heman
Ermeden bir dem sürelim

Karacaoğlan'a ait olan bu varsağıyı inceleyelim.

  • Gelenek: Âşık Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: abxb/dddb/eeeb

  • Nazım Şekli: Varsağı

  • Tema: Yaşama arzusu, gamsızlık

  • Konu: Ölüm (kara toprak) gelmeden, henüz fırsat varken hayatın tadını çıkarma, anı yaşama (gününü gün etme) isteğidir.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan Karacaoğlan.

05

Aruzla Yazılanlar

Âşık edebiyatı şairleri Divan edebiyatından etkilenerek aruz ölçüsü ile de şiir yazmışlardır. Medrese eğitimi almış olan bu şairler "kalem şairleri" olarak adlandırılmıştır. Âşık halk edebiyatında aruz ölçüsünün kullanıldığı nazım şekilleri şunlardır: divan, semai, selis, kalenderî, satranç, vezn-i aher.

Divan: Aruzun Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün kalıbıyla yazılır. Genellikle aşk, şarap ve tasavvuf konularını işler. Gazel gibi kafiyelenir (aa, ba, ca...)
 

Semai: 8'li hece ölçüsüyle yazılan semai ile karıştırılmamalıdır. Aruzun Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün kalıbıyla yazılır.

Selis: Aruzun Feilâtün (Fâilâtün) Feilâtün Feilâtün Feilün kalıbıyla yazılır. Çok akıcı ve hafif bir söyleyişi vardır.

Kalenderi: Aruzun Mef'ûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün kalıbıyla yazılır. Genellikle tasavvufi konular, rintlik (dünya malına değer vermeme) işlenir.

Satranç: Aruzun Müfteilün Müfteilün Müfteilün Müfteilün kalıbıyla yazılır.Genellikle musammat (iç kafiyeli) gazel şeklindedir. Şiir satranç tahtası gibi kare kare, dört parçalı bir ahenge sahiptir.

Vezn-i Aher: Aşık edebiyatının en zor şeklidir. Müstef'ilâtün Müstef'ilâtün... gibi zor kalıplarla yazılır. Kelime oyunları ve hüner gösterme amacı güdülür.

açık kitap

ÂŞIK HALK EDEBİYATI TEMSİLCİLERİ

Âşık halk edebiyatı temsilcileri; usta-çırak ilişkisiyle yetişen, şiirlerini hece ölçüsüyle ve saz eşliğinde, genellikle doğaçlama söyleyen halk sanatçılarıdır. Geleneğin zirve isimleri yüzyıllara göre şöyle sıralanır:

16. yüzyılda Köroğlu (yiğitlik), 17. yüzyılda Karacaoğlan (aşk ve doğa), 19. yüzyılda Dadaloğlu (isyan) ve 20. yüzyılda Aşık Veysel (toprak sevgisi). Göçebe, asker veya şehirli kökenli olabilen bu ozanlar, yaşadıkları dönemin toplumsal olaylarını ve duygularını sade bir Türkçe ile halka aktarmışlardır.

16. yüzyıl

KÖROĞLU

Köroğlu, III. Murat zamanında 16. yüzyılda yaşamış, Celali isyanlarına katılmış bir halk ozanıdır. Ancak halk hafızasında o sadece bir şair değil, "Bolu Beyi" ile mücadelesiyle haksızlığa başkaldıran bir destan kahramanıdır. Şair Köroğlu ile, Köroğlu Destanı'nda yer alan Köroğlu'nun aynı kişi olup olmadığı bilinmemektedir.

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Sadece hece ölçüsü kullanmıştır. Divan edebiyatından etkilenmemiş, aruz ölçüsü hiç kullanmamıştır.
     

  • Meydan/Saz Şairi: Divan edebiyatından hiç etkilenmediği ve aruz ölçüsü kullanmadığı için meydan şairidir.
     

  • Tür ve Üslup: Koçaklama türünün edebiyatımızdaki en büyük temsilcisidir. Şiirleri coşkulu, heyecanlı ve meydan okuyan bir tarzdadır (epik/destansı anlatım).
     

  • Temalar: Şiirlerinde kılıç, kalkan, mızrak sesleri ile aşk, doğa ve yiğitlik iç içedir. "Tüfek icat oldu mertlik bozuldu" sözü, teknolojik değişimin geleneksel yiğitliği bitirmesine duyduğu tepkiyi gösterir.

    "Benden selam olsun Bolu Beyi'ne
    Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
    Ok gıcırtısından kalkan sesinden
    Dağlar seda verip seslenmelidir"

17. yüzyıl

KARACAOĞLAN

Karacaoğlan, 17. yüzyılda Çukurova, Toroslar ve Güney Anadolu bölgesinde yaşamış, Türkmen/Yörük aşiretleri arasında yetişmiş en büyük saz şairidir. Hayatı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte, göçebe bir hayat sürdüğü, köy köy, oba oba gezdiği bilinmektedir. Efsanevi kişiliği ile gerçek hayatı iç içe geçmiştir; halk hikâyelerinde adına aşk maceraları anlatılır.

 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Sadece hece ölçüsü kullanmıştır. Divan edebiyatından ve aruz ölçüsünden hiç etkilenmemiş, şiirlerini halkın konuştuğu arı Türkçe ile söylemiştir.
     

  • Meydan/Saz Şairi: Medrese eğitimi almadığı ve şehir kültüründen uzak kaldığı için Divan edebiyatı süslerine girmemiş, tam anlamıyla bir halk sanatçısı (saz şairi) olarak kalmıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: Âşık edebiyatında "güzelleme" türünün en büyük temsilcisidir. Lirik, coşkulu ve samimi bir üslubu vardır. Şiirlerinde "Varsağı" ve "Semai" nazım biçimlerini sıkça kullanmıştır. Varsağı nazım şeklini kullanan ilk şairdir.
     

  • Temalar İlahi aşk yerine beşeri (insani) aşkı ve doğa güzelliklerini işlemiştir. Sevgililerin fiziksel özelliklerini, yayla hayatını, sıla özlemini ve ölümü somut bir dille anlatır. Elif, Zeynep gibi gerçek sevgili isimlerini şiirlerinde geçirmiştir.

    "İncecikten bir kar yağar
    Tozar Elif Elif diye
    Deli gönül abdal olmuş
    Gezer Elif Elif diye"

17. yüzyıl

KAYIKÇI KUL MUSTAFA

Kayıkçı Kul Mustafa, 17. yüzyılda yaşamış, Yeniçeri ocağında yetişmiş bir asker şairdir. Hem sazı hem kılıcı ile seferlere katılmıştır. Özellikle IV. Murat'ın Bağdat Seferi sırasında gösterdiği kahramanlıkla şehit düşen "Genç Osman" olayı üzerine yazdığı destanla ölümsüzleşmiştir.

 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Sadece hece ölçüsünü kullanmıştır
     

  • Yeniçeri Şairi: : Orduda görevli olduğu için "Asker Şairler" veya "Yeniçeri Şairleri" zümresinin en güçlü temsilcisi sayılır. Göçebe âşıklardan farklı olarak ordu disiplini ve savaş psikolojisi şiirlerine yansımıştır.
     

  • Meydan/Saz Şairi: Aruz ölçüsünü hiç kullanmamış, şiirlerini sazıyla seslendirmiştir. Haliyle meydan/saz şairlerindendir.
     

  • Biçim ve Üslup: "Yapma Destan" (Halk hikâyesi formunda olmayan, olay örgülü şiirsel destan) türünde çok başarılıdır. Olayları bizzat yaşadığı için anlatımı gerçekçi, yalın ve destansıdır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde kahramanlık, savaş, fetih heyecanı ve tarihsel olaylar ön plandadır. Aşk ve doğadan ziyade, ordu hayatını, kuşatmaları ve zaferleri işler.

    "İbtida Bağdat'a sefer olanda
    Atladı hendeği geçti Genç Osman
    Vuruldu sancaktar kaptı sancağı
    İletti bedene dikti Genç Osman"

17. yüzyıl

ÂŞIK ÖMER

Âşık Ömer, 17. yüzyılda yaşamış, Konya veya Kırım (Gözleve) doğumlu olduğu tahmin edilen bir saz ve kalem şairidir. Yeniçeri ocağında bulunup birçok sefere katılmasına rağmen, medrese eğitimi aldığı için kendini iyi yetiştirmiştir. Âşık edebiyatının en çok şiir yazan (yaklaşık 1500 şiir) ve kendisinden sonraki şairleri en çok etkileyen "Üstat" ismidir.

Edebî Kişiliği

Adlî (Tapşırma): Aruzla yazdığı şiirlerinde Adlî takma adını kullanmıştır.


Ölçü: Şiirlerinde hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır.

Kalem Şairi: 
Medrese eğitimi aldığı ve okuma-yazma bildiği için "Meydan Şairi" değil, "Kalem Şairi" grubuna girer. Divan edebiyatı mazmunlarını (kalıplaşmış sözler) ve yabancı kelimeleri şiirlerinde kullanmıştır.

Şâirnâme: En önemli eseridir. Âşık edebiyatında şâirnâme yazan ilk isimdir.

Biçim ve Üslup: Koşma ve semai nazım biçimlerinin en güzel örneklerini vermiştir. Ayrıca aruzla divan, kalenderi, satranç gibi türlerde de eserler vermiştir. Üslubu, Karacaoğlan kadar sade olmasa da akıcı ve lirik bir yapıdadır.


Tema: Aşk, doğa, gurbet gibi klasik konuların yanı sıra tasavvufi konulara, peygamber ve dört halife sevgisine de yer vermiştir.

"Ela gözlü nazlı dilber
Seni kandan sakınırım
Kandan değil hey efendim
Seni candan sakınırım"

17. yüzyıl

ERCİŞLİ EMRAH

Ercişli Emrah, 17. yüzyılda Van'ın Erciş ilçesinde yaşamış, hayatı efsanelerle karışmış bir halk ozanıdır. Edebiyatımızda "badeli âşık" (rüyasında bade içerek şair olan) geleneğinin en tipik temsilcisidir. Hayatı etrafında şekillenen "Emrah ile Selvihan" halk hikâyesi, Anadolu'da en çok bilinen ve sevilen aşk hikâyelerinden biridir. İsim benzerliği nedeniyle sık sık 19. yüzyılda yaşayan Erzurumlu Emrah ile karıştırılır; ancak Ercişli Emrah, medrese eğitimi görmemiş, saf bir halk sanatçısıdır.

Edebî Kişiliği

Ölçü: Sadece hece ölçüsü kullanmıştır. Aruz ölçüsünü hiç kullanmamış, Divan edebiyatından etkilenmemiştir.


Saz/Meydan Şairi: Okuma yazma bilmeyen (ümmi) bir şairdir. Bu yüzden "Kalem Şairi" değil, tam anlamıyla bir "Saz Şairi" veya "Meydan Şairi"dir. Şiirlerini irticalen (doğaçlama) söyler.

Biçim ve Üslup: 
Azeri Türkçesinin özellikleri dilinde hissedilir. Dili son derece sade, duru ve içtendir. Genellikle koşma ve semai nazım biçimlerini kullanmıştır.

Tema: Şiirlerinin ana teması aşktır (Selvihan'a duyduğu aşk). Bunun yanı sıra doğa güzellikleri, yurt sevgisi ve ayrılık acısı şiirlerinde geniş yer tutar.


Sabahtan uğradım ben bir güzele
Dedim mahmur musun söyledi yok yok
Ak ellerin boğum boğum kınalı
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok

18. yüzyıl

LEVNİ

Levni (Asıl adı Abdülcelil Çelebi), 18. yüzyılda (Lale Devri) yaşamış, Osmanlı minyatür sanatının en büyük ustası (Nakkaş) sayılan bir sanatçıdır. Ancak sadece fırçasıyla değil, sazıyla ve sözüyle de döneminde tanınmış bir şairdir. Resimlerindeki gerçekçilik ve renkli anlatım, şiirlerine de yansımıştır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Heceyle yazdığı şiirlerinde daha başarılı ve samimidir. Aruzla yazdığı şiirlerinde teknik kusurlar görülür.
     

  • Kalem Şairi: : Saray nakkaşhanesinde eğitim gördüğü ve İstanbul'da yaşadığı için "Kalem Şairi" grubuna girer. Ancak ressam gözlemciliği sayesinde halkın yaşayışını ve deyimlerini şiirine taşımayı başarmıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: En çok koşma, semai ve şarkı nazım biçimlerini kullanmıştır. Edebiyatımızda asıl ününü, atasözlerini bir araya getirerek oluşturduğu "Atasözleri Destanı" ile kazanmıştır. Üslubu yer yer mizahi, yer yer öğüt verici ve görsel betimlemelerle doludur.
     

  • Tekerleme: Gemi ile Selanik'ten İstanbul'a gelişini anlattığı manzum tekerlemesi meşhurdur.
     

  • Temalar: Lale Devri'nin zevk ve eğlence anlayışını, İstanbul'un güzelliklerini ve günlük hayatı işler. Resimlerinde olduğu gibi şiirlerinde de "görsellik" ön plandadır.

    "Haddinden fazla kavgaya varma
    Elden gelirse bir gönül kırma
    Sen kendi aybın görmeyi unutma
    İlbeyin namusun, arın gözetle"

18. yüzyıl

GEVHERİ

Gevheri, 17. yüzyılın sonu ile 18. yüzyılın başlarında yaşamış, Karacaoğlan ve Kayıkçı Kul Mustafa gibi sade dilli ozanlardan sonra gelen, Âşık Ömer ekolüne bağlı önemli bir kalem şairidir. Asıl adının Mehmet, doğum yerinin Kırım veya İstanbul olduğu sanılmaktadır. Özellikle saz çalmadaki ustalığı ve Divan şiiri kurallarını iyi bilmesiyle tanınır. Şiirlerini bir Divan halinde toplayan ilk halk şairlerinden biri olması, onun gelenek içindeki özel yerini gösterir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerde Âşık Ömer'den daha başarılı olduğu kabul edilir. Hece ölçüsünde ise 8'li ve 11'li kalıpları tercih etmiştir
     

  • Kalem Şairi: : Medrese eğitimi almış, Farsça ve Arapça kelime dağarcığını zenginleştirmiştir. Divan şiiri mazmunlarını (kalıplaşmış benzetmeleri) şiirlerine taşımıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: Koşma, semai, mani gibi halk şiiri nazım biçimlerinin yanı sıra, Divan şiiri nazım biçimlerinden gazel ve murabbayı da başarıyla kullanmıştır. Üslubu genellikle lirik, zarif ve duygusaldır. Musikiye olan yatkınlığı, şiirlerinin bestelenmeye uygun olmasını sağlamıştır.
     

  • Temalar: Şiirlerinin temelini aşk, güzellik, gurbet, felekten şikâyet ve ayrılık oluşturur. Aşk ve güzellik konularını işlerken, Divan şiirinin soyut güzellik anlayışına yaklaşır.

    "Gönül gurbet ele çıkma
    Ya gelinir ya gelinmez
    Her güzele meyil verme
    Ya sevilir ya sevilmez"

19. yüzyıl

SEYRANİ

Seyrani, 19. yüzyılda Kayseri'nin Develi (Everek) ilçesinde doğmuş, medrese eğitimi almış güçlü bir halk ozanıdır. İstanbul'a giderek saray çevresine girmiş, ancak gördüğü haksızlıkları ve rüşvet çarkını çekinmeden eleştirdiği için hakkında soruşturma açılmış ve memleketine kaçmak zorunda kalmıştır. Sözünü kimseden sakınmayan, "taşlama" denince akla gelen ilk isimdir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerinde teknik kusurlar olsa da, heceyle yazdığı şiirlerinde son derece akıcı ve başarılıdır.
     

  • Kalem Şairi: : İyi bir medrese eğitimi aldığı için "Kalem Şairi" sınıfındadır. Kültürlüdür; şiirlerinde ayetlere, hadislere ve tarihi olaylara telmihler (göndermeler) yapar.
     

  • Biçim ve Üslup: Hiciv (yergi/eleştiri) sanatının halk edebiyatındaki zirvesidir. Dili keskin, sert ve iğneleyicidir. Toplumsal bozuklukları anlatırken mizahi ve zekice bir üslup kullanır.
     

  • Temalar: Şiirlerinin merkezinde sosyal eleştiri vardır. Rüşvet, iltimas (adam kayırma), yoksulluk, adaletsizlik ve dini çıkarı için kullanan yobazlar en çok işlediği konulardır.

    "Ormanda büyüyen adam azgını
    Çarşıda pazarda seyran beğenmez
    Medrese kaçkını softa bozgunu
    Selam vermek için insan beğenmez"

19. yüzyıl

DERTLİ

Dertli (Asıl adı İbrahim), 19. yüzyılda Bolu (Gerede) yöresinde yaşamış bir halk ozanıdır. Hayatı büyük acılarla geçmiş, malını mülkünü kaybetmiş ve gurbete çıkmak zorunda kalmıştır; bu çileli yaşamı nedeniyle "Dertli" mahlasını almıştır. Bektaşi geleneğine yakındır. Bağlamaya "şeytan işi" diyen yobaz zihniyete karşı sazını ve sanatı savunmasıyla halk hafızasına kazınmıştır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Aruzla yazdığı divan şiirlerinde teknik açıdan çok başarılı olamasa da, heceyle yazdığı şiirlerde usta bir halk sanatçısıdır.
     

  • Kalem Şairi: : İstanbul, Konya ve Mısır gibi kültür merkezlerinde bulunduğu ve aruz bildiği için "Kalem Şairi" özellikleri taşır. Ancak ruhu ve üslubuyla bir saz şairidir
     

  • Biçim ve Üslup: Koşma, semai ve nefes türlerinde eserler vermiştir. Üslubu iğneleyici, eleştirel (hiciv) ve zekice cevaplarla doludur. Özellikle yobazlığa karşı verdiği cevaplar "taşlama" türünün güçlü örneklerindendir.
     

  • Temalar: Aşk ve doğanın yanı sıra toplumsal aksaklıkları, dini bağnazlığı ve riyakarlığı işler. En bilinen şiiri, sazı günah sayan kadıya verdiği, "Telli sazdır bunun adı / Ne ayet dinler ne kadı" dizeleriyle başlayan cevabıdır.

    "Venedik'ten gelir teli
    Ardıç ağacından kolu
    Be hey Allah'ın sersemi
    Şeytan bunun neresinde"

19. yüzyıl

ERZURUMLU EMRAH

Erzurumlu Emrah, 19. yüzyılda yaşamış, medrese eğitimi görmüş, Nakşibendi tarikatına mensup hem bir mutasavvıf hem de bir şairdir. Erzurum'da doğmuş, Anadolu'yu karış karış gezmiş ve Tokat'ın Niksar ilçesinde vefat etmiştir. Kendisinden yüzyıllar önce yaşayan ve bir aşk hikâyesi kahramanı olan "Ercişli Emrah" ile karıştırılmamalıdır; Erzurumlu Emrah daha çok Divan kültürüne yakın duran bir isimdir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Hatta aruzla yazdığı şiirler sayıca daha fazladır ve bu şiirleri bir Divan'da toplanmıştır.
     

  • Kalem Şairi: : İyi bir medrese eğitimi aldığı, Farsça-Arapça bildiği ve divan tertip ettiği için tipik bir "Kalem Şairi"dir. Yanında çıraklar (örneğin Tokatlı Nuri) yetiştirmiş bir usta öğreticidir.
     

  • Biçim ve Üslup: Koşma ve semailerinde halk zevkine uygun, samimi ve akıcı bir dil kullanırken; gazel ve murabba gibi divan tarzı şiirlerinde dili oldukça ağırdır. Asıl şöhretini hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerine borçludur.
     

  • Âşık Kolu: Yetiştirdiği çıraklar sayesinde Emrâh âşık kolu oluşmuştur.
     

  • Temalar: Şiirlerinde tasavvuf, ilahi aşk, gurbet acısı, felekten şikâyet ve fanilik temaları ağırlıktadır. Gezgin bir ömür sürdüğü için "gurbet" temasını çok içten işlemiştir.

    El çek tabip el çek yaram üstünden
    Sen benim derdime deva bilmezsin
    Sen nasıl tabipsin yoktur ilacın
    Yaram yürektedir sarabilmezsin

19. yüzyıl

DADALOĞLU

Dadaloğlu (Asıl adı Veli), 19. yüzyılda Toroslar bölgesinde (Adana, Maraş, Kayseri) yaşamış, Avşar boyuna mensup bir halk ozanıdır. Osmanlı Devleti'nin göçebeleri zorla yerleşik hayata geçirme (iskan) politikasına karşı çıkmış, boyunun sözcüsü olarak bu politikaya başkaldırmıştır. Köroğlu'ndan sonra halk edebiyatındaki en gür "kavga ve yiğitlik" sesidir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Sadece hece ölçüsü kullanmıştır. Divan edebiyatından ve aruz ölçüsünden hiç etkilenmemiş, şiirlerini saf bir halk Türkçesiyle söylemiştir.
     

  • Meydan/Saz Şairi: : Medrese eğitimi görmediği, şehir kültüründen uzak olduğu ve aruz kullanmadığı için tam bir "Meydan Şairi"dir.
     

  • Biçim ve Üslup: Koşma, semai ve varsağı nazım biçimlerini kullanmıştır. En çok koçaklama türüyle tanınır. Üslubu Köroğlu'nu andırır; sert, epik (destansı), coşkulu ve meydan okuyan bir tarzdadır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde kabile savaşlarını, devlete karşı direnişi, yiğitliği, göçü ve Torosların güzelliklerini işler. Aşk temasını da işlese de, toplumsal mücadelesi daha baskındır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde tasavvuf, ilahi aşk, gurbet acısı, felekten şikâyet ve fanilik temaları ağırlıktadır. Gezgin bir ömür sürdüğü için "gurbet" temasını çok içten işlemiştir.

    Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eder ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
    ...
    Ferman padişahınsa dağlar bizimdir

19. yüzyıl

BAYBURTLU ZİHNİ

Bayburtlu Zihni, 19. yüzyılda yaşamış, medrese eğitimi görmüş, katiplik gibi devlet memurluklarında bulunmuş, hem Divan hem de Halk şiiri geleneğine hakim bir şairdir. Anadolu'nun ve İstanbul'un birçok yerini gezmiş, gördüğü haksızlıkları ve rüşvet olaylarını hicvetmekten geri durmamıştır. Özellikle Bayburt'un Rus işgali sonrası harap halini görünce yazdığı ağıtla hafızalara kazınmıştır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Divan şiiri tarzında (aruzla) yazdığı şiirleri bir Divan'da toplanacak kadar hacimli olsa da, asıl şöhretini hece ölçüsüyle yazdığı samimi koşma ve destanlarına borçludur.
     

  • Kalem Şairi : İyi bir eğitim aldığı, memurluk yaptığı ve divan tertip ettiği için "Kalem Şairi" sınıfındadır. 
     

  • Biçim ve Üslup: Taşlama (hiciv) türünde oldukça ustadır; dili sivri ve eleştireldir. Ancak lirik şiirlerinde çok duygulu bir söyleyişi vardır. Şiirlerinde hem halk hem divan edebiyatı nazım biçimlerini kullanmıştır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde hiciv (yergi), memuriyet hayatındaki sıkıntılar, felekten şikâyet ve yurt sevgisi ön plandadır.
     

  • Sergüzeştnâme: Kendi hayatını anlattığı bir mesnevidir.
     

  • Divan: Kaside ve gazellerini divanda bir araya getirmiştir.
     

  • Kitab-ı Hikâye-i Garibe: Düzyazı ağırlıklı bir eser olup roman türünü andırmasıyla önemlidir.

    Kalktı göç eyledi Avşar elleri
    Ağır ağır giden eller bizimdir
    Arap atlar yakın eder ırağı
    Yüce dağdan aşan yollar bizimdir
    ...
    Ferman padişahınsa dağlar bizimdir

19. yüzyıl

KAĞIZMANLI HIFZİ

Kağızmanlı Hıfzi, 19. yüzyılda Kars'ın Kağızman ilçesinde yaşamış, ömrü kısa sürmüş (yaklaşık 26 yaşında vefat etmiştir) dertli bir halk ozanıdır. Asıl adı Recep'tir, çocuk yaşta hafız olmuştur. Genç yaşta yaşadığı acılar ve özellikle sevdiği kızın (amcasının kızı Ziyade) ölümü üzerine duyduğu derin üzüntü, onu edebiyatımızın en önemli "ağıt" şairlerinden biri yapmıştır. Erzurumlu Emrah'ın çırağı olduğu rivayet edilir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Ancak asıl gücünü ve kalıcılığını hece ölçüsüyle yazdığı samimi şiirlerinde göstermiştir.
     

  • Kalem Şairi: : Medrese eğitimi aldığı ve aruzla şiirler yazdığı için "Kalem Şairi" grubuna dahil edilebilir. Eğitimli olmasına rağmen dili, yöresinin halk Türkçesine çok yakındır.
     

  • Biçim ve Üslup: En çok koşma ve ağıt türünde başarılı olmuştur. Üslubu son derece lirik, yanık ve hüzünlüdür.
     

  • Temalar: Şiirlerinde ölüm, ayrılık acısı, felekten yakınma ve karşılıksız aşk temaları hakimdir. Neşeli şiirlerine neredeyse hiç rastlanmaz.
     

  • Sefil Baykuş: Edebiyatımızda "Sefil Baykuş" adıyla bilinen meşhur ağıdın sahibidir.

    "Sefil baykuş ne yatarsın bu yerde
    Yoksa viran oldu illerin senin
    Neden meylin düştü şu viran yurda
    Hani kanadın kolun tellerin senin"

19. yüzyıl

RUHSATİ

Ruhsati (Asıl adı Mustafa), 19. yüzyılda Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı Deliktaş köyünde yaşamış bir halk ozanıdır. Küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, öksüz büyümüş ve çobanlık/ırgatlık yapmıştır. Eğitimi olmamasına rağmen, zamanla kendini yetiştirmiş ve Nakşibendi tarikatına girerek manevi bir olgunluğa erişmiştir. Sivas âşıklık kolunun en önemli temsilcilerinden biridir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerde pek başarılı değildir; asıl sanat gücünü ve ustalığını hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerde gösterir.
     

  • Kalem ve Saz Şairi: : Medrese eğitimi görmemiş olsa da, girdiği tasavvuf çevreleri sayesinde şiirlerine "Tekke Edebiyatı" havası katmıştır. Bu yüzden hem bir âşık (saz şairi) hem de bir derviş (mutasavvıf) kimliği taşır.
     

  • Biçim ve Üslup: Sade ve akıcı bir dili vardır. Hem lirik güzellemeler hem de toplumsal eleştiri içeren taşlamalar yazmıştır. Ancak en belirgin üslubu, ahlaki öğütler veren "hikmetli" söyleyişidir.
     

  • Temalar: Şiirlerinde aşk ve doğanın yanı sıra; ölüm, ahiret inancı, dünyanın geçiciliği (fanilik), toplumsal bozulma ve ahlaki yozlaşma konularını çokça işler.
     

  • Âşık Kolu: Pek çok şairi etkileyerek Ruhsati kolunun oluşmasını sağlamıştır.

    Bir vakte erdi ki bizim günümüz
    Yiğit belli değil mert belli değil
    Herkes yarasına derman arıyor
    Deva belli değil dert belli değil

19. yüzyıl

SÜMMANİ

Sümmani (Asıl adı Hüseyin), 19. yüzyılda (özellikle ikinci yarısı) Erzurum’un Narman ilçesinde yaşamış, Doğu Anadolu âşıklık geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biridir. Efsaneye göre çocukken rüyasında pirlerin elinden bade içmiş ve "Gülperi" adında hayali bir sevgiliye aşık olmuştur. Ömrü boyunca diyar diyar (Kafkasya, İran, Afganistan) gezerek sevgilisini araması, hayatını "Sümmani ile Gülperi" halk hikâyesine dönüştürmüştür.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Aruzla yazdığı şiirleri olsa da asıl şöhretini hece ölçüsüyle söylediği, içten ve yanık şiirlerine borçludur.
     

  • Bâdeli Aşık: : Rüyasında bade içerek şairliğe başladığına inanıldığı için "Badeli Âşık" tipinin en güçlü örneğidir. Hem bir saz şairidir hem de medrese eğitimi olmamasına rağmen kendini yetiştirmiş bilge bir kişiliğe sahiptir.
     

  • Biçim ve Üslup: Koşma nazım biçiminin usta ismidir. Özellikle âşık karşılaşmalarında (atışma) ve muamma (bilmece) çözmede çok yeteneklidir. Üslubu lirik, hüzünlü ve hikmetlidir. Çağdaşı Aşık Şenlik ile yaptığı atışmalar edebiyat tarihimizde meşhurdur.
     

  • Temalar: Şiirlerinde beşeri aşkla başlayan ancak ilahi aşka dönüşen derin bir duygusallık vardır. Gurbet, ayrılık acısı, feleğe sitem ve tasavvufi konuları işler.

    Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
    Şu benim bahtımı kara yazmışlar
    Bilirim güldürmez devr-i alemde
    Bir günümü yüz bin zara yazmışlar

19. yüzyıl

ÂŞIK ŞENLİK

Aşık Şenlik (Asıl adı Hasan), 19. yüzyılda Kars'ın Çıldır ilçesinde yaşamış, "Serhat Ozanları"nın piri kabul edilen büyük bir halk şairidir. Sümmani gibi o da rüyasında bade içtiğine inanılan "badeli" âşıklardandır. Okuma yazması olmamasına (ümmi) rağmen, derin zekası ve irticalen (doğaçlama) şiir söyleme yeteneğiyle bilinir. Sadece şiir söylemekle kalmamış, "Latif Şah", "Sevdakar Şah" ve "Salman Bey" gibi ünlü halk hikâyelerini de kurgulamış (tasnif etmiş) bir hikâye anlatıcısıdır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır.
     

  • Bâdeli ve Hikâyeci Aşık: Rüyasında bade içtiği için "Badeli Âşık" sınıfındadır. Ayrıca kendi kurguladığı hikâyeleri anlatmasıyla "Hikâyeci Âşık" geleneğinin en büyük temsilcilerinden biridir. Yanında onlarca çırak yetiştirmiş büyük bir ustadır.
     

  • Biçim ve Üslup: Atışma (karşılaşma) ve muamma (bilmece) çözme konusunda rakipsizdir. Sümmani ile yaptığı atışmalar efsaneleşmiştir. Üslubu, sınır boyunda yaşaması ve Rus işgallerini görmesi nedeniyle sert, epik ve coşkuludur.
     

  • Temalar: Şiirlerinde aşk ve tasavvufun yanı sıra, 93 Harbi (Osmanlı-Rus Savaşı) nedeniyle vatan sevgisi, kahramanlık ve düşmana karşı direniş temaları çok baskındır.

    Ehli İslam olan işitsin bilsin
    Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana
    İsterse Urusat (Rusya) nefir eylesin
    Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Slaytlar

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:

Özet Videolar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri

Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:

İnfografikler

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı içeriği ile ilgili hazırlanmış infografik içerikler

Dönemin genel özellikleri ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-infografik.jpg

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-destanlar-infografik.jpg
bottom of page