GENEL BİLGİLER - TÜRLERİ
Divan edebiyatında şiir her ne kadar ön planda olsa da ("sultan" kabul edilse de), nesir (düzyazı) de kendine has kuralları, estetik anlayışı ve türleri olan önemli bir alandır. Divan nesri, bugünkü düzyazı anlayışından oldukça farklıdır; bilgi vermekten ziyade "hüner gösterme" amacı güder.
1. Divan Nesrinin Temel Yapıtaşları ve Genel Özellikleri
Divan nesrinde yazarın amacı genellikle "ne söylediği" değil, onu "nasıl söylediği"dir. Bu nedenle üslup, içeriğin önüne geçer.
-
Seci (İç Uyak): Divan nesrinin en belirgin özelliğidir. Cümle içindeki kelimelerin veya cümle sonlarının kafiyeli olmasına seci denir. Seci, nesre şiirsel bir ahenk katar.
-
Dil ve Üslup: Arapça ve Farsça tamlamalarla yüklü, ağır bir dil kullanılır (Sade nesir hariç). Cümleler genellikle oldukça uzundur.
-
Noktalama İşaretleri: Dönemin metinlerinde bugünkü anlamda noktalama işaretleri kullanılmamıştır. Cümlelerin nerede bitip başladığını anlamak bazen bağlaçlarla, bazen de secilerle mümkün olur.
-
Söz Sanatları: Şiirde olduğu gibi nesirde de teşbih, istiare, mübalağa gibi söz sanatlarına sıkça başvurulur. "Münşiyane" (süslü yazı yazma) bir tarz benimsenir.
-
Paragraf Düzeni: Modern anlamda bir paragraf düzeni yoktur. Düşünceler zincirleme tamlamalarla birbirine bağlanarak sayfalarca sürebilir.
-
Terminoloji:
-
İnşa: Düzyazı yazma işi.
-
Münşi: Düz yazı yazan sanatçı/katip.
-
Münşeat: Düz yazıların veya mektupların toplandığı eserler.
-
2. Üslubuna Göre Divan Nesri Türleri
Divan nesri, dilin ağırlığına ve kullanım amacına göre üç ana başlıkta incelenir:

Sade Nesir
Halkın anlaması amacıyla yazılan, dilin nispeten yalın olduğu nesirdir. Söyleyişten ziyade içeriğin ön planda tutulduğu didaktik bir tarzı vardır.
Sade nesirde temel gaye sanat yapmak değil, muhataba bir bilgiyi aktarmak veya öğüt vermektir. Bu nedenle yazar, halkın konuştuğu Türkçeye sadık kalmaya özen gösterir; cümleleri kısa tutar ve anlaşılırlığı zedeleyecek ağır tamlamalardan kaçınır.
Sade Nesir Örnekleri:
Kelile ve Dimne Çevirisi - Kul Mes'ud
Kabûsnâme Çevirisi - Mercimek Ahmet
Muhakemetü'l Lügateyn - Ali Şir Nevai
Tevarih-i Al-i Selçuk - Yazıcığlu Ali
Babürname - Babürşah
Keşfü’z-Zünûn - Kâtip Çelebî

Orta Nesir
Bilimsel metinlerin ve devlet tarihçiliğinin dili olan orta nesir, sade nesir ile süslü nesir arasında bir denge unsuru olarak durur. Bu türde yazılan eserlerde dil, halkın günlük konuşma dilinden biraz daha ağırlaşarak terimler ve tamlamalarla zenginleşir ancak anlam hiçbir zaman sanatın gölgesinde bırakılmaz.
Orta nesirde söz sanatlarına ve seciye yer verilir ancak bu kullanım okuyucuyu yormayacak düzeydedir. Osmanlı tarihçiliğinin önemli isimlerinden Naima’nın tarih kitabı ve dünyaca ünlü seyyahımız Evliya Çelebi’nin "Seyahatname"si, orta nesrin en güçlü örnekleri arasındadır. Özellikle Evliya Çelebi, samimi üslubuyla konuşma dilinin canlılığını bu türe başarıyla taşımıştır.
Orta Nesir Örnekleri:
Mir’atü’l-Memâlik - Seydi Ali Reis
Fransa Sefaretnamesi - Yirmisekiz Mehmet Çelebi
Heşt Behişt - Sehî Bey
Risale - Koçi Bey
Cihannüma - Katip Çelebi

Süslü Nesir
Divan nesrinin estetik zirvesi kabul edilen süslü nesir ise iletişimin değil, estetiğin ve belagatin (güzel söz söyleme sanatı) öncelendiği bir sahadır. Yüksek zümreye hitap eden bu metinlerde yazar, ne anlattığından çok nasıl anlattığına odaklanır ve kelime hazinesiyle ustalığını sergilemeyi amaçlar.
Arapça ve Farsça tamlamalarla yüklü, zincirleme bağlaçlarla sayfalarca sürebilen uzun cümleler süslü nesrin en belirgin özelliğidir. Şiirsel bir ahenk yaratmak amacıyla "seci" kullanımı o kadar yoğundur ki, metin düz yazıdan çok mensur bir şiiri andırır.
Bu türün ilk ve en büyük temsilcisi, "Tazarruname" adlı eseriyle Sinan Paşa’dır. 17. yüzyılda yaşamış olan Veysi ve Nergisi gibi sanatçılar ise dili daha da ağırlaştırarak bu türün en ağdalı örneklerini vermişlerdir.
Süslü Nesir Örnekler:
Dürretü't-Tac - Veysî
Şikâyetnâme - Fuzulî
Tuhfetü'l-Harameyn - Nâbî
Tezkiretü’ş-Şuâra Hasan Çelebi
Gülşen-i Şûâra Ahdî
Tevârih-i Âl-i Osman Kemalpaşazade
3. Konularına Göre Nesirler
Divan edebiyatında nesir, içerik bakımından şu türlerde karşımıza çıkar:

Tezkire
Divan edebiyatı sanatçılarının hayatlarını ve eserlerini öznel bir bakış açısıyla anlatan eserlerdir. Günümüz biyografilerine benzer. Divan edebiyatında genellikle şairlerin hayatına odaklanıldığı için şuâra tezkireleri yaygındır.
Türk edebiyatına bu tür İran (Fars) edebiyatından geçmiştir. İran edebiyatındaki meşhur örnekleri Feridüddin Attar'ın Tezkiretü'l-Evliyası ve Molla Cami'nin Baharistanı'dır.
Türk edebiyatında ilk tezkire Ali Şir Nevai'nin yazmış olduğu Mecalisü'n-Nefâis'tir. Anadolu sahasında ilk örneği ise Sehi Bey'e ait olan Heşt Behişt'tir.
Evliyaların ve çeşitli meslek gruplarındaki insanların anlatıldığı tezkireler de vardır. 15. yüzyılda Sinan Paşa'nın yazmış olduğu Tezkiretü'l-Evliya bunlardan biridir.
Diğer önemli tezkireler şunlardır:
Meşâirü’ş-Şûâra - Âşık Çelebi
Tezkiretü’ş-Şûâra - Hasan Çelebi
Gülşen-i Şûâra - Ahdî
Tezkire-i Şuâra-yı Mevleviye - Esrar Dede
Hatimetü’l-Eşâr - Fatin

Münşeat
Münşeat, Divan edebiyatında "güzel yazı" (inşa) örneklerinin ve mektupların bir araya toplandığı eserlere verilen isimdir. Kelime kökü "inşa"dan (yaratma, yapma, yazma) gelir. Divan nesrinde yazarlık yeteneği olan kişilere "münşi", onların yazdığı bu derlemelere de "münşeat" denir.
İçinde padişah fermanları, beratlar, fetihnameler (resmi yazılar) bulunabileceği gibi; tebrikler, taziyeler, özel mektuplar ve edebi tasvirler de (bahar tasviri vb.) yer alabilir. Bu eserler, kâtip olmak isteyen gençler için birer "ders kitabı" niteliği taşımıştır. Gençler bu metinleri ezberleyerek veya taklit ederek güzel yazmayı öğrenmişlerdir.
Nâbî, Veysî, Nergisî, Kânî müneşat tarzında örnekler veren önemli isimlerdir. Ayrıca Fuzuli'nin yazmış olduğu mektup tarzındaki Şikâyetnâme de bu türün en önemli örneklerindendir.

Seyahatnâme
Seyahatname, gezip görülen yerlerin coğrafi özelliklerini, mimarisini, insanlarını, örf ve adetlerini, tarihini ve yaşayış biçimini anlatan nesir türüdür. Kelime anlamı olarak "seyahat kitabı" demektir. Divan edebiyatında bu tür, sadece bir "gezi yazısı" olmanın ötesinde; tarih, coğrafya, sosyoloji ve halkbilimi (folklor) için hazine değerinde birer kaynak niteliği taşır.
Seyahatnameler, yazarın bizzat şahit olduğu olayları ve mekanları aktarması bakımından gerçekçi eserlerdir. Ancak Divan edebiyatı geleneği içinde bu gerçekçilik, bazen abartılı anlatımlar (mübalağa) veya efsanelerle harmanlanabilir.
Genellikle Orta Nesir özelliği gösterir. Yazar, gördüklerini geniş kitlelere anlatmak istediği için çok kapalı ve ağır bir dil kullanmaktan kaçınır; ancak sıradan bir dil de kullanmaz.
Türk edebiyatında seyahatname türü, 16. yüzyılda Seydi Ali Reis'in kaleme aldığı Mir'atü'l-Memalik (Memleketlerin Aynası) ile bağımsız bir tür olarak kabul edilir. Aynı yüzyılda yaşamış olan Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’si ise coğrafya ve denizcilik odaklı bir eser olsa da Akdeniz kıyılarındaki yerleşim yerlerini detaylıca tasvir etmesi nedeniyle seyahatname özelliklerini içinde barındırır.
Diğer önemli seyâhatnâmeler:
Babürşah - Babürname (aynı zamanda anı)
Nâbî - Tuhfetü'l Haremeyn
Keçecizade İzzet Molla - Mihnetkeşân

Sefaretnâme
Sefaretname, Divan edebiyatında bir seyahatname alt türü olarak kabul edilen, ancak daha özel ve resmi bir amaç güden nesir eserleridir. Kelime olarak "elçilik kitabı" anlamına gelir.
Bu eserler, Osmanlı Devleti'nin yabancı bir ülkeye (genellikle Batı Avrupa'ya) gönderdiği elçilerin, oradaki izlenimlerini, gözlemlerini ve diplomatik faaliyetlerini anlattığı resmi rapor niteliğindeki metinlerdir.
Başlıca amacı, elçinin görevlendirildiği devlete (Padişaha veya Sadrazama) gittiği ülkenin siyasi durumunu, askeri gücünü, ekonomik yapısını ve en önemlisi kültürel ve teknolojik ilerlemelerini rapor etmektir.
Geleneksel seyahatnamelerden farklı olarak, sefaretnamelerde "Ne yedim, ne içtim"den çok, "Neler gördüm, ne öğrendim, bu Osmanlı Devleti için nasıl kullanılabilir?" sorusuna yanıt aranır. Bu yönüyle Batı'nın ilerlemesini anlamaya yönelik ilk önemli adımlardır.
Önemli örnekleri şunlardır:
Paris Sefaretnâmesi - Yirmisekiz Mehmet Çelebi
Londra Sefaretnâmesi - Yusuf Agâh Efendi

Tarih
Divan edebiyatında tarih yazıcılığı, kuruluş döneminde daha çok destansı ve menkıbevi (efsanevi) bir havada başlamış, devletin büyümesiyle birlikte daha gerçekçi ve resmi bir kimlik kazanmıştır. İlk dönem eserlerinde (örneğin Aşıkpaşazade Tarihi) olaylar, savaşlar ve fetihler sanki bir masal anlatılır gibi sade ve heyecanlı bir dille aktarılırken; imparatorluk döneminde dil ağırlaşmış ve "devlet ciddiyetine" uygun Orta Nesir üslubu hakim olmuştur.
Bu türün en önemli dönüm noktası, devletin resmi tarihçilik kurumu olan "Vakanüvislik" teşkilatının kurulmasıdır. Vakanüvisler, devlet tarafından maaşa bağlanan ve günü gününe olayları kaydeden resmi tarihçilerdir. Bu yazarların amacı sadece olayları sıralamak değil, olayların sebep ve sonuçlarını irdeleyerek devlet adamlarına "ibret" dersi vermektir. Bu yüzden Osmanlı tarih nesrinde "neden-sonuç" ilişkisi (özellikle Naima ile birlikte) büyük önem kazanır.
Önemli tarih kaynakları şunlardır:
Tevarih-i Âl-i Osman - Âşıkpaşazade Derviş Ahmet Künhu’l-Ahbar - Gelibolulu Mustafa Alî Tacü’t-Tevârih - Hoca Saadettin
Naima Tarihi - Mustafa Naima Efendi
Peçevî Tarihi - Peçevî İbrahim Efendi Mütercim Âsım Tarihi - Mütercim Âsım Efendi

Diğerleri
Diğer nesir türleri içinde şunlar sayılabilir: pendname, surname, siyasetname, gazavatname, fütüvvetname, menakıpname, siyer, hilye...
Pendname (Nasihatname): Devlet yöneticilerine, halka veya yazarın kendi oğluna ahlaki, siyasi ve didaktik (öğretici) öğütler vermek amacıyla yazılan eserlerdir.
Surname: Osmanlı sarayında padişah çocuklarının sünnet düğünleri veya hanım sultanların evlilik törenleri gibi büyük şenlikleri ve ziyafetleri detaylıca anlatan, genellikle şenliğin görkemini vurgulayan eserlerdir.
Siyasetname: Hükümdarlara ve devlet adamlarına, devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini, adalet, merhamet ve liyakat gibi konuları işleyerek yol gösteren öğüt kitaplarıdır.
Gazavatname: Müslümanların din uğruna yaptığı savaşları, özellikle de Osmanlı ordusunun düşman karşısındaki kahramanlıklarını ve zaferlerini coşkulu bir dille anlatan eserlerdir.
Fütüvvetname: Ahilik ve esnaf loncalarının mesleki ahlak, dürüstlük, cömertlik gibi ilkelerini ve kurallarını, teşkilatın geleneklerini açıklayarak bu kurallara uymayı öğütleyen eserlerdir.
Menakıpname: Din büyüklerinin, evliyaların veya tarikat şeyhlerinin kerametlerini, olağanüstü yaşam öykülerini ve faziletlerini, inancı yaymak amacıyla anlatan biyografik eserlerdir.
Siyer: Hz. Muhammed'in hayatını, savaşlarını, mucizelerini ve İslamiyet'i yaymak için gösterdiği çabaları kronolojik bir düzen içinde anlatan, dini içerikli eserlerdir.
Hilye: Hz. Muhammed'in dış görünüşünü, fiziki güzelliğini ve mübarek sıfatlarını, okuyanın veya taşıyanın şifa bulması inancıyla sanatlı bir şekilde tasvir eden eserlerdir.
NESİR TÜRÜ TEMSİLCİLERİ
Divan edebiyatında "sözün sultanı" her zaman şiir (nazım) olmuştur. Düzyazı (nesir) ise yüzyıllar boyunca şiirin gölgesinde kalmış, genellikle bilimsel, tarihi veya dini konuları anlatmak için bir "araç" olarak görülmüştür. Ancak bu, Divan nesrinin zayıf olduğu anlamına gelmez; aksine Osmanlı nesri, kendi içinde müthiş bir disipline, estetiğe ve çeşitliliğe sahiptir.
KUL MESUD
Kul Mesud, 14. yüzyılda Anadolu sahasında eser vermiş, özellikle hikâye anlatıcılığı ve tercüme yeteneğiyle tanınan önemli bir mütercim ve ediptir. Beylikler döneminin kültürel canlılığını yansıtan yazar, Doğu'nun klasik hikayelerini Türkçeye kazandırarak Eski Anadolu Türkçesinin nesir dilinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Tasavvufi derinliği olan, felsefi ve didaktik yönü güçlü bir yazardır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Sade nesir ile süslü nesir arasında bir köprü vazifesi gören orta nesirin temsilcisidir.
-
Üslubu: Dili halkın anlayacağı kadar açık, ancak edebi zevk verecek kadar da işlenmiştir. Çeviri yaparken "kelime kelime" aktarmak yerine, Türkçenin söz varlığına uygun, akıcı bir anlatımı tercih etmiştir.
Eserleri:
-
Kelile ve Dimne Tercümesi: Beydeba’nın meşhur eserini Aydınoğlu Umur Bey’in isteği üzerine Farsçadan Türkçeye çevirmiştir. Bu eser, Türk edebiyatındaki ilk ve en başarılı fabl niteliğindeki mensur (düzyazı) örneklerden biri kabul edilir. Siyasetname özelliği de taşır.
SİNAN PAŞA
Sinan Paşa, 15. yüzyıl Divan edebiyatının en entelektüel simalarından biri olup, hem bir devlet adamı hem de derin bir mutasavvıftır. Fatih Sultan Mehmet döneminde yaşayan yazar, sadece bir âlim değil, aynı zamanda Türk düzyazısına "estetik" ve "sanat" kaygısını getiren isimdir. Edebiyat tarihimizdeki asıl şöhretini, düzyazıyı şiirsel bir ahenge büründürerek kazanmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Süslü Nesir: Divan edebiyatında "süslü nesir" anlayışının kurucusu ve en büyük temsilcisi kabul edilir. Onun amacı bir şeyler öğretmekten ziyade, yazarın hünerini göstermek ve söz sanatlarıyla okuyucuyu etkilemektir.
-
Secî Ustalığı: Nesirde şiirsel bir ahenk yakalamayı hedefler. Bunu sağlamak için secî (düzyazı kafiyesi) sanatını çok sık kullanmıştır.
-
Üslubu: Cümleleri uzun, dili ağır ve tamlamalarla doludur. Arapça ve Farsça kelimeleri yoğun olarak kullanır.
Eserleri:
-
Tazarrunâme (Yakarışlar Kitabı): Süslü nesrin şaheseridir. Allah’a yakarışları, tasavvufi aşkı ve ahlaki öğütleri içerir. İçerik ve biçim açısından eşsiz bir eserdir.
-
Maarifnâme: Ahlaki ve tasavvufi öğütler içeren bir eserdir.
-
Tezkiretü’l-Evliya: Evliyaların yaşam öykülerini (menkıbelerini) anlatır.
MERCİMEK AHMET
Mercimek Ahmet, 15. yüzyılda yaşamış ve Türkçenin sadeliğini savunmuş bir ediptir. II. Murat devrinde ürün veren yazar, karmaşık ve anlaşılması güç metinleri halkın ve devlet adamlarının rahatça anlayabileceği bir seviyeye indirmesiyle tanınır. "Öz Türkçe" bilincine sahip olması ve bunu eserlerinde başarıyla uygulaması, onu edebiyatımızın "açık anlatım" sembollerinden biri yapmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Divan edebiyatında "Sade Nesir" denilince akla gelen ilk isimdir. Dönemin padişahı II. Murat’ın "Bu eserin tercümesi varmış ama dili çok kapalıymış, kimse anlamazmış. Sen bunu açık ve anlaşılır bir Türkçeye çevir" emri üzerine, sadeleşme bilinciyle hareket etmiştir.
-
Üslubu: Türkçeyi çok iyi kullanır; deyimlere, atasözlerine ve halk söyleyişlerine sıkça yer verir. Cümleleri kısa, net ve oldukça akıcıdır. Günümüz Türkçesine en yakın Divan nesri örneklerinden birini sunar.
Eserleri:
-
Kabusnâme Tercümesi: Keykavus'un oğluna öğütlerini içeren Farsça eseri Türkçeye kazandırmıştır. Eser bir tür nasihatname ve siyasetnamedir. Yaşam görgüsü, ahlak, ticaret, sanat ve devlet yönetimi gibi konularda öğütler verir. Mercimek Ahmet bu çeviriyi yaparken esere kendi üslubunu ve Türk kültürüne ait unsurları da katmıştır.
ALİ ŞİR NEVAİ
Ali Şir Nevai, 15. yüzyıl Çağatay (Doğu Türkçesi) edebiyatının en büyük şairi, yazarı ve devlet adamıdır. Timurlular devletinde üst düzey görevler almış, ömrünü Türkçenin Farsçadan geri kalır bir dil olmadığını ispatlamaya adamıştır. Sadece bir sanatçı değil, aynı zamanda Türk dilinin savunucusu olan Nevai, "Züllisaneyn" (iki dilli) olarak anılsa da kalbi daima Türkçeden yana atmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Sinan Paşa gibi aşırı süse kaçmaz, ancak halk dili kadar basit de yazmaz. Düşünce ağırlıklı eserler verdiği için "Orta Nesir" kategorisinde değerlendirilir.
-
Türkçe Şuuru: Sanatının merkezinde "Türkçecilik" vardır. Dönemin aydınları Farsçaya yönelirken o, Türkçenin sanatta, bilimde ve edebiyatta ne kadar zengin bir dil olduğunu şuurlu bir şekilde savunmuştur.
-
Üslubu: Nesir dili genellikle öğretici ve açıklayıcıdır. Fikri bir meseleyi kanıtlamak amacı güttüğü eserlerinde (özellikle Muhakemetü'l-Lugateyn'de) ikna edici, mantıksal ve karşılaştırmalı bir üslup kullanır.
Eserleri:
-
Muhakemetü’l-Lugateyn: "İki Dilin Yargılanması" anlamına gelir. Türkçe ile Farsçayı karşılaştırarak Türkçenin daha üstün ve zengin bir dil olduğunu kanıtlamaya çalıştığı dilbilimsel ve kültürel bir eserdir.
-
Mecalisü’n-Nefais: Türk edebiyatındaki ilk şairler tezkiresidir (biyografi). Dönemin şairleri hakkında kıymetli bilgiler verir ve onları eleştirir.
-
Mizanü'l-Evzan: Türk şiirindeki vezin (aruz) ölçülerini incelediği teorik bir eserdi
ÂŞIKPAŞAZÂDE
Aşıkpaşazade, 15. yüzyıl Osmanlı tarih yazıcılığının en renkli ve samimi isimlerinden biridir. Bir derviş (Vefai tarikatı şeyhi) olması hasebiyle olaylara sadece bir tarihçi gözüyle değil, bir "gönül adamı" gözüyle de bakmıştır. Kuruluş döneminin sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçişindeki en önemli köprüdür; anlattığı olayların çoğuna bizzat şahit olmuş veya şahitlerden dinlemiştir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Divan nesrinin süslü ve ağır yapısından uzaktır. Halkın konuştuğu Türkçeyi esas alan, külfetsiz ve doğal bir anlatımı vardır. "Sade Nesir"in tarih alanındaki temsilcisidir.
-
Üslubu: : Olayları kuru kuruya anlatmak yerine hikâyeleştirerek (menkıbe tarzında) anlatır. Tarihi gerçeklerle destansı unsurları iç içe geçirir. Samimi, sohbet havasında ve zaman zaman heyecanlıdır. Eserinde yer yer manzum parçalara (şiirlere) yer vererek anlatımı canlı tutar.
Eserleri:
-
Tevarih-i Al-i Osman (Aşıkpaşazade Tarihi): Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Fatih döneminin sonlarına kadar olan olayları anlatır. Osmanlı tarihinin bilinen en eski ve en önemli kaynaklarından biridir. Eser, soru-cevaplı bölümleri ve canlı tasvirleriyle dikkat çeker.
SEHİ BEY
Sehi Bey, 16. yüzyılda yaşamış, Kanuni Sultan Süleyman devrinin önemli edibidir. Asıl mesleği divan kâtipliği olan yazar, Ali Şir Nevai'nin Doğu Türkçesiyle açtığı biyografi (tezkire) yolunu, Batı (Anadolu) Türkçesinde devam ettiren isimdir. Anadolu sahasında tezkirecilik geleneğini başlatan kişi olarak edebiyat tarihimize geçmiştir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Anlaşılır bir Türkçe ile edebi sanatları harmanlayan "Orta Nesir" grubunun tipik bir temsilcisidir.
-
Üslubu: : Cümlelerinde ahenk sağlamak için secî (düzyazı kafiyesi) kullanır ancak bu kullanım, anlamı boğacak kadar yoğun değildir. Şairleri tanıtırken övgü ve yergide ölçülü olmaya çalışır.
Eserleri:
-
Heşt Behişt (Sekiz Cennet): Anadolu sahasında yazılan ilk şairler tezkiresidir. Şairleri sekiz tabakaya (sekiz cennet katı) ayırarak anlattığı için bu ismi almıştır.
SEYDİ ALİ REİS
Seydi Ali Reis, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamış büyük bir Türk denizcisi, amirali ve coğrafya bilginidir. Donanma komutanı (Kaptan-ı Derya) olarak Hint Okyanusu seferlerine katılmış, gemileri fırtınada batınca Hindistan’dan İstanbul’a karayoluyla dönmek zorunda kalmıştır. Bu zorlu yolculuğunu anlattığı eseriyle Türk edebiyatında gezi yazısı türünün en önemli örneklerinden birini vermiştir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Süsten uzak, yalın, samimi bir üslup kullanarak sade nesrin temsilcilerinden olmuştur.
-
Üslubu: : Gördüğü ülkeleri, tanıştığı insanları ve başından geçen maceraları abartısız, süssüz ve samimi bir dille anlatır. Amacı sanat yapmak değil, yaşadıklarını ve gördüğü coğrafyaları aktarmaktır.
Eserleri:
-
Mir’atü’l-Memalik (Memleketlerin Aynası): Hindistan’dan İstanbul’a dönüş yolculuğunu anlattığı, Türk edebiyatının ilk gezi yazısı örneklerinden kabul edilen eseridir.
-
Kitabü’l-Muhit (Okyanus Kitabı): Denizcilik ve yön bulma konusunda yazdığı bilimsel ve teknik bir eserdir.
LATİFİ
Latifi, 16. yüzyılda yaşamış ve Kastamonulu olmasıyla bilinen önemli bir tezkire (biyografi) yazarıdır. Anadolu sahasında Sehi Bey’den sonra ikinci tezkireyi yazan kişidir. Ancak onun önemi sadece ikinci olmasında değil, tezkirecilik geleneğine getirdiği yeniliklerde ve eleştirel bakış açısında yatar. Biyografiyi kuru bir anlatımdan çıkarıp edebi bir tür haline getirmeye çalışmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Dili Sehi Bey’den biraz daha ağırdır. Secî (düzyazı kafiyesi) ve söz sanatlarına yer verir ancak anlaşılırlığı tamamen ortadan kaldırmaz.
-
Üslubu: : Kendisinden önceki tezkirelerdeki (örneğin Sehi Bey'deki) "tabaka" sistemini (sekiz cennet vb.) terk ederek, şairleri alfabetik sıraya göre dizen ilk tezkire yazarıdır. Şairleri tanıtırken Sehi Bey’e göre daha detaylı ve eleştirel bir dil kullanır. Şairlerin sanat kudretini değerlendirirken nesnel olmaya çalışır.
Eserleri:
-
Tezkiretü’ş-Şuara (Latifi Tezkiresi): Alfabetik sıraya göre düzenlenmiş, 16. yüzyıl şairleri hakkında detaylı bilgiler ve şiir örnekleri içeren önemli bir biyografik eserdir.
BABÜRŞAH
Babürşah (16.yy), Hindistan'daki Türk-Moğol Babür İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Büyük bir devlet adamı ve komutan olmasının yanı sıra, Çağatay sahası Türk edebiyatının Ali Şir Nevai’den sonraki en büyük nesir ustasıdır. Hayatını kılıçla şekillendirmiş, kalemiyle ölümsüzleştirmiştir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Divan nesrinin süslü yapısı onun eserinde görülmez.
-
Üslubu: : Türk edebiyatında anı (hatıra) türünün en büyük ustasıdır. Yazdıklarında hiçbir şeyi saklamamış; zaferlerini, yenilgilerini, zaaflarını ve hatta içki meclislerini büyük bir samimiyetle anlatmıştır. Çağatay Türkçesini (Doğu Türkçesi) mükemmel kullanır. Dili son derece sade, akıcı ve yapmacıksızdır.
Eserleri:
-
Babürname (Vekayi): Türk edebiyatının ilk anı (hatıra) kitabı kabul edilir. Tarihi belge niteliği taşımasının yanında, edebi değeri çok yüksek bir dünya klasiğidir.
PİRİ REİS
Piri Reis (16.yy), sadece Türk denizcilik tarihinin değil, dünya haritacılık tarihinin de en önemli isimlerinden biridir. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde amirallik yapmış, çizdiği dünya haritası ile Amerika kıtasını (henüz tam keşfedilmemişken) büyük bir doğrulukla göstermiştir. Bir asker ve bilim insanı olarak denizcilik bilgilerini yazıya dökerek gelecek kuşaklara eşsiz bir miras bırakmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Bir edebiyatçı olmadığı için süslü anlatımdan kaçınmıştır. Amacı denizcilere yol göstermek, koyları, limanları ve tehlikeleri tanıtmaktır.
-
Üslubu: : Eserleri tamamen gözleme ve matematiksel verilere dayanır. Dili açık, net ve kesin hükümler içerir. Denizcilik terimlerini sıkça kullansa da cümle yapısı halkın ve gemicilerin anlayabileceği sadeliktedir.
Eserleri:
-
Kitab-ı Bahriye: Ege ve Akdeniz kıyılarını, adaları, limanları en ince ayrıntısına kadar anlatan, haritalarla desteklenmiş muazzam bir denizcilik kılavuzudur.
KEMALPAŞAZADE
Kemalpaşazade, 16. yüzyılın en büyük âlimi ve şeyhülislamıdır. Döneminde "Müfti’s-sakaleyn" (İnsanların ve cinlerin müftüsü) lakabıyla anılacak kadar büyük bir otoriteye sahiptir. Çok yönlü bir yazar olan İbn-i Kemal, tıp, tarih, felsefe ve edebiyat alanlarında yüzlerce eser vermiştir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade ve Süslü Nesir: Tarihi eserlerinde sade nesir kullanmıştır. Bazı risalelerinde ise süslü bir nesir tercih etmiştir.
-
Üslubu: : Kemalpaşazade, ele aldığı konuya göre dilini değiştirebilen bir ustadır. Halka hitap eden eserlerinde sade, bilimsel eserlerinde orta, tarih eserlerinde ise oldukça ağır ve süslü bir dil kullanmıştır. Ancak edebiyat tarihindeki asıl yeri süslü Nesir temsilciliğidir. Tarih yazarken Sinan Paşa yolundan gitmiş, secîlere ve söz sanatlarına bolca yer vermiştir.
Eserleri:
-
Tevarih-i Al-i Osman: Osmanlı tarihini anlatan bu dev eseri, süslü nesrin en başarılı örneklerinden biridir. Padişahların emriyle yazılmış, edebi değeri yüksek bir tarihtir.
NERGİSİ
Nergisi, 17. yüzyıl Divan nesrinin en "zor" ismidir. Süslü nesir denilince akla gelen Sinan Paşa'yı bile gölgede bırakacak kadar ağır, sanatlı ve karmaşık bir dil kullanmıştır. Onun amacı anlaşılmak değil, kelimelerle bir labirent inşa etmektir. Türk edebiyatında nesri şiirden daha zor bir sanat haline getiren kişi olarak tanınır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Süslü Nesir: Süslü nesrin en ağır örneklerini vermiştir.
-
Üslubu: : "Sanat için sanat" anlayışının nesirdeki uç noktasıdır. Üç sayfa süren tek bir cümle kurabilmesiyle ünlüdür. Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü, zincirleme tamlamalarla dolu dili, sözlük olmadan anlaşılması neredeyse imkânsızdır. Edebiyatımızda genellikle şiir şeklinde yazılan "hamse" (beş mesnevi) geleneğini düzyazıya (nesre) taşıyan ilk ve tek kişidir.
Eserleri:
-
Nihalistan: Beş ayrı eserden oluşan ilk mensur (düzyazı) hamsedir. İçinde ahlaki hikâyeler, aşk öyküleri ve çeşitli olaylar anlatılır, ancak dilinin ağırlığı nedeniyle okunması çok güçtür.
VEYSİ
Veysi, 17. yüzyılda Nergisi ile birlikte "Süslü Nesir" akımının en önemli temsilcisidir. Asıl mesleği kadılık olan yazar, döneminin diğer sanatçıları gibi söz ustalığını göstermeyi amaçlamıştır. Nergisi kadar olmasa da oldukça ağır ve sanatlı bir dili vardır. Divan nesrinin "zor anlaşılan" metinlerinin mimarlarındandır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Süslü Nesir: Tıpkı Nergisi ve Sinan Paşa gibi, ne anlattığından çok nasıl anlattığına odaklanır. Kelime oyunları, uzun tamlamalar ve söz sanatları üslubunun temelidir.
-
Üslubu: : Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıkta olduğu, sözlük yardımı olmadan anlaşılması güç bir dili vardır. Cümlelerinde ahengi sağlamak için secî sanatını yoğun bir şekilde kullanır.
Eserleri:
-
Siyer-i Veysi (Dürretü't-Tac): Hz. Muhammed’in hayatını anlattığı en meşhur eseridir. Klasik siyer kitaplarından farklı olarak oldukça sanatlı bir dille yazılmıştır (Eser yarım kalmıştır, sonraki yıllarda başkaları tamamlamıştır).
-
Hâb-nâme (Rüya Kitabı): I. Ahmed ile Büyük İskender'i rüyasında karşılıklı konuşturduğu, dönemin devlet yönetimini ve sosyal bozukluklarını eleştirdiği, rüya formunda yazılmış alegorik ve eleştirel bir eserdir.
EVLİYA ÇELEBİ
Evliya Çelebi (17.yy), sadece Türk tarihinin değil, dünya tarihinin de en büyük gezginidir. "Seyahat Ya Resulallah" diyerek başladığı yolculuğu tam 50 yıl sürmüş; Osmanlı coğrafyasını ve komşu ülkeleri adım adım gezmiştir. O, sadece bir seyyah değil, aynı zamanda bir etnolog, tarihçi ve usta bir hikâye anlatıcısıdır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Dili ne divan kâtiplerinin süslü diline benzer ne de tam anlamıyla sokak dilidir. Eğitimli bir İstanbul beyefendisi ağzıyla konuşur gibi yazar. Bu yüzden "Orta Nesir" grubunda değerlendirilir.
-
Üslubu: : Anlatımında mizah unsurlarına ve "mübalağa" (abartı) sanatına sıkça başvurur. Okuyucunun ilgisini canlı tutmak için efsaneleri ve duyduklarını renkli bir dille anlatır (Erzurum'un soğuğunu anlatırken damdan dama atlayan kedinin havada donduğunu söylemesi gibi).
Eserleri:
-
Seyahatname: 10 ciltten oluşan bu dev eser, 17. yüzyıl Osmanlı dünyasının panoramasıdır. Tarih, coğrafya, sosyoloji ve folklor açısından eşsiz bir hazinedir.
KÂTİP ÇELEBİ
Kâtip Çelebi, Batı dünyasında "Hacı Kalfa" adıyla tanınan, 17. yüzyılın en büyük ilim adamı ve bibliyografıdır. Tarih, coğrafya, bibliyografya ve denizcilik alanlarında yazdığı eserlerle Doğu ve Batı bilimini sentezlemeye çalışmıştır. Avrupa'daki bilimsel gelişmeleri takip eden ve Osmanlı'daki gerilemeyi fark edip çözüm arayan bir aydındır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Kâtip Çelebi’nin amacı sanat yapmak değil, bilgi aktarmaktır. Bu yüzden süslü ve ağdalı bir dilden kaçınmıştır.
-
Üslubu: : Ciddi, bilimsel ama anlaşılır bir üslup kullanmıştır. Eserlerinde duygularına değil, belgelere ve akla dayanır. Eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Toplumu ve devlet adamlarını aydınlatmayı hedefler. Cümleleri kısa, hüküm bildiren ve net ifadelerden oluşur.
Eserleri:
-
Keşfü’z-Zünun: 15.000’e yakın kitabın tanıtımını yaptığı, Arapça yazdığı devasa bir bibliyografya eseridir. Dünyada alanındaki en önemli kaynaklardan biridir.
-
Cihannüma: Osmanlı'da yazılan en önemli coğrafya kitabıdır.
-
Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar: Osmanlı denizcilik tarihini ve donanmayı anlattığı eseridir.
-
Fezleke: 1591-1654 yılları arasındaki tarihi olayları anlattığı eseridir.
NAİMA
Naima (17. yy sonu, 18.yy başı), Osmanlı Devleti’nin ilk resmi vakanüvisidir (devlet tarihçisi). Olayları sadece kaydeden bir memur değil, olayların arkasındaki sosyal ve ekonomik nedenleri araştıran bir tarih felsefecisidir. Tarihi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde, sosyolojik bir bakış açısıyla (İbn-i Haldun etkisiyle) incelemesi onu diğer tarihçilerden ayırır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Dili, Sinan Paşa kadar ağır değildir ancak tamamen sade de sayılmaz. Dönemin konuşma diline yakın, nükteli ve akıcı bir "orta nesir" kullanır.
-
Üslubu: : Tarihi olayları bir hikâye kurgusu gibi canlı ve sürükleyici anlatır. Karakter tasvirlerinde oldukça başarılıdır. Olayları anlatırken "Neden oldu?" ve "Sonucu neydi?" sorularına odaklanır. Objektif olmaya çalışır, gerektiğinde devlet adamlarını eleştirmekten çekinmez.
Eserleri:
-
Naima Tarihi (Tarih-i Naima): 1591-1660 yılları arasındaki olayları kapsayan, Osmanlı tarihçiliğinin başyapıtlarından biridir.
PEÇEVİ İBRAHİM EFENDİ
Macaristan'ın Peç (Pécs) şehrinde doğduğu için "Peçevi" (Peçli) olarak anılır (17. yy). Sınır boylarında yetişmiş bir asker kökenli tarihçidir. Onu diğer Osmanlı tarihçilerinden ayıran en büyük özellik; Osmanlı tarihini yazarken ilk kez Batılı (Macar) kaynaklardan da yararlanmış olmasıdır. Bu yönüyle tarihe daha geniş ve karşılaştırmalı bir perspektiften bakmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Bir asker ailesinden geldiği ve serhat boylarında yaşadığı için dili son derece sade, açık ve anlaşılırdır. Süslü nesrin yapmacıklığından uzaktır.
-
Üslubu: : Sadece Türk tarafının değil, düşman tarafının (Avusturya-Macaristan) bakış açısını da yansıtmasıyla objektif tarihçiliğin öncülerindendir. Olayları bizzat yaşayanların ağzından veya yazılı kaynaklardan aktarır, abartıya kaçmaz.
Eserleri:
-
Peçevi Tarihi: Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkışından IV. Murat dönemine kadar olan olayları (1520-1640) anlatır.
KOÇİ BEY
Koçi Bey, 17. yüzyılın en önemli "devlet ve siyaset" düşünürüdür. IV. Murat ve Sultan İbrahim’e sunduğu raporlarla tanınır. Osmanlı devlet yapısındaki bozulmaları, rüşveti, adam kayırmayı ve ordudaki disiplinsizliği padişaha cesurca anlatan ilk aydınlardan biridir. Batı'daki Machiavelli veya Montesquieu gibi, devlet yönetimi üzerine kafa yormuştur.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Koçi Bey'in amacı sanat yapmak değil, "devleti kurtarmaktır". Bu yüzden dili son derece ciddidir. Teşhis ve tedavi öneren bir doktor gibidir.
-
Üslubu: : padişaha sunduğu raporlarda sözü dolandırmaz. Sorunları (iltimas, rüşvet, timar sisteminin bozulması) madde madde, açık bir Türkçeyle anlatır.
Eserleri:
-
Koçi Bey Risalesi: Devlet yönetimindeki aksaklıkları ve çözüm önerilerini içeren ünlü raporudur. IV. Murat'a sunulmuştur. Bu eser, Türk edebiyatında "layiha" (rapor) türünün en önemli örneğidir.
YİRMİSEKİZ MEHMET ÇELEBİ
Yirmisekiz Mehmet Çelebi (18.yy), Lale Devri’nin en önemli devlet adamlarından biridir. III. Ahmet tarafından Fransa’ya (Paris) elçi olarak gönderilmiştir. Sadece diplomatik görev yapmakla kalmamış; Batı’nın teknolojisini, sanatını, şehir hayatını ve kültürünü inceleyerek Osmanlı’ya aktarmıştır. Onun yazdıkları, Osmanlı’daki "Batılılaşma" hareketlerinin fiili başlangıcı kabul edilir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Sade Nesir: Divan nesrinin süslü ve kapalı yapısından tamamen uzaktır. Dili son derece doğal, samimi ve açıklayıcıdır.
-
Üslubu: : Bir edebiyatçıdan çok, meraklı bir gözlemcidir. Amacı gördüğü yenilikleri (operayı, saray bahçelerini, rasathaneleri) Padişah’a ve devlet adamlarına en doğru şekilde anlatmaktır. serinde "kâfir icadı" diyerek reddetmek yerine, Batı'daki gelişmeleri hayranlıkla ve "bizde de uygulanabilir" bakış açısıyla anlatmıştır (Matbaanın getirilmesindeki katkısı büyüktür).
Eserleri:
-
Fransa Sefaretnamesi: Paris’teki gözlemlerini anlattığı bu eser, Türk edebiyatındaki en ünlü sefaretname örneğidir. Hem tarihi belge niteliği taşır hem de gezi yazısı tadındadır.
SEYYİT VEHBİ
Seyyit Vehbi (18.yy), Lale Devri’nin eğlence ve sanat dolu atmosferini en iyi yansıtan şair ve yazarlardan biridir. Dönemin ünlü şairi Nedim şiirde ne yaptıysa, Seyyit Vehbi de nesirde (ve mesnevide) benzer bir neşe ve canlılığı yakalamıştır. III. Ahmet’in şehzadeleri için yapılan ve günlerce süren görkemli sünnet düğününü anlatmasıyla tanınır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Süslü Nesir: Arapça ve Farsça kelimelerle yüklü, sanatlı bir üslubu vardır ancak bu süs, Nergisi’deki gibi anlaşılmazlık boyutunda değildir; estetik zevk verme amaçlıdır.
-
Üslubu: : Eserlerinde betimlemelere (tasvirlere) büyük önem verir. Şenliklerdeki havai fişekleri, cambazları, esnaf alaylarını ve ziyafetleri o kadar detaylı anlatır ki, okuyucu olayı gözünde canlandırabilir. Süslü anlatımına rağmen, dönemin sosyal hayatına, eğlence kültürüne ve esnaf teşkilatına dair çok kıymetli bilgiler verir.
Eserleri:
-
Surname-i Vehbi: III. Ahmet’in oğullarının sünnet düğününü anlatan, minyatürlerle süslü muazzam bir eserdir. Levni’nin minyatürleri ve Vehbi’nin metniyle Lale Devri’nin görsel ve yazınsal özeti gibidir.
GİRİTLİ AZİZ EFENDİ
Giritli Ali Aziz Efendi, 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında yaşamış, Divan edebiyatı ile modern edebiyat arasında "köprü" olmuş bir yazardır. Diplomatlık göreviyle Avrupa’da (Prusya/Berlin) bulunmuştur. Yazdığı hikâyeler, geleneksel halk hikâyelerinden modern hikâyeye ve romana geçişin ilk ve en önemli basamağı kabul edilir.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Dili, Klasik Divan nesrinden biraz daha sade, ancak Tanzimat nesri kadar da "yeni" değildir. Eski meddah geleneğinin anlatım tekniklerini kullanır ancak kurgusu daha moderndir.
-
Üslubu: : Hikâyelerinde cinler, periler ve büyü gibi masalsı/fantastik unsurlar ile İstanbul’un gerçekçi mekân tasvirlerini iç içe geçirmiştir. Doğu’nun "Binbir Gece Masalları" tekniği ile Batı’nın hikâye kurgusunu birleştirmeye çalışmıştır.
Eserleri:
-
Muhayyelât: Üç büyük hikâyeden (Hayal) oluşan bu eser, Türk edebiyatında modern hikâyeye geçişin ilk eseri sayılır. Tanzimat yazarları (özellikle Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi) bu eserden çok etkilenmiştir.
MÜTERCİM ASIM
Mütercim Asım, 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında (III. Selim ve II. Mahmud dönemleri) yaşamış, "Mütercim" (Çevirmen) lakabını adının bir parçası haline getirmiş büyük bir âlimdir. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra Türk diline ve kelime hazinesine en büyük katkıyı yapan isimlerden biridir. Arapça ve Farsçadan yaptığı devasa sözlük çevirileri, sadece birer tercüme değil, Türkçenin ifade gücünü gösteren birer hazine niteliğindedir. Aynı zamanda devletin resmi tarihçisi (vakanüvis) olarak görev yapmıştır.
Sanat Anlayışı ve Üslubu:
-
Orta Nesir: Süslü nesrin kapalılığından uzaktır ancak avam (halk) dili kadar basit de değildir. Zengin, sağlam ve işlek bir İstanbul Türkçesi kullanır.
-
Üslubu: : Yabancı eserleri tercüme ederken "motamot" (kelimesi kelimesine) çeviri yerine, o kavramları en iyi karşılayan Türkçe kelimeleri ve deyimleri bulmaya çalışmıştır. Unutulmuş pek çok Türkçe kelimeyi gün yüzüne çıkarmıştır. Dili; bilimsel, ciddi ve öğreticidir.
Eserleri:
-
Kamûs-ı Okyânus (Okyanus Sözlüğü): Firuzabadi’nin ünlü Arapça sözlüğünün (El-Kamûsu'l-Muhît) tercümesidir. Ancak Asım Efendi bu esere binlerce yeni madde eklemiş ve onu Türkçenin devasa bir sözlüğü haline getirmiştir. Tanzimat aydınlarının başucu kitabı olmuştur.
-
Burhân-ı Katı Tercümesi: Farsçadan Türkçeye çevirdiği çok kapsamlı bir sözlüktür.
-
Asım Tarihi: Vakanüvislik görevi sırasında yazdığı, 1801-1808 yılları arasını (III. Selim dönemi ve Kabakçı Mustafa İsyanı) anlatan tarih kitabıdır.

Slaytlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:
Özet Videolar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri
Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:


