DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ
Nazım Türü; bir şiirin işlediği konuya göre aldığı isimdir. Şiirin kafiye düzenine, ölçüsüne veya mısra sayısına (dış yapısına) bakılmaz; sadece "Bu şiirde ne anlatılıyor?" sorusuna bakılır. Divan şairleri genellikle din, devlet büyükleri veya toplumsal konular üzerine belirli türlerde yoğunlaşmışlardır. Başlıca nazım şekilleri şunlardır:

TEVHİD
Allah’ın varlığını, birliğini ve yüceliğini "Vahdet-i Vücud" (varlığın tekliği) anlayışı çerçevesinde anlatan şiirlerdir. Divan şairleri divanlarına genellikle bu türle başlar; örneğin Divan şiirinin hemen her büyük ustası (Fuzuli, Baki, Nabi vb.) divanının açılışını güçlü bir tevhid ile yapmıştır.

MEVLİD
Hz. Muhammed’in doğumunu, mucizelerini ve miraca yükselişini anlatan mesnevi biçimindeki eserlerdir. Bu türün Türk edebiyatındaki en sarsılmaz örneği, 15. yüzyılda Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve günümüzde hala kandillerde okunan Vesiletü’n-Necat (Kurtuluş Vesilesi) adlı eserdir.

MÜNACAT
Allah’a yalvarıp yakarmayı, kulun acizliğini ve günahları için af dilemesini konu alan şiirlerdir. Bu türün düzyazı (mensur) olmasına rağmen en lirik ve tesirli örneklerinden biri, Sinan Paşa’nın yakarışlarla dolu Tazarru-nâme adlı eseridir.

HİLYE
Hz. Muhammed’in ve dört halifenin fiziksel özelliklerini (boyu, göz rengi, yüz şekli) ve ahlaki güzelliklerini tasvir eden eserlerdir. Bu türün en güzel örneğini Hakanî Mehmet Bey, Hilye-i Hakanî adlı eseriyle vermiştir.

NAAT
Hz. Muhammed’i övmek, ona duyulan sevgiyi dile getirmek ve şefaatini istemek amacıyla yazılan şiirlerdir. Edebiyatımızda bu türün zirvesi, Hz. Peygamber’i "su" metaforuyla anlatan Fuzuli’nin meşhur Su Kasidesi’dir; ayrıca Şeyh Galip’in "Efendim" redifli şiiri ve Nazim’in çok sayıda naat yazarak "Naat şairi" unvanını alması önemlidir.

MİRACİYE
Hz. Muhammed’in Recep ayının 27. gecesinde Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya gidişini ve oradan göğün katlarına yükselerek Allah ile görüşmesini (Miraç mucizesini) konu alan; genellikle mesnevi biçiminde yazılan ve kandil gecelerinde makamla okunan eserlerdir. Bu türün en meşhur ve günümüzde hâlâ bestesiyle icra edilen örneği, Mevlevi şeyhi Nayi Osman Dede’nin yazdığı Miraciye’dir; ayrıca Süleyman Çelebi, başyapıtı olan Vesiletü’n-Necat (Mevlid) eserinin içine özel bir miraç bölümü eklemiştir.

KIRK HADİS
Hz. Peygamber’in "Ümmetimden kim kırk hadis ezberlerse kıyamet günü ona şefaatçi olurum" hadisinden yola çıkarak; seçilen hadislerin önce Arapça aslının, ardından Türkçe şiir (genellikle kıta) şeklinde açıklamasının verildiği eserlerdir. Türk edebiyatında bu türün ilk örneğini Çağatay sahasında Ali Şir Nevai (Hadis-i Erbain Tercümesi) vermiştir.

FIKIH
İslam hukukunun ibadet (namaz, oruç, hac, zekât), muamelat (ticaret, evlilik, miras) ve günlük yaşam kurallarını öğretmek amacıyla yazılan, genellikle didaktik (öğretici) nitelikteki şiirlerdir.

METHİYE
Padişahları, sadrazamları veya devlet ileri gelenlerini övmek ve bunun karşılığında "caize" (hediye) almak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bu türün en gür sesli temsilcisi olan Nef’i, kasidelerinde övgüyü göklere çıkarırken; Nedim ise Lale Devri devlet adamlarını daha zarif bir üslupla övmüştür.

SURNÂME
Şehzadelerin sünnet düğünlerini veya hanım sultanların evlilik törenlerini, şenlikleri ve ziyafetleri anlatan, dönemin sosyokültürel yapısına ışık tutan eserlerdir. Lale Devri’nin eğlencelerini anlatan Seyyid Vehbi’nin Surnâme’si ve Nabi’nin Surnâme’si bu türün en bilinen örnekleridir

FAHRİYE
Şairin kendi şairliğini, kaleminin gücünü ve yeteneğini övdüğü; kendini devrin diğer şairlerinden ve hatta eski İranlı ustalardan üstün gördüğü şiirlerdir. Genellikle kasidelerin içinde bir bölüm olarak yer alsa da şairin "sanatçı kibrini" yansıtması bakımından çok önemlidir. Bu türün tartışmasız en büyük ustası, övgüde olduğu kadar kendini övmekte de sınır tanımayan Nef’i’dir

GAZAVATNÂME
Ordunun akınlarını, "gaza" adı verilen kutsal savaşlarını ve kazanılan zaferleri coşkulu bir dille anlatan eserlerdir. Hem tarihi belge niteliği taşıyan hem de askerleri savaşa teşvik etmeyi amaçlayan bu türde; Gelibolulu Mustafa Ali ve Kâtip Çelebi (Tuhfetü’l-Kibâr) önemli eserler vermişlerdir.

SEYAHATNÂME
Yazarların gezip gördükleri ülkelerin coğrafi özelliklerini, mimari yapılarını, insanlarının yaşayış biçimlerini anlattığı eserlerdir. Bu türün dünya çapındaki en büyük şaheseri, 17. yüzyılda Evliya Çelebi tarafından kaleme alınan Seyahatname’dir. Seydi Ali Reis’in Hindistan’dan zorlu dönüş yolculuğunu anlattığı Mir’atü’l-Memalik edebiyatımızdaki ilk gezi yazısı örneklerinden sayılırken; elçilerin gittikleri yabancı ülkeleri anlattığı eserlere ise Sefaretname adı verilir.

KIYAFETNÂME
nsanların yüz şekli, boyu, göz rengi ve uzuvlarının yapısı gibi dış görünüş özelliklerinden yola çıkarak; onların karakter yapıları, zekâ düzeyleri ve ahlaki özellikleri hakkında hüküm vermeyi konu alan eserlerdir. "Dış görünüş, iç dünyanın (ruhun) aynasıdır" inancına dayanan bu türün Türk edebiyatındaki ilk müstakil (bağımsız kitap halindeki) örneğini Hamdullah Hamdi kaleme almıştır;

LÜGAZ
Herhangi bir nesnenin (kalem, kılıç, ayna), meyvenin veya kavramın adını vermeden; özelliklerini sanatlı ve imajlı bir dille tarif ederek okuyucudan ne olduğunun bulunmasını isteyen manzum (şiir şeklindeki) bilmecelerdir. Cevabı mutlaka bir "özel isim" (insan veya Allah'ın adı) olan "muamma"dan en temel farkı, lügazın cevabının her türlü varlık veya eşya olabilmesidir

DARİYE
Arapça "ev, yurt, yapı" anlamına gelen "Dâr" kelimesinden türetilen; bir köşk, yalı, saray, cami veya büyük bir konağın inşası tamamlandığında o yapının mimari güzelliklerini, süslemelerini, bahçesini ve binayı yaptıran kişinin büyüklüğünü övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Genellikle kaside nazım biçiminin giriş (nesib) bölümünde işlenen veya müstakil bir tarih manzumesi olarak yazılan bu eserler, yapının tamamlanış yılını gösteren "tarih düşürme" sanatıyla biter

HİCVİYE
Kişileri, toplumu veya dönemin aksaklıklarını eleştirmek, yermek amacıyla yazılan şiirlerdir. Bu alanda sivri diliyle tanınan Nef’i, Sihâm-ı Kazâ (Kaza Okları) adlı eserinde babasını bile hicvetmiş ve sonunda bu dili yüzünden idam edilmiştir; Şeyhi ise Harnâme adlı eserinde uğradığı haksızlığı bir eşeğin başından geçenler üzerinden (fabl tarzında) anlatarak harika bir sosyal eleştiri yapmıştır.

ŞEHRENGİZ
Bir şehrin güzelliklerini, çarşısını ve o şehrin insanlarını-güzellerini anlatan şehir monografisi niteliğindeki eserlerdir. Edebiyatımızda Mesihi’nin Edirne Şehrengizi ve Lamiî Çelebi’nin Bursa Şehrengizi bu türün ilk ve önemli örneklerindendir

NAZİRE
Bir şairin, çok beğendiği başka bir şairin şiirine; aynı ölçü (vezin), aynı kafiye örgüsü ve aynı redifi kullanarak, konu bütünlüğünü koruyarak yazdığı "benzer" şiirdir. Divan edebiyatında bir eğitim metodu olarak görülen ve şairlerin ustalarına saygı veya "ben de senin kadar güzel yazabilirim" iddiası (tatbi) taşıyan bu gelenekte, amaç model alınan şiiri geçmektir.

CENKNÂME
Kahramanların (genellikle Hz. Ali gibi dini figürlerin) savaş meydanlarındaki bireysel yiğitliklerini ve olağanüstü mücadelelerini anlatan destansı halk hikayeleridir. Gazavatnameden farkı, tarihi gerçeklikten ziyade devler ve ejderhalar gibi efsanevi unsurların ön planda olmasıdır; en meşhur örnekleri halk arasında okunan Hz. Ali Cenknameleri'dir.

SİYASETNÂME
Devlet adamlarına devlet yönetme sanatını, adaletli olmanın yollarını, halkla ilişkileri, hazine yönetimini ve ideal hükümdarın vasıflarını öğreten; yöneticilere yol gösteren didaktik ve ahlaki eserlerdir. Türk edebiyatında bu türün İslami dönemdeki ilk ve en büyük şaheseri, 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib tarafından Karahanlı hükümdarına sunulan ve ideal devlet yönetimini dört sembolik kahraman (Adalet, Devlet, Akıl, Akıbet) üzerinden alegorik bir dille anlatan Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi) adlı eserdir.

OSMANLI TARİHLERİ
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu, padişahların hayatlarını, tahta çıkışlarını ve devletin savaşlarını kronolojik bir sırayla "şiir" (genellikle mesnevi) biçiminde anlatan tarih eserleridir. Bu türün edebiyatımızdaki en önemli ve ilk örneği, 14. yüzyıl şairi Ahmedi'nin yazdığı İskendername adlı eserin sonuna eklediği ve Osmanlı tarihini anlatan "Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osman" bölümüdür; bu bölüm Türkçe yazılmış bilinen ilk manzum Osmanlı tarihidir.

MUAMMA
Arapça "gizli, örtülü" anlamına gelen; cevabı mutlaka bir "insan ismi" (Ahmet, Ali vb.) veya Allah’ın isimlerinden biri (Esma-ül Hüsna) olan manzum bilmecelerdir. Cevabının herhangi bir nesne olabildiği "Lügaz"dan en temel farkı, muammanın çözümünün sadece "özel isim" olmasıdır

RAHŞİYE
Farsça "gösterişli at" anlamına gelen "Rahş" kelimesinden türetilen; genellikle kasidelerin "nesib" (giriş) bölümünde yer alan ve padişahların veya devlet büyüklerinin binek atlarını övmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Atın fiziki güzelliğini, koşum takımlarının ihtişamını, çevikliğini ve rüzgârla yarışan hızını canlı tasvirlerle anlatan bu türde; tasvir ve hayal gücü çok yüksek olan kaside üstadı Nef’i, IV. Murad’ın atları için yazdığı ve atın hareketlerini adeta kelimelerle resmettiği beyitleriyle türün en sanatlı örneklerini vermiştir.

KISAS-I ENBİYA
"Peygamberlerin Hikayeleri" anlamına gelen bu tür; Hz. Adem’den başlayarak Kur’an-ı Kerim’de adı geçen peygamberlerin hayatlarını, mucizelerini ve kavimleriyle olan mücadelelerini kronolojik sırayla anlatan öğretici eserlerdir. Türk edebiyatında bu türün ilk ve en önemli örneği, 14. yüzyılda Harezm Türkçesiyle yazılan, içinde hem düzyazı hem de şiir parçaları barındıran Rabguzi’nin Kısasü’l-Enbiya (Rabguzi Kıssaları) adlı şaheseridir

MERSİYE
Bir devlet büyüğünün veya sevilen birinin ölümü üzerine duyulan üzüntüyü anlatan ağıt şiirleridir. Baki’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine yazdığı Kanuni Mersiyesi bu türün şaheseri kabul edilirken; Taşlıcalı Yahya’nın haksız yere boğdurulan Şehzade Mustafa için yazdığı mersiye, padişaha (Kanuni'ye) yönelik cesur eleştiriler içermesiyle tarihe geçmiştir.

PENDNÂME
İnsanlara öğüt vermek, hayat tecrübelerini aktarmak ve ahlaklı olmayı telkin etmek için yazılan eserlerdir. Güvahi’nin Pendnâme’si popüler bir örnek olmakla birlikte, Nabi’nin oğlu Ebulhayr için yazdığı ve ona hayatta nasıl davranması gerektiğini öğütlediği Hayriye adlı mesnevi, bu türün en didaktik ve güçlü örneğidir.

SAKİNÂME
Farsça "Saki" (içki sunan güzel) kelimesinden gelen; içki meclislerini, şarabı, kadehi, eğlence adabını ve saki ile yapılan sohbetleri konu alan eserlerdir. Bu türün Divan şiirinde iki boyutu vardır: Bazen gerçek hayattaki zevk ve eğlence meclislerini anlatırken (maddi); çoğu zaman tasavvufi bir sembolizmle (manevi) yazılır.

MENAKIPNÂME
Din büyüklerinin, evliyaların ve tarikat şeyhlerinin hayatlarını, gösterdikleri kerametleri (mucizeleri) anlatan biyografik eserlerdir. Kişinin manevi gücünü yüceltmeyi amaçlayan bu türün en bilinen örneği, Bektaşi geleneğinin temeli olan Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatının anlatıldığı Velayetnâme’dir.

ŞUÂRA TEZKİRESİ
Kelime anlamı "hatırlanmaya vesile olan notlar" demek olan; şairlerin hayat hikayelerini, sanat anlayışlarını, fiziksel özelliklerini anlatan ve şiirlerinden seçme örnekler sunan, günümüzdeki "Edebiyat Tarihi" veya "Biyografik Antoloji" türünün Divan edebiyatındaki karşılığıdır. Türk edebiyatında bu türün ilk örneğini, 15. yüzyılda Çağatay sahasının büyük şairi Ali Şir Nevai, Mecalisü’n-Nefais (Nefis Meclisler) adlı eseriyle vermiştir. Anadolu sahasındaki (Osmanlı) ilk örneği ise Sehi Bey, Heşt Behişt (Sekiz Cennet) adıyla kaleme almıştır.

LÜGAT
Özellikle çocuklara Arapça ve Farsça kelimeleri öğretmek amacıyla yazılan; kelimelerin anlamlarını ve karşılıklarını şiirin ahengi, vezni ve kafiyesiyle sunarak ezberlemeyi kolaylaştıran didaktik sözlüklerdir. Medrese eğitiminde ders kitabı olarak okutulan ve "Tuhfe" (Hediye) adıyla da bilinen bu türün en mükemmel ve yaygın örneği, 18. yüzyıl şairi Sümbülzade Vehbi’nin yazdığı, Farsça-Türkçe kelimeleri öğreten ve "sözlükçülüğün şaheseri" sayılan Tuhfe-i Vehbi adlı eseridir

FALNÂME
Geleceği öğrenmek, şans ve talih hakkında fikir sahibi olmak amacıyla niyet tutulup rastgele bir sayfa açılarak (tefe'ül) okunan ve yorumlanan manzum eserlerdir. İnsanların merak duygusunu tatmin eden bu türde; bazen Kur’an ayetleri, bazen Hz. Ali’nin sözleri, bazen de uğurlu/uğursuz sayılan doğa olayları yorumlanır.

TEHZİL
Ciddi ve meşhur bir şiirin (genellikle bir kaside veya gazelin); vezni, kafiyesi ve redifi aynen korunarak, konusunun şaka ve alay yollu değiştirilmesiyle yazılan "komik nazire"lerdir. Orijinal şiirin verdiği yüce ve soylu duyguyu, argo ve kaba sözlerle birleştirerek güldürmeyi ve bir nevi "parodi" yapmayı amaçlayan bu türde; divan şiirinin o aşırı ciddi havası kırılarak eğlenceli bir boyut kazanır.
DİVAN EDEBİYATI NAZIM BİÇİMLERİ
Nazım Türü; bir şiirin işlediği konuya göre aldığı isimdir. Şiirin kafiye düzenine, ölçüsüne veya mısra sayısına (dış yapısına) bakılmaz; sadece "Bu şiirde ne anlatılıyor?" sorusuna bakılır. Divan şairleri genellikle din, devlet büyükleri veya toplumsal konular üzerine belirli türlerde yoğunlaşmışlardır. Başlıca nazım şekilleri şunlardır:

KASİDE
Kaside, Divan edebiyatının en gösterişli, en sanatlı ve genellikle din veya devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan uzun şiir türüdür. Kelime anlamı olarak Arapça "k-s-d" kökünden gelir ve "kastetmek, yönelmek, niyet etmek" demektir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Beyittir.
-
Beyit Sayısı: Genellikle 33 ile 99 beyit arasında değişir. Ancak daha kısa veya daha uzun kasideler de yazılmıştır.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün değişik kalıplarıyla yazılır.
-
Kafiye Şeması: Gazel ile aynıdır: aa, ba, ca, da, ea...
-
İlk beyit kendi arasında kafiyelidir (Musarra).
-
-
Konu: Genellikle bir övgü (methiye) şiiridir; ancak yergi (hicviye), yakarış (münacaat) veya ölüm (mersiye) konularında da yazılabilir.
-
Mahlas: Şairin mahlasının geçtiği beyte "Taç Beyit" denir. Genellikle sonlara doğrudur.
-
İsimlendirme: Kasideler genellikle;
-
Rediflerine göre (Su Kasidesi, Güneş Kasidesi),
-
Nesib bölümünde işlenen konuya göre (Bahariye, Iydiye, Ramazaniye),
-
Kafiye harfine göre (Kasîde-i Râiyye - R harfiyle biten) isimlendirilirler.
-
2. Kasidenin Beyitleri ve Terimleri
Kaside içindeki beyitlerin özel isimlendirmeleri vardır:
-
Matla: Kasidenin ilk beytidir (aa). "Doğuş yeri" demektir. Şair matla beytini şiirin içinde tekrar edebilir (Tecdid-i Matla).
-
Makta: Kasidenin son beytidir. "Kesme yeri" demektir.
-
Beytü'l-kasid: Kasidenin en güzel beytidir.
-
Taç Beyit: Şairin mahlasının geçtiği beyittir.
3. Kasidenin Bölümleri (Planı)
Kaside, kompozisyon bütünlüğü olan bir şiirdir ve 6 ana bölümden oluşur. Bu bölümlerin sıralaması genelde sabittir:
-
Nesib (veya Teşbib): Kasidenin giriş bölümüdür (15-20 beyit olabilir) Asıl konuyla (övgüyle) ilgisi yoktur. Şair burada bahar, kış, ramazan, bayram, at, savaş veya bir güzelin tasvirini yapar. Not: Eğer aşk ve şarap konuları işlenirse Teşbib, doğa tasvirleri yapılırsa Nesib adını alır.
-
Girizgâh: Nesib bölümünden asıl konu olan Methiye bölümüne geçerken söylenen 1-2 beyitlik "geçiş" bölümüdür. Şair burada övgüye başlayacağının sinyalini verir.
-
Methiye: Kasidenin sunulduğu kişinin (Padişah, Sadrazam vb.) övüldüğü bölümdür.Kasidenin asıl ve en uzun bölümüdür. Abartılı, sanatlı ve ağır bir dil kullanılır.
-
Tegazzül: Kaside ile aynı ölçüde ve aynı kafiyede, kasidenin arasına sıkıştırılan gazel bölümüdür. Her kasidede bulunmak zorunda değildir. Genellikle methiyeden sonra gelir.
-
Fahriye: Şairin kendisini ve sanatını övdüğü bölümdür. Şair burada kendini diğer şairlerden üstün görür, söz ustalığıyla övünür. (Bu türün en büyük ustası Nef'i'dir).
-
Dua: Kasidenin son bölümüdür.Övülen kişi için "ömrün uzun olsun, devletin daim olsun" gibi iyi dileklerde bulunulur ve Allah'a dua edilir.

GAZEL
Gazel, Divan edebiyatının en yaygın, en sevilen ve lirik konuların işlendiği nazım biçimidir. Kelime anlamı olarak Arapça "kadınlarla sevgi üzerine konuşmak, sohbet etmek" veya "iplik eğirmek" manalarına gelir. Duyguların ve lirizmin ön planda olduğu şiirlerdir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Beyittir.
-
Beyit Sayısı: Genellikle 5 ile 15 beyit arasında değişir. (Kasideye göre çok daha kısadır).
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün her kalıbıyla yazılabilir.
-
Kafiye Şeması: Kaside ile aynıdır: aa, ba, ca, da, ea...
-
İlk beyit kendi arasında kafiyelidir (Musarra/Mukaffa).
-
-
Konu: Aşk, şarap, kadın, güzellik, hayattan zevk alma, tasavvuf veya felsefi düşünceler işlenir.
-
Mahlas: Şairin takma adının geçtiği beyit genellikle son beyittir.
-
İsimlendirme: Gazellerin özel bir ismi yoktur; genellikle redifleriyle veya kafiyeleriyle anılırlar.
2. Gazelin Beyitleri ve Terimleri
Gazel içindeki beyitlerin ve yapısal özelliklerin özel isimleri şunlardır:
-
Matla: Gazelin ilk beytidir (aa). "Doğuş yeri" demektir.
-
Makta: Gazelin son beytidir. "Kesme/bitirme yeri" demektir.
-
Hüsn-i Matla: Matladan sonra gelen ve matladan daha güzel olan beyittir.
-
Hüsn-i Makta: Maktadan önce gelen ve maktadan daha güzel olan beyittir.
-
Beytü'l-gazel (Şah Beyit): Gazelin anlam ve söyleyiş bakımından en güzel beytidir. Yeri sabit değildir.
-
Mahlasname: Şairin mahlasının geçtiği beyittir (Genelde makta beytidir).
-
Musammat Gazel: Dize ortalarında iç kafiye bulunan, ortadan bölündüğünde dörtlük olabilen ahenkli gazellerdir
3. Gazelde Anlam ve Bütünlük
Kaside belli bölümlerden (nesib, methiye vb.) oluşurken, gazelde böyle kesin bölümler yoktur ancak anlam bütünlüğü açısından şu terimler önemlidir:
-
Parça Güzelliği (Beyit Güzelliği): Divan şiirinde genel kural olarak her beyit kendi içinde bağımsız bir anlam taşır. Gazellerde genellikle konu bütünlüğü aranmaz.
-
Yek-ahenk Gazel: Beyitleri arasında konu bütünlüğü olan gazellerdir. (Baştan sona aynı konuyu işler).
-
Yek-avaz Gazel: Bütün beyitleri aynı söyleyiş güzelliğine ve kuvvetine sahip olan gazellerdir.
4. Konularına (Üslubuna) Göre Gazel Türleri
Gazeller, işledikleri temaya ve şairin takındığı tavra (üsluba) göre dört ana gruba ayrılır:
-
Âşıkane Gazel: Aşkın verdiği mutluluğu değil, genellikle acıyı, derdi ve yakarışı anlatır. Aşktan duyulan acı, şair için bir olgunlaşma vesilesidir. Temsilcisi: Fuzuli.
-
Rindane Gazel: Dünya malına önem vermeyen, yaşamaktan zevk almayı, içkiyi ve eğlenceyi konu edinen gazellerdir. Hayata felsefi ve boş vermiş bir bakış açısı vardır. Temsilcisi: Baki.
-
Şûhane Gazel: Kadını, ten zevklerini, çapkınlığı ve eğlenceyi zarif ve neşeli bir dille anlatan gazellerdir. Daha somut ve gerçekçi bir aşk anlayışı vardır. Temsilcisi: Nedim.
-
Hikemî (Hakîmane) Gazel: Öğretici, öğüt verici, hayata dair dersler içeren gazellerdir. Duygudan çok düşünceye hitap eder. "Nabi Ekolü" olarak da bilinir. Temsilcisi: Nabi.

MESNEVİ
Mesnevi, Divan edebiyatının en uzun nazım biçimidir. Kelime anlamı Arapça "ikili, ikişerli" demektir. Günümüzdeki roman ve hikâyenin Klasik edebiyattaki karşılığı olarak kabul edilir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Beyittir.
-
Beyit Sayısı: Konu bitene kadar devam eder. (Mevlana'nın Mesnevi'si 25.000 beyitten fazladır).
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün kısa kalıplarıyla yazılır. (Anlatım kolaylığı sağlaması için).
-
Kafiye Şeması: Her beyit kendi arasında kafiyelidir: aa, bb, cc, dd, ee...
-
Bu kafiye düzeni, şaire kafiye bulma kolaylığı sağladığı için çok uzun eserler yazılabilmiştir.
-
-
Konu: Savaş, aşk, tarih, din, tasavvuf, mizah veya şehrin güzellikleri gibi her türlü konu işlenebilir. Olay anlatımına (tahkiyeye) dayalıdır. Mesneviler işledikleri konuya göre sınıflandırılabilir.
2. Mesnevinin Bölümleri (Planı)
Klasik bir mesnevi, rastgele yazılmaz; belirli bir plana sadık kalınır. Bu bölümler sırasıyla şunlardır:
-
Dibace Eserin önsözüdür. Manzum veya mensur olabilir.
-
Tevhid: Allah'ın birliğinin ve bütünlüğünün anlatıldığı bölüm.
-
Münacaat: Allah'a yakarışın yer aldığı bölüm.
-
Naat: Hz. Muhammed'in övüldüğü bölüm.
-
Miraciye: Peygamberin miraca yükselişinin anlatıldığı bölüm.
-
Medh-i Çehar-yâr-ı Güzîn: Dört halifenin övüldüğü bölüm.
-
Sebeb-i Telif: Şairin "Ben bu eseri neden yazdım?" sorusuna cevap verdiği, eserin yazılış amacını açıkladığı kritik bölümdür.
-
Ağaz-ı Destan (Asıl Konu): Mesnevinin asıl hikâyesinin veya konusunun anlatıldığı en uzun bölümdür.
-
Hatime: Eserin bittiğini belirten, son sözlerin söylendiği kapanış bölümüdür.
3. Önemli Temsilciler ve Eserleri
Türk edebiyatında mesnevi denilince akla gelen mihenk taşları şunlardır:
-
Yusuf Has Hacib: Kutadgu Bilig (Türk edebiyatındaki ilk mesnevi örneğidir. Geçiş Dönemi eseridir).
-
Mevlana: Mesnevi (Bu türün en meşhur örneğidir, Farsça yazılmıştır).
-
Yunus Emre: Risaletü'n Nushiye (Anadolu'da yazılan ilk Türkçe mesnevilerdendir).
-
Fuzuli: Leyla vü Mecnun (Aşk mesnevisinin zirvesidir).
-
Şeyhi: Harname (Bir eşeğin başından geçenleri anlatan sembolik/mizahi bir şaheserdir).
-
Süleyman Çelebi: Vesiletü'n Necat (Halk arasında "Mevlid" olarak bilinir).
-
Nabi: Hayriye (Oğluna öğütler verdiği didaktik bir eserdir).
-
Şeyh Galip: Hüsn ü Aşk (İlahi aşkı sembolik bir dille anlatan son büyük mesnevidir).

KIT'A
Kıt'a, Divan edebiyatında genellikle felsefi, toplumsal düşüncelerin, yergilerin veya nüktelerin işlendiği kısa nazım şeklidir. Gazelin "matla" (ilk beyti) olmayan ve mahlas kullanılmayan hali gibi düşünülebilir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Beyittir.
-
Beyit Sayısı: 2 ile 12 arasındadır.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün her kalıbıyla yazılabilir.
-
Kafiye Şeması: Gazelin aksine ilk beyti kendi arasında kafiyeli değildir: xa, xa, xa, xa... (veya ab, cb, db, eb...)
-
Yani sadece ikinci dizeler birbiriyle kafiyelidir.
-
-
Mahlas: Kıt'alarda şair mahlasını (takma adını) kullanmaz. Bu, kıt'ayı gazelden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
-
Konu: Aşk ve şaraptan ziyade; felsefi fikirler, bir olayı eleştiri (yergi), övgü, tebrik, nükte (şaka) veya tarih düşürme gibi daha ciddi veya zeka gerektiren konular işlenir.
-
Anlam Bütünlüğü: Beyitler arasında mutlak bir anlam birliği vardır. Konu ilk beyitten itibaren başlar ve son beyitte biter. Gazeldeki gibi "parça güzelliği" değil, "bütün güzelliği" esastır.
2. Beyit Sayısına Göre Kıt'a Türleri
Kıt'alar beyit sayılarına göre iki ana başlıkta incelenir:
-
Kıt'a-i Sağîre (Küçük Kıt'a): Yalnızca iki beyitten oluşsan kıt'alardır. Divan edebiyatında en sık rastlanan kıt'a türü budur. Az sözle çok şey anlatmak (icaz) esastır. Bir düşünceyi, bir yergiyi veya bir espriyi iki beyitte vurucu bir şekilde anlatmak ustalık gerektirir.
-
Kıt'a-i Kebîre (Büyük Kıt'a): Beyit sayısı 2'den fazla olan kıt'alardır. Daha uzun felsefi konular, detaylı yergiler veya devlet adamlarına sunulan manzum dilekçeler bu formla yazılır
3. Kıt'anın Kullanım Alanları ve Konuları
Kıt'a, şairin "günlük defteri" veya "sosyal medya gönderisi" gibidir. Pratik ve işlevseldir:
-
Tarih Düşürme (Ebced Hesabı): Çeşme, cami, köprü yapımı, bir padişahın tahta çıkışı, bir zafer kazanılması veya önemli birinin ölümü üzerine yazılır. Kıt'anın son dizesindeki harflerin sayısal değerleri (Ebced hesabı) toplandığında o olayın Hicri tarihi ortaya çıkar. Mezar taşlarında ve çeşme kitabelerinde gördüğümüz şiirlerin çoğu "Kıt'a" nazım şeklindedir.
-
Hiciv ve Mizah (Yergi): Şairlerin sevmedikleri kişileri eleştirmek için en sık başvurdukları formdur. Nef'i bu konuda ustadır. Kısa olduğu için akılda kalıcıdır ve dilden dile çabuk yayılır.
-
Felsefe ve Hikmet: Hayatın anlamı, dünyanın geçiciliği gibi derin konular, özlü söz (aforizma) niteliğinde kıt'alarla anlatılır.

MÜSTEZAT
Müstezat, Divan edebiyatının hem göze hem kulağa hitap eden, yapısı itibariyle en estetik ve özel nazım şekillerinden biridir. Kelime anlamı Arapça "ziyadeleşmiş, artmış, çoğalmış" demektir (Ziyade kökünden gelir).
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Kökeni ve Yapısı: Gazel nazım şeklinden türetilmiştir. Gazelin her bir dizesine kısa bir dize eklenerek oluşturulur.
-
Nazım Birimi: Beyittir (Uzun dize + kısa dize bir bütün kabul edilir).
-
Ölçü: Müstezat, aruz ölçüsünün sadece tek bir kalıbıyla yazılabilir. Bu, onu diğer türlerden ayıran en teknik özelliktir. Uzun dizelerin kalıbı: Mef'ûlü / mefâîlü / mefâîlü / feûlün. Kısa dizelerin (ziyade) kalıbı: Mef'ûlü / feûlün
-
Kafiye Şeması: Gazel gibidir. Uzun dizeler gazel düzeninde (aa, ba, ca...) kafiyelenir.
-
Kısa dizeler (ziyadeler) ise ya kendi aralarında kafiyelenir ya da bağlı oldukları uzun dizenin kafiyesine uyarlar.
-
-
Konu: Gazel ile aynıdır. Aşk, güzellik, şarap, ıstırap, tasavvuf gibi lirik konular işlenir.
2. Türk Edebiyatındaki Evrimi: Serbest Müstezat
Müstezat, Türk edebiyatının modernleşme sürecinde çok kritik bir rol oynamıştır:
-
Divan Edebiyatında: EKatı kurallara bağlı (tek bir aruz kalıbı) klasik bir türdü.
-
Servet-i Fünun Dönemi'nde: Şairler (özellikle Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin), Müstezatın kurallarını yıktılar. Uzun ve kısa dizeleri diledikleri gibi sıraladılar. Tek bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullandılar. Bu yeni türe "Serbest Müstezat" adı verildi.

RUBAİ
Rubai, Divan edebiyatında felsefi düşüncelerin, dünya görüşünün ve eleştirilerin tek bir dörtlük içinde, yoğun bir şekilde anlatıldığı nazım biçimidir. Kelime anlamı Arapça "dörtlü, dörtlük" demektir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Kökeni: İran (Fars) Edebiyatıdır. (Kaside ve gazel Arap; tuyuğ ve şarkı Türk kökenlidir).
-
Nazım Birimi: Tek bir dörtlükten (bentten) oluşur. İlk üç dize hazırlık görevi görür, asıl söylenmek istenen söz, son dizede söylenir.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün sadece Rubai için oluşturulmuş 24 özel kalıbıyla yazılır. Diğer nazım şekillerinde (Gazel, Kaside vb.) kullanılan standart kalıplar Rubai'de kullanılmaz. Bu kalıblara ahrem ve ahreb denir.
-
Kafiye Şeması: aaxa şeklindedir. (1, 2 ve 4. dizeler kafiyeli, 3. dize serbesttir).
-
Nadiren "aaaa" şeklinde kafiyeli olanları da vardır (Musarra rubai).
-
-
Konu: Felsefe, dünya görüşü, hayatın anlamı, ölüm, şarap (hayattan zevk alma), tasavvuf ve hiciv (eleştiri) konuları işlenir. Az sözle çok derin manalar ifade etmek (Sehl-i mümteni) esastır.
2. Önemli Temsilcileri
-
Ömer Hayyam: Dünya edebiyatında rubai denilince akla gelen ilk isim İranlı Ömer Hayyam'dır. Şüpheci, sorgulayıcı ve hayattan zevk almayı öğütleyen rubaileriyle tanınır.
-
Azmizade Haleti: 17. yy Türk edebiyatının en büyük rubai şairidir. Rubaiyi meslek haline getirmiştir.
-
Yahya Kemal Beyatlı: Cumhuriyet Dönemi'nde rubai türünü canlandırmıştır. (Rubailer adlı eseri vardır).
-
Arif Nihat Asya: Cumhuriyet döneminde bu türe en çok eser veren isimlerdendir (Rubaiyyat-ı Arif).

TUYUĞ
Tuyuğ, Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı (şarkı ile birlikte) millî bir nazım şeklidir. Kelime anlamı olarak Eski Türkçede "duyulan, hissedilen şiir" veya "tuy (tören/ziyafet) şiiri" manalarına gelir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Kökeni: Türk edebiyatıdır.
-
Nazım Birimi: Tek bir dörtlükten (bentten) oluşur.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün sadece tek bir kalıbıyla (Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün) yazılır. Başka bir kalıpla yazılamaz.
-
Kafiye Şeması: Rubai ile aynıdır: aaxa.
-
Bazen "aaaa" şeklinde (Musarra) kafiyelenenleri de vardır.
-
Halk edebiyatındaki mani etkisinden dolayı, tuyuğlarda cinaslı kafiye (yazılışları aynı, anlamları farklı kelimeler) çok sık kullanılır.
-
-
Konu: Tasavvufi düşünceler, dünyadan şikayet, aşk acısı, hikmetli sözler ve bazen de övgü/yergi işlenir.
-
Mahlas: Tuyuğlarda genellikle mahlas kullanılmaz.
2. Önemli Temsilcileri
Tuyuğ denilince akla gelen isimler sınırlıdır ancak çok önemlidir:
-
Kadı Burhaneddin (14. yy): Tuyuğ nazım şeklini kullanan ilk isimdir.
-
Seyyid Nesimi (14. yy): Azeri sahası şairidir. Tasavvufi ve felsefi tuyuğlarıyla tanınır.
-
Ali Şir Nevai (15. yy): Çağatay sahasının en büyük şairi, Türkçenin gücünü göstermek için bu millî formu kullanmıştır.

ŞARKI
Şarkı, Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı (Tuyuğ ile birlikte) ikinci millî nazım şeklidir. Bestelenmek ve musiki makamlarına uydurulmak amacıyla yazılan, zarif ve lirik nazım şeklidir. Halk edebiyatındaki türkü formunun Divan şiirine adapte edilmiş hali olarak kabul edilir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Kökeni: Türk edebiyatıdır.
-
Nazım Birimi: 3-5 arası benttir.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün Türkçeye en uygun ve en ahenkli, kısa kalıplarıyla yazılır.
-
Kafiye Şeması: Bentlere göre değişir, ancak en yaygın olanı şöyledir:
-
Birinci Bent: AbAb veya aAaA (A: Nakarat)
-
Diğer Bentler: bbbA veya cccA ( A: Nakarat)
-
-
Konu: Lale Devri’nde yaygınlaşmasından ötürü genellikle aşk, güzellik, eğlence, kadın, tabiat tasvirleri ve günlük hayatın neşesi gibi dünyevi ve rindane konular işlenir. Tasavvufi konulara pek rastlanmaz.
-
Beste: Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek amacıyla yazılan tek nazım şeklidir. Bu yüzden dizeler musikiye uygun, akıcı ve yalın bir dille yazılır.
-
Nakarat: Her bendin son dizesi (bazen son iki dizesi) aynen tekrarlanır. Tekrar edilen bu dizeye Nakarat denir.
-
Miyân: Birinci bendin nakarattan önceki dizesine (genellikle üçüncü dizesine) miyân adı verilir. Miyân, bentteki anlam ve ahengin en güçlü olduğu dizedir.
2. Temsilcileri
Şarkı, Divan şiirinin özellikle 17. yüzyıldan sonra artan bir Türkçeleşme (mahallileşme) hareketinin ürünüdür:
-
İlk Örnekler: İlk örneklerine Nailî-i Kadîm’in şiirlerinde rastlansa da, tür olarak tam olgunluğa ulaşamamıştır.
-
Lale Devri ve Nedim: Şarkı nazım şeklinin asıl ustası ve yayıcısı Nedim’dir (18. yüzyıl). Nedim, Lale Devri’nin coşkusunu, İstanbul'un güzelliklerini ve dünyevi zevkleri bu formla işlemiştir. Nedim’den sonra şarkı en popüler nazım şekillerinden biri olmuştur.
-
Diğer Temsilciler: Enderunlu Fazıl, Enderunlu Vasıf, Şeyh Galip, Yahya Kemal.

MURABBA
Murabba, Divan edebiyatında nazım birimi dörtlük olan ve bentlerden oluşan en yaygın nazım şekillerinden biridir. Kelime anlamı Arapça "dörtlü, dörtgen, kare" demektir (R-B-A kökünden, "dört" sayısından gelir).
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: 3-7 arasında değişen benttir (dörtlük).
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün her kalıbıyla yazılabilir.
-
Kafiye Şeması: Uyak düzeni genellikle aaaa/bbba/ccca şeklindedir. Kafiyesine göre ikiye ayrılır.
-
Düz Murabba: Son dizesi nakarat olmayan, sadece kafiye olarak ilk bende bağlanan murabbalardır (aaaa, bbba...).
-
Mütekerrir (Tekrarlı) Murabba: Her bendin son dizesinin (4. dizenin) aynen tekrar edildiği murabbalardır. (Bu yönüyle şarkıyya çok benzer, ancak bestelenme amacı gütmez).
-
-
Konu: Konu sınırlaması yoktur. Dini ve tasavvufi konular, övgü (methiye), yergi (hiciv), aşk, felsefi düşünceler ve öğretici (didaktik) konular işlenebilir.
-
Mahlas: Tuyuğlarda genellikle mahlas kullanılmaz.
2. Önemli Temsilcileri
Tuyuğ denilince akla gelen isimler sınırlıdır ancak çok önemlidir:
-
Ahmet Paşa (14. yy): Murabba nazım şeklinin ilk önemli örneklerini vermiştir.
-
Taşlıcalı Yahya (16. yy): Mesnevileri kadar murabbalarıyla da tanınır.
-
Fuzuli (16. yy): Dini ve lirik konularda murabbaları vardır.
-
Tanzimat Dönemi'nde: Murabba, Tanzimat şairleri (özellikle Namık Kemal) tarafından içerik olarak değiştirilmiştir. Eskiden aşk ve övgü için kullanılırken, Tanzimatçılar bu formu "Vatan, Millet, Hürriyet" gibi toplumsal konuları coşkulu bir dille anlatmak için kullanmışlardır.

TERBİ
Terbî, Divan edebiyatında nazım birimi dörtlük olan ve bentlerden oluşan bir nazım şeklidir. Kelime anlamı olarak Arapça "dörtlemek, dörde çıkarmak" demektir. Yapısal olarak, bir gazelin her beytinin (iki dizesinin) önüne, aynı ölçü ve kafiyede ikişer dize daha eklenerek onu dörtlük haline getirme esasına dayanır.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Benttir.
-
Ölçü: Gazelin yazıldığı aruz ölçüsü kalıbı aynen korunur.
-
Kafiye Şeması: aaaa/bbaa/ccaa (koyu kısımlar gazele eklenerek oluşturulan kısımlardır.)
-
Zamîme: Sonradan eklenen dizelere zamîme denir.
-
Konu: Terbî edilen gazelin konusu neyse, terbînin konusu da odur. Genellikle aşk, güzellik, şarap ve lirik konular işlenir.
-
Mahlas: Terbî'de mahlas, terbî edilen gazelin mahlas beytinde (genellikle son dörtlükte) geçer. Eğer gazel başkasına aitse, hem gazel sahibinin mahlası hem de terbîyi yapan şairin mahlası geçebilir.
-
Tazmin Sanatı: Terbî, bir şairin başka bir şaire ait gazeli alıp, onun her beytinin önüne ikişer dize ekleyerek dörtlükler oluşturması esasına dayanır. Edebiyatta bir dize veya beyti alıp kullanma sanatına Tazmin denir. Terbî bu sanatın en somut uygulayıcılarından biridir.
2. Önemli Temsilcileri
Terbî, murabba ve tahmis (beşleme) kadar yaygın olmasa da, Divan şairlerinin ustalıklarını göstermek için başvurdukları bir türdür.
-
Ahmet Paşa (15. yy): Döneminde murabba ve terbînin en başarılı temsilcilerindendir.
-
Bâkî (16. yy): Kendi ve başkalarının gazelleri üzerine yazdığı zarif terbîleri vardır.
-
Ziya Paşa (19. yy): Tanzimat döneminde bu formla şiirler yazmıştır.

MUHAMMES
Muhammes, Divan edebiyatında her bendi beş dizeden oluşan nazım şeklidir. Kelime anlamı Arapça "beşli, beşlenmiş" demektir ("Hams" kökünden gelir)
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: 4-8 arasında benttir (beşlik).
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün her kalıbıyla yazılabilir.
-
Kafiye Şeması: Farklı şekillerde uyaklanabilir.
-
Muhammes-i Müzdeviç: aaaaa/bbbba...
-
Muhammes-i Mütekerrir: aaaaA/bbbbA... veya aaaAA/bbbAA (A'lar nakarattır.)
-
-
Konu: Konu alanı oldukça geniştir. Tasavvuf, felsefi düşünceler, aşk, övgü ve hikmetli sözler anlatılır. Özellikle tasavvufi şiirlerde çok tercih edilmiştir.
2. Muhammes'in Türleri
Temelinde muhammes olan diğer nazım şekilleri şunlardır:
-
Tahmis: Bir şairin, başka bir şaire (genellikle bir üstada) duyduğu saygıyı göstermek veya onunla boy ölçüşmek (nazire) amacıyla yazdığı bir türdür. Ünlü bir şairin gazelinin her beytinin önüne, aynı ölçü ve kafiyede üçer dize eklenerek oluşturulur. 3 Dize (yeni şair) + 2 Dize (eski şair) = 5 Dize (muhammes)
-
Taştir: Tahmisin biraz daha zor ve özel bir versiyonudur. Bir gazelin beytindeki iki dizenin arasına üç yeni dize eklenmesiyle oluşur. Beyit adeta ortadan yarılır ve araya girilir. 1 Dize (eski şair) + 3 Dize (yeni şair) + 1 Dize (eski şair) = 5 Dize (muhammes).
-
Tardiye: Diğerlerinden çok farklıdır. Başkasının şiiri üzerine (tazmin yoluyla) yazılmaz, doğrudan şairin kendisi yazar. Muhammes'in özel bir vezinle ve kafiyeyle yazılan halidir. Tardiye, aruzun sadece ve sadece "Mef'ûlü / Mefâilün / Feûlün" kalıbıyla yazılır. Başka kalıpla yazılırsa ona Tardiye denmez.

TERKİB-İ BENT
Terkib-i Bent, Divan edebiyatında bentlerden oluşan ve genellikle sosyal eleştiri, felsefe veya mersiye (ağıt) gibi ciddi konuların işlendiği, en uzun ve en karmaşık nazım şekillerinden biridir. Kelime anlamı Arapça "birleştirilmiş, tertip edilmiş bent" demektir.
1. Genel Özellikleri (Şekil ve İçerik)
-
Nazım Birimi: Benttir. Her bent genellikle 5 ile 10 beyitten oluşur.
-
Bent Sayısı: Genellikle 5 ile 15 bent arasında değişir. Bu özelliğiyle çok uzun şiirler yazmaya imkân verir.
-
Ölçü: Aruz ölçüsünün uygun kalıplarıyla yazılır.
-
Konu: Konu ağı çok geniştir. Sosyal hayattaki aksaklıklar, devrin yöneticilerine yönelik eleştiriler (hicviye), felsefi ve dini düşünceler, ölümden duyulan acı (mersiye) gibi ciddi ve kapsamlı konular işlenir.
-
Vasıta Beyti: Her bendin (terkibhanenin) sonunda bulunan ve o bendin anlamını toparlayan bağımsız bir beyittir. Terkib-i bentlerde vasıta beyti değişir, bu yönüyle terci-i bentten ayrılır.
2. Önemi Temsilcileri
Terkib-i bent, Divan şiirinde özellikle toplumsal eleştiri ve mersiyede ustalık eseri kabul edilir:
-
Bağdatlı Ruhi (16. yy) En önemli terkib-i bent şairidir. Sosyal hayatın bozukluklarını, adaletsizlikleri ve rüşveti eleştirdiği meşhur terkib-i bentiyle tanınır.
-
Bâkî (16.yy) Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine yazdığı Mersiye (ağıt) adlı eseri, bu türün en önemli ve lirik örneklerinden biridir.
-
Ziya Paşa (19. yy): Bağdatlı Ruhi'nin terkib-i bentine nazire (aynı ölçü ve kafiyede şiir) yazmıştır. Ziya Paşa'nın eseri de toplumsal ve siyasi eleştiriler içerir.

TERCİ-İ BENT
Terci-i Bent, Divan edebiyatının en zor, en sanatlı ve genellikle metafizik/dini konuların işlendiği uzun nazım şeklidir. Kelime anlamı "tercih edilmiş, üstün tutulmuş bent" veya "tekrarlanan bent" demektir.
Genel Özellikleri
-
Nazım Birimi: Benttir. (Terkibhane + Vasıta Beyti).
-
Bent Sayısı: Genellikle 5 ile 15 bent arasında değişir
-
Ölçü: Aruz ölçüsü
-
Konu: Terkib-i Bent'in aksine, toplumsal eleştiriden ziyade; Allah'ın kudreti, evrenin sonsuzluğu, kainatın sırları, tasavvufi derinlik, hayattan şikayet ve felsefi konular işlenir. Daha soyut ve ciddidir.
-
Vasıta Beyti: Her bendin sonunda yer alan bu Vasıta Beyti, şiir boyunca hiç değişmeden aynen tekrar edilir. Terkib-i bent ile aralarındaki fark budur.

DİĞERLERİ
Divan şiirinde çok tercih edilmeyen diğer nazım şekilleri şunlardır:
-
Müseddes: Her bendi altı dizeden oluşur. İlk bent kendi arasında kafiyelidir: aaaaaa/bbbbba...
-
Müsebba: Her bendi yedi dizeden oluşur.
-
Müsemmen: Her bendi sekiz dizeden oluşur. Genellikle dini ve tasavvufi konularla ilgili yazılmıştır.
-
Mütessa: Her bendi dokuz dizeden oluşur. Divan edebiyatında örneği yok denecek kadar azdır.
-
Muaşşer: Her bendi on dizeden oluşur. Yazılması en zor şekillerden biridir. Bir şairin aynı kafiyede 10 kelime bulup anlamlı bir bütün oluşturması büyük ustalık (veya sabır) gerektirir. Genellikle şairler bunu bir "hüner gösterme" aracı olarak kullanmışlardır.

Slaytlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:
Özet Videolar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri
Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:


