
II. Yeni Şiirinin Genel Özellikleri
İkinci Yeni Şiir Akımı, 1950’lerin ortalarında Garip akımının şiiri sokaktaki basitliğe, nükteye ve aşırı yalınlığa indirgemesine karşı bir reaksiyon olarak doğan; Türk şiirinde imgeyi, soyutlamayı ve estetik derinliği yeniden zirveye taşıyan aristokratik ve entelektüel bir ihtilal hareketidir. Garip’in sokağa indirdiği, "Süleyman Efendi’nin nasırıyla" sıradanlaştırdığı şiiri oradan çekip alan bu anlayış; dili kendi kurallarından özgürleştirmiş, anlamı gizlemiş ve şiiri yeniden entelektüel bir fildişi kuleye, zihnin dehlizlerine taşımıştır. Onlar için şiir, hayatın aynen aktarılması değil; dilin sınırlarını zorlayan yepyeni bir evren tasarımıdır.
Dönemin Genel Karakteri ve Zihniyeti
1950'li yıllar, Türkiye'de çok partili hayata geçişin, hızlı kentleşmenin, toplumsal tabakalaşmanın ve aynı zamanda siyasi baskı atmosferinin yoğunlaştığı bir dönemdir. Demokrat Parti iktidarının yarattığı sosyo-politik bunalımlar ve küresel çapta Soğuk Savaş dönemi varoluşçuluğu (egzistansiyalizm), aydınlar üzerinde ciddi bir sıkışmışlık ve yalnızlık hissi yaratmıştır. Bu zihniyetin merkezinde Garip'in "küçük insanı" değil, modern kent hayatının içinde yabancılaşmış, yalnızlaşmış, bunalmış ve iç dünyasına çekilmiş "birey" yer alır.
Dönemin ruhu, Garip’in getirdiği "fazla düz ve sığ" gerçekliğe karşı duyulan edebi bir doymamışlık üzerine kuruludur. Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ülkü Tamer gibi birbirinden bağımsız ama aynı estetik iklimde nefes alan şairler; şiirin sadece bir espri, bir şaşırtmaca veya basit bir düz yazı ulaması olmasına itiraz ederler. Onlar için şair, sokaktaki insanla sıradan bir dil ile konuşan bir arkadaş değil; dilin alışılagelmiş mantığını yıkarak insanın bilinçaltını, gizli arzularını ve varoluşsal sancılarını imge tünellerinden geçiren bir büyücüdür.
İkinci Yeni, Garip gibi ortak bir manifesto veya tek bir kitapla ("Garip" kitabı gibi) planlı bir şekilde ortaya çıkmamıştır. Pazar Postası, Son Yaprak, Yeditepe gibi dergilerde birbirini besleyen şairlerin şiirleri, eleştirmen Muzaffer İlhan Erdost’un bu harekete "İkinci Yeni" adını koymasıyla edebi bir kimlik kazanmıştır. Bu hareket, şiirin mantıksal bir bildiri değil, insanın duygu dünyasındaki sarsıntıların dili eriterek yeniden kurulması olduğunu savunmuştur.
Şiir Anlayışının Temel Özellikleri
İkinci Yeni, dili ve anlamı tamamen tersyüz ederek Türk şiirinde o güne kadar görülmemiş soyut bir estetik inşa etmiştir:
-
İmgelemenin ve Soyutlamanın Sanatı: Şiirin merkezine "imge" (sözcüklerin zihindeki çağrışım dünyası) yerleştirilmiştir. Görünenden ziyade görünmeyenin, rüyaların ve bilinçaltının şiiri yazılmıştır. Şiir, somut dünyadan kopartılarak soyut bir düzleme taşınmıştır.
-
Anlam Kapalılığı: Garip’in "herkesin ilk okuyuşta anlayacağı şiir" ilkesine tamamen savaş açılmıştır. İkinci Yeni’ye göre şiir bir şey anlatmak zorunda değildir; şiir hissettirilir, sezinletilir. Anlam, okuyucunun çabasına bırakılmış, derinlere gizlenmiştir.
-
Dilin Yapısının Bozulması ve Yeni Kelimeler: Şairler, Türkçenin dil bilgisi kurallarını, söz dizimini bilinçli olarak bozmuşlardır. "Üvercinka", "gözistan", "cehennet", "apartmanüstü" gibi dilde olmayan yeni kelimeler türetmişler; "gözleri dördüncü köprüydü trenlere" gibi mantık sınırlarını zorlayan alışılmamış bağdaştırmalar kullanmışlardır.
-
Siyasetten ve Toplumsal Faydadan Uzaklaşma: Şiir, toplumsal bir fayda gütme ya da bir ideolojinin sözcülüğünü yapma aracı olarak görülmemiştir. Güncel siyasetin sığ sularından kaçılarak insanın evrensel yalnızlığı, erotizm, ölüm, kaçış ve yabancılaşma gibi temalar işlenmiştir.
-
Nükte ve İroninin Yerine Çağrışım ve Duygu: Garip’in okuyucuyu güldüren ya da şaşırtan zekice esprileri, yerini yoğun bir melankoliye, yalnızlık hissine, lirik ve sarsıcı bir duygu dünyasına bırakmıştır. Şiirin ciddiyeti ve ağırlığı geri getirilmiştir.
-
Geleneğe Mesafeli Yaklaşım: Halk kültürüne ve folklora (Garip’in aksine) mesafeli yaklaşmışlardır. Çünkü folklorun şairi sınırladığına inanırlar. Ancak Sezai Karakoç gibi bazı şairler İslam mitolojisi ve mistisizmden, bazıları ise Batı edebiyatı ve mitolojisinden beslenerek şiirlerine entelektüel bir arka plan kazandırmışlardır.
-
Musiki ve İç Sesin Yeniden Keşfi: Garipçilerin tamamen reddettiği şiirsel ses, İkinci Yeni'de biçimsel bir kafiye olarak değil, kelimelerin kendi iç sesleri, ritimleri ve yarattıkları akustik atmosfer olarak şiire geri dönmüştür.
-
Dadaizm ve Sürrealizm Etkisi (Bilinçaltı ve Kuralsızlık): İkinci Yeni, Batı edebiyatının avangart hareketlerinden, özellikle Dadaizm ve Sürrealizmden (Gerçeküstücülük) çok güçlü izler taşır. Dadaizmin dili ve yerleşik tüm estetik kuralları sabote eden anarşist tavrı ile Sürrealizmin aklın denetimini reddeden, rüyaları ve bilinçaltını kutsayan yaklaşımı bu şiirin can suyu olmuştur. Şairler, mantık süzgecini tamamen devre dışı bırakarak Freudyen bir yaklaşımla insanın karanlık dehlizlerine inmiş; akıl dışı, kuralsız ve serbest çağrışımlara dayalı absürt bir dünya inşa etmişlerdir.
Gelişim Süreci ve Dağılış
İkinci Yeni’nin öyküsü, 1950'li yılların ortalarında farklı şehirlerde yaşayan ve temelde birbirine benzemeyen güçlü şair karakterlerin aynı estetik kırılmayı yaşamasıyla başlar. Muzaffer İlhan Erdost’un 1956’da Pazar Postası’nda bu şairlerin ortak yönlerini saptayarak akıma adını vermesi, tartışmaları alevlendirir. Ahmet Oktay, Attilâ İlhan gibi isimler bu şiiri "toplumdan kopuk, anlamsız ve dejenere" olmakla suçlarken; Turgut Uyar’ın Arz-ı Hal (1949) ile başlayıp Tütünler Islak (1959) ile burjuva bireyine evrilen çizgisi, Edip Cansever’in Yerçekimli Karanfil’i (1957) ve Cemal Süreya’nın Üvercinka’sı (1958) akımın başyapıtları olarak kabul görür.
İkinci Yeni, katı bir topluluk olmadığı için hiçbir zaman resmi olarak dağılmamıştır. Ancak 1960'ların ortalarına gelindiğinde, Türkiye'deki siyasi iklimin yeniden ısınması, 1961 Anayasası'nın getirdiği özgürlükçü ortamla birlikte toplumcu/sol düşüncenin yükselmesi, bu içe dönük soyut şiirin alanını daraltmıştır. Okuyucu ve aydınlar artık "bunalım" değil, "eylem ve toplum" şiiri talep etmeye başlamışlardır.
1960’ların sonunda, İkinci Yeni’nin kurucu figürleri kendi özgün şiirsel olgunluklarına erişerek kendi yollarına gitmişlerdir. Edip Cansever daha dramatik ve uzun soluklu monologlara/tiyatral şiirlere kaymış, Cemal Süreya lirik-erotik çizgisini derinleştirmiş, Turgut Uyar toplumsal dehlizlere inmiş, Sezai Karakoç ise tamamen mistik-İslami bir diriliş düşüncesinin bayraktarı olmuştur. İkinci Yeni bir grup olarak sönümlense de, Türk şiirine kazandırdığı devasa imge dünyası ve dil özgürlüğü, kendisinden sonra gelen tüm kuşakların DNA'sını sonsuza dek değiştirmiştir.
II. Yeniciler

CEMAL SÜREYA
1931 yılında Erzincan’da doğan Cemal Süreya (Cemalettin Seber), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni (Mülkiye) bitirerek uzun yıllar maliye müfettişliği ve darphane müdürlüğü gibi bürokratik görevlerde bulunmuştur. Türk şiirinde dilin ve imgenin sınırlarını altüst eden "İkinci Yeni" akımının kurucu teorisyenlerinden ve en parıltılı şairlerinden biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, akımın getirdiği soyut ve kapalı dünyayı; tensel bir coşku, erotizm, zekâ ve benzersiz bir mizaçla buluşturarak İkinci Yeni'yi en geniş kitlelere sevdiren, ona sıcak kan ve can veren sivil bir büyücü olmasıdır.
Akımın diğer isimleri tamamen içsel bunalımlara, felsefi dehlizlere ya da katı bir soyutlamaya yönelirken; Cemal Süreya, şiirini aşkın, kadının, ironinin ve Türkçenin pürüzsüz lezzetinin emrine vermiştir.
Şiir Anlayışı
-
Erotizmin ve Tenselliğin Keşfi: Şiirinin en güçlü motoru aşktır. Ancak bu aşk platonik, kutsal ya da soyut bir kavram değil; etiyle, kemiğiyle, tenselliğiyle son derece dünyevi ve coşkulu bir erotizmdir. Kadın bedenini ve cinselliği, ayıp ya da tabu olmaktan çıkarıp şiirin merkezine, devrimci bir eylem olarak yerleştirmiştir.
-
Mizah, Zekâ ve İroni: En trajik, sarsıcı ya da hüzünlü temaları bile (çocukluğunda yaşadığı sürgünlüğü ve öksüzlüğü dahil) ince bir alay, nükte ve şaşırtıcı dil oyunlarıyla hafifletmiştir. Şiiri okuru boğmaz; zekice kurgulanmış bir ironiyle sarsar ve gülümsetir.
-
Dilin Yapısını Bozma: Dil kurallarını ve söz dizimini bilinçli olarak bozmuştur. "Üvercinka", "gözistan", "cehennet", "apartmanüstü" gibi dilde olmayan tamamen sese ve çağrışım gücüne dayalı yeni kelimeler türetmiştir.
-
Gelenekle Kurulan Yapıcı Köprü: İkinci Yeni genel olarak folkloru ve halk kültürünü şiiri sınırladığı gerekçesiyle dışlarken, o geleneğe "göz ucuyla" bakmayı bilmiştir. Divan şiirinin ses zenginliğini ve halk şiirinin içtenliğini modern şiirin potasında eriterek özgün bir sentez oluşturmuştur.
-
Görsel ve Çarpıcı İmgeler: Onun şiirinde imge, zihinsel bir bulmaca değildir; okuyucunun gözünde adeta sürrealist bir sinema karesi gibi canlanır. Az sözle, sarsıcı ve akılda kalıcı sahneler yaratmakta ustadır.
Şiirleri:
-
Üvercinka: Şairin yayımlanan ilk kitabı ve İkinci Yeni’nin en gür, en taze, en erotik bayrağıdır. Türk şiirinde adeta bir infial yaratmış ve Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanmıştır.
-
Göçebe: Bir müfettiş olarak Anadolu’yu gezmesinin izlerini taşıyan; göçebelik, yabancılaşma, tarih ve coğrafya bilincinin lirik bir dille sorgulandığı, TDK Şiir Ödülü'nü alan eseridir.
-
Beni Öp Sonra Doğur Beni: Anne özleminin, çocukluk travmalarının, aşkın ve cinselliğin toplumsal ve siyasal arka planla harmanlandığı lirik yönü çok güçlü bir kitabıdır.
-
Sevda Sözleri: Şairin o güne kadar yayımladığı tüm şiirleri ve "Uçurumda Açan" gibi yeni eserleri bir araya getiren, onun aşk ve sevda konseptindeki olgunluk dönemini temsil eden dev derlemedir.
-
Sıcak Nal: Yaşlılık, ölüm yaklaşımı, geçmişe dönük özlemler ve ironinin yine el ele yürüdüğü, kelime işçiliğinde zirveye ulaştığı geç dönem eserlerindendir.
-
Güz Bitigi (1988): Şiirler, düz yazılar ve dize parçalarından oluşan; nesirle nazmın sınırlarını flulaştırdığı, deneysel yönü ağır basan son kitaplarındandır.
Deneme, Portre, Dergi:
-
Şapkam Dolu Çiçekle: Şairin şiir üzerine teorik düşüncelerini, İkinci Yeni’nin savunmasını ve Türk edebiyatındaki poetik figürleri ince bir zekâyla masaya yatırdığı en önemli deneme kitabıdır. Kitaba da yön veren ve ilk kez 1956'da yayımlanan "Folklor Şiire Düşman" makalesi; halk kültürünün, hazır kalıpların ve folklorik unsurların şairin özgün imge dünyasını sınırladığını, modern şiirin kişiselliğe ve yaratıcılığa dayanması gerektiğini savunan tarihi bir manifesto niteliğindedir.
-
Günübirlik: Edebiyattan sanata, günlük hayattan siyasete kadar pek çok konuyu gazete yazısı sıcaklığında ve entelektüel bir derinlikle ele aldığı yazılarından oluşur.
-
99 Yüz (Yüzler): Türk edebiyatı, siyaseti ve sanat dünyasından 99 ünlü ismin karakter analizi ile fiziksel portrelerini edebi birer tablo gibi çizdiği, hiciv ve zekâ yüklü benzersiz eseridir.
-
Papirüs dergisi: Cemal Süreya’nın zor şartlar altında, dönemsel aralıklarla çıkardığı bu dergi; İkinci Yeni’nin, yenilikçi Türk şiirinin ve nitelikli edebiyat eleştirisinin en önemli kalelerinden biri olmuş, bir kuşağı etrafında toplamıştır.

EDİP CANSEVER
1928 yılında İstanbul’da doğan Edip Cansever, İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Yüksek Ticaret Okulu’ndaki eğitimini yarıda bırakarak Kapalıçarşı’da babasından kalan antikacı ve halıcı dükkanını işletmeye başlamıştır. Türk şiirinde imgenin, soyutlamanın ve dil özgürlüğünün sınırlarını çizen "İkinci Yeni" akımının en özgün, en üretken ve en sadık şairlerinden biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, akımın getirdiği imgeci ve soyut yapıyı; tiyatral monologlarla, çok sesli karakterlerle ve dramatik bir derinlikle buluşturarak Türk edebiyatının en görkemli, en hacimli ve en entelektüel şiir kalelerinden birini inşa etmiş olmasıdır.
Akımın diğer isimleri aşkın coşkusuna, dil oyunlarına ya da mistik dehlizlere yönelirken; Edip Cansever, şiirini insanın varoluşsal sancılarının, modern kentteki yalnızlığının, yabancılaşmasının ve bitmek bilmeyen arayışlarının emrine vermiştir.
Şiir Anlayışı
-
Dramatik ve Tiyatral Şiir (Çok Seslilik): Şiiri tek bir anlatıcının lirik çığlığı olmaktan çıkarmıştır. Şiirlerinde tiyatro metinlerini andıran iç konuşmalar, monologlar, diyaloglar ve farklı kurmaca karakterler (Mendilimde Kan Sesleri'ndeki Ahmet Abi, Ruhi Bey, Çağrılmayan Yakup gibi) kullanarak Türk şiirine benzersiz bir çok seslilik (polifoni) kazandırmıştır.
-
Modern İnsanın Varoluşsal Sancıları: Şiirinin odağında modern kent hayatı içinde sıkışmış, yalnızlaşmış, yabancılaşmış ve çaresizlik içinde kendi varlığını sorgulayan birey yer alır. Yaşama sevincinden ziyade, varoluşçu (egzistansiyalist) bir felsefeyle insanın içsel boşluğunu, can sıkıntısını ve yabancılaşmasını işlemiştir.
-
Düşüncenin ve Nesnelerin Şiirleşmesi: Soyut düşünceleri, insan psikolojisini ve felsefi kavramları somut nesneler üzerinden aktarmakta ustadır. Kapalıçarşı’daki antikacı dükkanının da etkisiyle, nesnelere ve eşyalara felsefi anlamlar yüklemiş; insanı nesneler dünyasıyla olan ilişkisi üzerinden çözümlemiştir.
-
Bitmek Bilmeyen Bir Arayış ve Uzun Şiirler: İkinci Yeni'nin anlık çağrışımlara dayalı kısa şiir yapısına mesafeli yaklaşmış, adeta nehir romanlar gibi uzun soluklu, katmanlı, kitap oylumunda epik-dramatik şiirler yazmıştır. Şiiri, durmaksızın yenilenen ve genişleyen bir arayış zeminidir.
-
Kuyumcu Titizliğinde Dil İşçiliği: İlk şiirlerindeki Garip etkisinden sıyrıldıktan sonra, kelimeleri bir sarraf gibi ince ince işlemiştir. Kapalı ve imgeci bir dil kullanmasına rağmen, şiirsel ritmi, iç sesi ve dilin estetik pürüzsüzlüğünü her zaman korumuştur.
Şiirleri:
-
İkindi Üstü: Şairin henüz on dokuz yaşındayken yayımladığı, Garip akımının ve çocuksu bir yaşama sevincinin izlerini taşıyan, kendisinin daha sonra olgunluk döneminde reddedeceği ilk şiir kitabıdır.
-
Dirlik Düzenlik: Toplumsal ve bireysel gerçekleri ironik, mizahi ve yalın bir dille ele aldığı, şairin kendi sesini ve tarzını aramaya başladığı geçiş dönemi eseridir.
-
Yerçekimli Karanfil: Edip Cansever’in İkinci Yeni safına resmen geçtiği ve akımın başyapıtlarından biri haline gelen kitabıdır. İmgenin, soyutlamanın ve estetik derinliğin zirve yaptığı bu eserle Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanmıştır.
-
Umutsuzlar Parkı: Modern kent insanının yalnızlığını, umutsuzluğunu ve sıkışmışlığını tiyatral bir kurgu ve dramatik sahneler eşliğinde sunduğu, uzun şiire yönelişinin ilk büyük adımıdır.
-
Petrol: İnsanın içsel dehlizleri ile dış dünyanın mekanikleşmesi arasındaki çatışmayı soyut ve zorlu imge tünellerinden geçirerek işlediği deneysel yönü güçlü eseridir.
-
Nerde Antigone: Mitolojik ve trajik bir arka plan kullanarak modern insanın yalnızlığını, yabancılaşmasını ve kaderle olan varoluşsal savaşını sorguladığı kitabıdır.
-
Tragedyalar: Türk şiirinde kurmaca karakterlerin, diyalogların ve tiyatral yapının zirvesidir. Farklı karakterlerin iç dünyaları üzerinden insan soyunun trajedisini anlatan, yedi bölümlük devasa bir dramatik şiir nehridir.
-
Çağrılmayan Yakup: Toplum tarafından dışlanmış, yabancılaşmış ve kendi varoluşunu arayan "Yakup" karakteri üzerinden yabancılaşma temasını vurduğu en sarsıcı başyapıtlarındandır.
-
Kirli Ağustos: Zamanın akışını, mekânı, insan ilişkilerindeki aşınmayı ve hüzünlü bir durağanlığı sarsıcı çağrışımlarla ele aldığı olgunluk dönemi eseridir.
-
Ben Ruhi Bey Nasılım: "Ruhi Bey" adlı kurmaca bir karakterin ölümü, yaşamı, yalnızlığı ve çevresindeki insanlarla olan ilişkileri üzerinden bir dönemin ve bir burjuva bireyinin psikolojik anatomisini çıkardığı, TDK Şiir Ödülü'nü alan muazzam bir yapıttır.
-
Oteller Kenti: Şairin hayattayken yayımlanan son kitabıdır. Farklı otel odalarında yaşayan, gelip geçen insan portreleri üzerinden modern hayatın geçiciliğini ve insanın sığınma arayışını simgesel bir dille sunar.

TURGUT UYAR
1927 yılında Ankara’da doğan Turgut Uyar, Askeri Memurlar Okulu’nu bitirdikten sonra Posof, Terme ve Ankara gibi taşra ilçelerinde askeri memurluk yapmış, daha sonra bu görevinden istifa ederek SEKA Ankara şubesinde sivil memur olarak çalışmıştır. Türk şiirinde dilin, biçimin ve anlamın yerleşik sınırlarını genişleten "İkinci Yeni" akımının en güçlü kurucu sütunlarından ve en gür sesli şairlerinden biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, akımın getirdiği imgeci yapıyı; coğrafyanın hırçınlığıyla, tarihin yüküyle, kentin kaosuyla ve insanın toplumsal çıkmazlarıyla birleştirerek Türk edebiyatının en görkemli, en sarsıcı ve en dik yamaçlı şiir anıtlarından birini inşa etmiş olmasıdır.
Akımın diğer isimleri tensel coşkuya, tiyatral monologlara ya da soyut dehlizlere yönelirken; Turgut Uyar, şiirini insanın bitmek bilmeyen huzursuzluğunun, büyük kentteki kuşatılmışlığının ve çıkışsızlık içinde bile koruduğu o direnişçi umudunun emrine vermiştir. O, Türk şiirinin "Huzursuz Efendisi ve Sivil Epik Şairi"dir.
Şiir Anlayışı
-
Huzursuzluk, Sıkıntı ve Başkaldırı: Onun şiirinin temel yakıtı "huzursuzluk"tur. Modern kent hayatının getirdiği tek tipleşmeye, burjuva ahlakına ve insanın kendi doğasına yabancılaşmasına karşı büyük bir içsel sıkıntı ve öfke duymuştur. Şiirlerinde bu sıkıntıyı, boyun eğmeyen sivil bir başkaldırıya dönüştürmüştür.
-
Katmanlı, Hacimli ve Büyük Şiir: İkinci Yeni'nin anlık parlamalara dayalı kısa şiir modelini aşarak; düzyazıya yaklaşan, geniş nefesli, öyküleme mantığı barındıran ve adeta bir nehir gibi akan uzun, hacimli şiir mimarileri kurmuştur. Şiirini küçük bir odaya değil, büyük ve kaotik bir meydana benzetmiştir.
-
Toplumsal Sancılarla Bireysel Bunalımın Sentezi: İkinci Yeni'nin "toplumdan kopuk" olduğu yönündeki eleştirileri tek başına çürüten bir çizgidedir. Bireyin yalnızlığını ve varoluşsal sancılarını işlerken; arka planda her zaman Türkiye’nin sosyal dönüşümlerini, göç olgusunu, sınıf çatışmalarını ve tarihin gölgesini hissettirmiştir.
-
Geleneği Yıkıcı Bir Saygıyla Dönüştürme: Divan şiirinin kalıplarına ve halk şiirinin söyleyiş biçimlerine kayıtsız kalmamış; ancak onları taklit etmek yerine, geleneksel biçimleri İkinci Yeni'nin modern ve sarsıcı imge dünyasıyla bozup yeniden inşa etmiştir (Divan kitabı bunun en somut örneğidir).
-
Doğallık ve Yalınlıktan İmgeler İmparatorluğuna: İlk dönem şiirlerindeki taşra duyarlılığı, hece vezni ve yalın anlatım; yerini zamanla dilin sınırlarını zorlayan, alışılmamış bağdaştırmalarla örülü, kapalı, katmanlı ama her zaman konuşma dilinin o canlı ritmini koruyan muazzam bir imge zenginliğine bırakmıştır.
Şiirleri:
-
Arz-ı Hal: Şairin yayımlanan ilk kitabıdır. Nurullah Ataç’ın büyük bir övgüyle sunduğu bu eserde, taşra hayatının hüznü, küçük memurların sıkıntıları, memleket sevgisi ve aşk gibi temalar Garip akımının ve halk şiirinin yalın etkileriyle işlenmiştir.
-
Türkiyem: Memleketçi şiir çizgisinin izlerini taşıyan; Anadolu coğrafyasını, insanını, toprağını ve doğasını daha gür, lirik ve yurtsever bir duyarlılıkla mısralara döktüğü ikinci kitabıdır.
-
Dünyanın En Güzel Arabistanı: Turgut Uyar’ın sanatında muazzam bir patlama noktası ve İkinci Yeni safına geçişinin ihtilalci başyapıtıdır. Bireyin kentsel yalnızlığının, yabancılaşmasının ve erotizmin; "Akçaburçlu İnsanlar" ve "Geyikli Gece" gibi Türk şiir tarihine kazınan devasa, soyut ve katmanlı imgelerle işlendiği kırılma kitabıdır.
-
Tütünler Islak: Modern insanın sistem karşısındaki çıkmazını, kuşatılmışlığını ve can sıkıntısını daha da derinleştirerek işlediği, biçimsel arayışların ve nesne-insan ilişkisinin öne çıktığı, Yeditepe Şiir Armağanı’nı kazanan eseridir.
-
Her Pazartesi: Günlük hayatın tekdüzeliğine, pazartesi günlerinin o mekanik ve gri ritmine karşı insanın içsel direnişini, umudunu ve yalnızlığını sorguladığı olgunluk dönemi kitabıdır.
-
Divan: Geleneksel Divan edebiyatının formlarını (gazel, rubai, naat gibi) ve ses yapısını modern İkinci Yeni estetiğiyle harmanladığı; eskiyle yeniyi sarsıcı bir biçimde çarpıştırarak özgün bir sentez yakaladığı deneysel başyapıtıdır.
-
Toplandılar: 1970'li yılların getirdiği kaotik ve sıcak siyasi atmosferin gölgesinde; bireyin toplumsal eylemler, adalet arayışı, ölüm ve zaman karşısındaki duruşunu daha net ve epik bir tonla ele aldığı eseridir.
-
Kayayı Delen İncir: Şairin hayattayken yayımlanan son kitabıdır. Doğanın gücü, yaşlanma bilinci, geçmişin muhasebesi ve insanın her şeye rağmen hayatta kalma azmini bilgece, durulmuş ama derinden sarsan bir dille işlediği geç dönem şaheseridir.
-
Büyük Saat: Turgut Uyar’ın sağlığında yayımladığı tüm şiir kitaplarını ve o güne kadar kitaplaşmamış son şiirlerini bir araya getiren, Türk şiirinin en hacimli ve en görkemli külliyatlarından biri olan dev derlemedir.

İLHAN BERK
1918 yılında Manisa’da doğan İlhan Berk, Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nden mezun olmuştur. Uzun yıllar taşrada Fransızca öğretmenliği ve Ankara’da Ziraat Bankası Yayınları’nda çevirmenlik yapan sanatçı; Türk şiirinde dilin, görselliğin ve nesnelerin sınırlarını en uç noktalara kadar zorlayan "İkinci Yeni" akımının en yaşlı ama her daim en genç, en radikal ve en avangart şairlerinden biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, akımın getirdiği imgeci yapıyı tek bir çizgide bırakmayıp; şiiri mısra disiplininden çıkararak düzyazıya, resme, harflere ve uçsuz bucaksız bir deneyselliğe açan, adeta Türk şiirinin "uç beyi" ve durmak bilmeyen en çılgın laboratuvarı olmasıdır.
Akımın diğer isimleri aşkın tenselliğine, tiyatral monologlara ya da varoluşsal kent sıkıntılarına odaklanırken; İlhan Berk, şiirini kelimelerin çıplak sesine, nesnelerin gizli tarihine, coğrafyaya ve dilin kendi kendini yok eden anarşist gücüne vermiştir.
Şiir Anlayışı
-
Uç Sınırlarda Deneysellik ve Sürekli Yenilik: Şiirde durağanlığı ve evcilleşmeyi edebi bir intihar olarak görmüştür. Toplumcu gerçekçi ilk döneminden sonra sürekli kabuk değiştirmiş; anlamı tamamen dışlayan, salt sese, harfe, boşluklara ve sayfa düzenine dayalı deneysel şiirin en radikal örneklerini vererek Türk şiirinin avangart omurgasını oluşturmuştur.
-
Anlamın Dışlanması ("Anlamsız Şiir"): Şiiri bir şey anlatma, bildirme ya da iletme aracı olarak görmeyi reddetmiştir. Ona göre şiir, anlamdan kurtulduğu ölçüde özgürleşir. Kelimeleri sözlük anlamlarından koparıp, sadece yarattıkları çağrışım dalgaları ve akustik değerleri için yan yana getirerek "anlam kapalılığını" mutlak bir ilke haline getirmiştir.
-
Nesnelerin ve Sokakların Arkeolojisi: İnsanı şiirin merkezinden çıkararak onun yerine eşyaları, nesneleri, otları, sokakları, deniz kabuklarını ve şehirlerin saklı tarihlerini yerleştirmiştir. Bir kül tablasını, bir çiviyi ya da İstanbul’un Pera semtini bir arkeolog titizliğiyle, onların iç sesini dinleyerek ve uzun listeler halinde sayıp dökerek şiirleştirmiştir.
-
Şiirin Görselliği ve Resimle Bağlantısı: Aynı zamanda ressam olan İlhan Berk, şiiri sadece işitilen değil, sayfa üzerinde "görülen" bir sanat nesnesi olarak tasarlamıştır. Dizelerin sayfadaki duruşu, büyük-küçük harf oyunları, noktalama işaretlerini reddedişi veya bilinçli boşluklar bırakışı, şiirine plastik ve görsel bir sanat niteliği kazandırmıştır.
-
Erotizm ve Coğrafyanın Sentezi: Onun şiirinde cinsellik ve erotizm, Cemal Süreya’da olduğu gibi sadece coşkulu bir beşerekanlarla ve doğanın üreme gücüyle birleşen kozmik, mitolojik ve uçarı bir dürtüdür.
Şiirleri:
-
Güneşi Yakanların Selamı: Şairin henüz on yedi yaşındayken yayımladığı, Nazım Hikmet çizgisine yakın, sosyalist-toplumcu gerçekçi bir duyarlılıkla ve gür bir ses tonuyla yazılmış, olgunluk döneminde tamamen veda edeceği ilk şiir kitabıdır.
-
Galile Denizi: İlhan Berk’in İkinci Yeni safına geçtiğini ilan eden ve akımın en kapalı, en imgeci, anlam mantığını tamamen yıkan ilk büyük estetik bombalarından biri olan kırılma başyapıtıdır.
-
Çivi Yazısı: Dilin yapısını, söz dizimini bilinçli olarak bozduğu; soyutlamayı, kelimelerin anlamsız çağrışım gücünü ve deneysel formları en uç sınırlarına kadar zorladığı kitabıdır.
-
Mısırkalyoniğne: Sürrealist akımların, çağrışım zincirlerinin ve erotik duyarlılığın Akdeniz coğrafyasıyla harmanlandığı, kapalı ve yoğun anlatımıyla akımın dil işçiliğinde zirveye oynayan eserlerindendir.
-
Âşıkane: Aşkın, tenselliğin ve bedenin gizemlerini, dilin kuralsız özgürlüğü ve müzikal bir akıcılıkla mısralara taşıdığı, lirik yönü ağır basan olgunluk dönemi kitabıdır.
-
Şenlikname: Tarihsel metinlerden, Osmanlı minyatürlerinden ve eski İstanbul yaşamından ilham alarak; geçmişin estetiğini modern ve soyut bir şiir diliyle yeniden ürettiği deneysel çalışmasıdır.
-
Atlas: Şairin yeryüzünü, coğrafyayı, haritaları, dağları ve nehirleri bir gezgin gibi değil, bir kelime avcısı gibi yeniden keşfettiği; şiirsel coğrafyanın manifestosu niteliğindeki TDK Şiir Ödüllü eseridir.
-
Kül: Nesnelerin dünyasına, sessizliğe ve eşyanın diline iyice gömüldüğü; şiir diliyle düzyazının sınırlarını birbirine karıştırdığı, Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü alan olgunluk dönemi şaheseridir.
-
İstanbul Kitab: İstanbul’un sokaklarını, semtlerini, çarşılarını, insanlarını ve tarihini adeta görsel bir kroki çizer gibi, nesnelerin dili üzerinden şiirsel bir ansiklopediye dönüştürdüğü dev eseridir.
-
Deniz Eskisi: Bodrum’a yerleştiği dönemin izlerini taşıyan; denizi, balıkçıları, antik çağ kalıntılarını ve yalnızlığı bilgece, durulmuş ama imge gücünden bir şey kaybetmemiş bir dille işlediği Sedat Simavi Vakfı Ödüllü kitabıdır.
-
Şeyler Kitabı Ev: Nesnelerin, ev içi mekânların, odaların ve sıradan objelerin gizli yaşamını felsefi ve minimal bir dille mercek altına aldığı geç dönem deneysel kitaplarıdır.
-
Çok Yaşasın Sayılar: İlhan Berk’in nesne ve kavram odaklı şiir anlayışını matematiğin, sayıların ve geometrinin evrenine taşıdığı son dönem deneysel başyapıtlarındandır. Şair bu kitabında; 1’den başlayarak sayıların tarihini, gizemini, sıfırın o muazzam boşluğunu, artı ve eksi işaretlerini, üçgenleri ve daireleri birer matematiksel veri olarak değil; yaşayan, nefes alan, hafızası ve estetiği olan birer "şiirsel nesne" olarak yeniden inşa etmiştir.
Düzyazıları:
-
Poetika: İlhan Berk’in "anlam", "görsellik", "nesne" ve "dil" üzerine kırk yılı aşkın süredir kaleme aldığı teorik yazılarını bir araya getiren; İkinci Yeni'nin neden ve nasıl doğduğunu, anlam dışı şiirin mantığını savunan en önemli poetik başvuru kaynağıdır.
-
Logos: Dilin kökenine, kelimelerin doğuşuna ve insan zihninin sözcüklerle kurduğu o büyüleyici ilişkiye felsefi bir derinlikle odaklandığı geç dönem deneme kitabıdır.
-
Inferno: Eser, adını Dante’nin İlahi Komedya’sının "Cehennem" (Inferno) bölümünden alır ancak buradaki cehennem, şairin kendi zihinsel ve edebi dehlizleridir. İlhan Berk bu yapıtında dille, kelimelerle ve yazma eyleminin kendisiyle girdiği o sancılı, yakıcı savaşı bir cehennem tasviri gibi masaya yatırır.
-
Şairin Toprağı: Şair bu kitabında, ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği, ona ilham veren ve şiirinin temelini oluşturan coğrafyaları, özellikle de Bodrum'u ve Akdeniz'i felsefi bir derinlikle mercek altına alır.

SEZAİ KARAKOÇ
1933 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğan Sezai Karakoç, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Maliye Bölümü’nü bitirdikten sonra uzun yıllar maliye müfettişliği ve gelirler kontrolörlüğü gibi bürokratik görevlerde bulunmuş, daha sonra resmi görevlerinden istifa ederek tamamen yazı hayatına ve kurucusu olduğu "Diriliş" hareketine odaklanmıştır. Dönem arkadaşları Cemal Süreya ve İlhan Berk ile birlikte Türk şiirinde büyük bir estetik ihtilal yapan "İkinci Yeni" akımının en özgün ve kurucu sütunlarından biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, İkinci Yeni’nin getirdiği soyut, kapalı ve imgeci yapıyı modernizmin bunalımlı ve seküler sığlığında bırakmayıp; Doğu-İslam medeniyetinin metafizik derinliğiyle, peygamberler tarihiyle ve mistisizmle buluşturarak Türk edebiyatının en inançlı, en görkemli ve en aşkın düşünce kalelerinden birini inşa etmiş olmasıdır.
Akımın diğer isimleri tensel coşkuya, tiyatral monologlara ya da modern kent yalnızlıklarına odaklanırken; Sezai Karakoç, şiirini ilahi aşkın, varoluşsal uyanışın, kutsal metinlerin ve İslam coğrafyasının emrine vermiştir.
Şiir Anlayışı
-
Metafizik ve Fizikötesinin Keşfi: Şiiri sadece dünyevi duyguların ya da nesnelerin somut dünyası olarak görmemiştir. Ahmet Haşim ve Necip Fazıl’dan devraldığı gizemci ve mistik mirası İkinci Yeni estetiğiyle harmanlayarak, görünen dünyanın arkasındaki ilahi hakikati ve soyut ürpertiyi şiirinin merkezine oturtmuştur.
-
Diriliş İdeali ve Medeniyet Tasavvuru: Onun şiiri sanatsal bir haz aracı olmanın ötesinde, duraklayan Doğu-İslam medeniyetinin ruhsal, zihinsel ve kültürel olarak yeniden ayağa kalkmasını hedefleyen aksiyoner bir "Diriliş" manifestosudur. Şiir, bu büyük dirilişin estetik öncüsüdür.
-
İkinci Yeni Estetiği ve Soyut İmge: Dil ve biçim bakımından İkinci Yeni'nin kapalı, soyut, çağrışımlara dayalı ve dil kurallarını esneten avangart tekniklerini sonuna kadar kullanmıştır. Ancak bu kapalı imge tünellerini nihilizmle değil, inancın ve mistisizmin ışığıyla doldurmuştur.
-
Peygamberler Tarihi ve Arketipsel Derinlik: Batı mitolojisi yerine İslam medeniyetinin kadim kaynaklarını, Kur'an-ı Kerim'de geçen peygamber kıssalarını (Yusuf, Süleyman, İsa, özellikle de Hızır arketipini) şiirine taşımıştır. Bu tarihsel ve kutsal figürleri modern insanın çıkmazlarını aydınlatmak için birer simge olarak kullanmıştır.
-
Lirizm ve Sezgi Dengesi: En soyut, felsefi ve metafizik konuları işlerken bile şiirindeki o yüksek ses ve ritim duygusunu, kalbî lirasizmi kaybetmemiştir. "Monna Rosa" gibi şiirlerinde modern bir aşk estetiğinin, geç dönem şiirlerinde ise ilahi teslimiyetin en gür sesli lirik örneklerini vermiştir.
Şiirleri:
-
Körfez: 1959 yılında yayımlanan, İkinci Yeni estetiğiyle metafizik derinliğin ilk kez pürüzsüzce harmanlandığı ve şairin kendine has çağrışım dünyasının kapılarını aralayan ilk şiir kitabıdır.
-
Şahdamar: Ses, müzikalite ve imge arayışlarının öne çıktığı, Türk edebiyatının efsanevi gizli aşk senfonisi "Monna Rosa"yı da barındıran mistik-lirik şaheseridir.
-
Hızırla Kırk Saat: Şairin modern bir derviş edasıyla Hızır ile yaptığı zamansız ve mekânsız söyleşilerden oluşan, İslam coğrafyasının ve tarihinin epik-mistik bir destanı niteliğindeki kırılma kitabıdır.
-
Sesler: Tabiatın, eşyanın, şehirlerin ve insanın ilahi kaynağına yönelik kozmik seslerin, duaların ve içsel yakarışların modern bir dille mısralara döküldüğü eseridir.
-
Taha'nın Kitabı / Gül Muştusu: Modern çağın kaosu ve materyalizmi içinde ruhunu korumaya çalışan Müslüman bir gencin (Taha) manevi çile yolculuğunu ve insanlığa sunulan ilahi müjdeyi sembolik bir dille anlatan nehir şiirleridir.
-
Zamana Adanmış Sözler: Türk şiir tarihinin en sarsıcı metinlerinden biri olan "Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine" şiirini içeren, zamanı ve mekânı aşan mutlak hakikatin haykırıldığı olgunluk dönemi eseridir.
-
Alınyazısı Saati: Kader, ölüm, teslimiyet kavramları ile İslam coğrafyasının (Kudüs, Bağdat, İstanbul) modern çağdaki trajedileri karşısında Müslüman aydının metafizik direnişini ele alan geç dönem başyapıtıdır.
-
Leyla ile Mecnun: Fuzulî ve Nizâmî gibi kadim ustaların elinde ölümsüzleşen klasik aşk anlatısını, İkinci Yeni'nin soyut, çağrışımcı ve modern şiir diliyle yeniden ürettiği başyapıtıdır. Karakoç bu eserinde, beşerî aşkın acılarından geçerek ilahi aşka ulaşan Mecnun'un hikayesini modern insanın yabancılaşması ve varoluşsal sancılarıyla harmanlamış; klasik formu tamamen yıkarak doğu estetiğini modern zamanlara taşımıştır.
-
Ateş Dansı: Şairin olgunluk döneminde kaleme aldığı, adeta bir varoluş ve hesaplaşma ayini niteliğindeki kitabıdır. Eser, modern dünyanın getirdiği yıkım, kaos ve materyalizm karşısında; ruhun, inancın ve aşkın kendi içsel potasında eriyerek arınmasını, bir tür "ateş dansı" gibi sarsıcı, ritmik ve lirik bir dille mısralara döker.
Denemeleri:
-
İslamın Dirilişi: İslam dünyasının modern çağdaki entelektüel ve sosyal çöküş nedenlerini masaya yatırarak, kurtuluşun ancak köklü bir zihniyet, inanç ve medeniyet dirilişiyle mümkün olacağını savunan fikir manifestosudur.
-
Ruhun Dirilişi: Maddiyatın, teknolojinin ve makineleşmenin kıskacında ruhsal bir bunalıma sürüklenen modern insanın anatomisini çıkaran, kurtuluşun ancak bireyin kendi iç dünyasında gerçekleştireceği manevi uyanışla mümkün olacağını işleyen felsefi kitabıdır.
-
Yitik Cennet: İnsanlığın yaratılışından itibaren peygamberler aracılığıyla yeryüzünde kurulan ideal medeniyet modelini (cenneti) ve modern insanın sekülerleşerek bu kutsal hafızayı nasıl kaybettiğini felsefi-mistik bir dille yorumlayan eseridir.

ECE AYHAN
1931 yılında Muğla’nın Datça ilçesinde doğan Ece Ayhan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdikten sonra Denizli, Çardak ve Gürün gibi çeşitli ilçelerde kaymakamlık yapmış; devlet bürokrasisiyle uyuşamayacağını anlayınca istifa ederek hayatını düzeltilemez bir göçebe, İstanbul’un arka sokaklarında marjinal bir entelektüel olarak sürdürmüştür. Dönem arkadaşları Cemal Süreya, İlhan Berk ve Sezai Karakoç ile birlikte Türk şiirinde büyük bir estetik darbe yapan "İkinci Yeni" akımının en aykırı, en hırçın ve uzlaşmasız ismi olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, İkinci Yeni’nin getirdiği imgeci özgürlüğü sadece sanatsal bir yenilik olarak görmeyip; Türkçe söz dizimini (sentaksını) ortasından kırarak, dili baştan aşağı sakatlayıp hırpalayarak resmi tarihin, iktidarın ve egemen ahlakın karşısına diken, adeta Türk şiirinin "kara kutusu", en uzlaşmaz "etik" ve dil anarşisti olmasıdır.
Akımın diğer isimleri lirizme, tensel coşkulara ya da felsefi derinliklere yelken açarken; Ece Ayhan, şiirini tarihin karanlık dehlizlerine, cücelere, akıl hastalarına, sokak çocuklarına, mülksüzlere ve iktidarın ezdiği tüm marjinallere vermiştir. O, Türk şiirinin "Kara Şairi, Sentaks İhtilalcisi ve Sivil Tarihçisi"dir.
Şiir Anlayışı
-
"Bakışsız Bir Kedi Kara" (Sentaks ve Dil İhtilali): Kelimelerin sırasını değiştirerek, Türkçenin yerleşik cümle yapısını ve mantık kurallarını yerle bir etmiştir. Onun şiirinde özne ile yüklem yer değiştirir, sıfatlar hiç ait olmadıkları isimleri döver. Dili bilinçli olarak sakatlayarak, egemen dil yapısının meşrulaştırdığı iktidarı ve kuralları sabote etmeyi amaçlamıştır.
-
Sivil Şiir ve Sivil Tarih: Şiiri hiçbir zaman iktidarla, devletle ya da kurulu düzenle barışmamıştır. Akımı İkinci Yeni olarak değil, "Sivil Şiir" veya "Sıkı Şiir" olarak adlandırmıştır. Resmi tarihin unuttuğu, gizlediği ya da sansürlediği karanlık olayları, toplumsal trajedileri ve saray arkası entrikaları şiirinde bir bir ifşa etmiştir.
-
Marjinal ve Diptekilerin Dünyası: Şiirinin özneleri aristokratlar ya da sıradan orta sınıf insanlar değildir. Tarihin ve sokağın en alt katmanlarında yaşayan cüceler, kamburlar, genelev kadınları, intihar eden çocuklar, akıl hastaları ve dışlanmışlar onun şiirsel coğrafyasının asıl sahipleridir.
-
Anlam Kapalılığı ve Tarihsel Şifreler: Onun şiirini ilk okuyuşta çözmek imkansıza yakındır. Şiirleri; içinde Bizans tarihinden, Osmanlı saray entrikalarından, yakın dönem siyasi cinayetlerden ve sokak argosundan parçalar barındıran yoğun, karanlık ve şifreli birer bulmaca gibidir. Okurdan ciddi bir tarih ve kültür bagajı talep eder.
-
Görsel ve Sıçramalı İmgeler: Bir sinema kurgusu gibi çalışır. Dizeler arasında doğrusal bir bağ yoktur; görüntüler, mekanlar ve zamanlar arasında ani sıçramalar yaparak okurun zihninde sarsıcı, tekinsiz ve karanlık kolajlar yaratır.
Şiirleri:
-
Kınar Hanım’ın Denizleri: Ece Ayhan’ın ilk şiir kitabıdır. Kendine has o kapalı, deniz ve çocuk imgeleriyle örülü, mor ve karanlık atmosferin ilk tohumlarının atıldığı, İkinci Yeni’nin en özgün ve naif başlangıç duraklarındandır.
-
Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler: Garip akımının o neşeli, yaşama sevinciyle dolu, nüktedan ve sokaktaki küçük insanı selamlayan tarzını yansıtan ilk kişisel kitabıdır.
-
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965): Türk şiirinde dilbilgisel yapının en ağır darbeleri aldığı, anlamın tamamen karartılarak yerine dille oynanan anarşist bir oyunun ve gerçeküstücü bir masal evreninin kurulduğu kırılma başyapıtıdır.
-
Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılanlar İçin Şiirler: Şairin en popüler ve siyasi-etik yönü en güçlü kitabıdır. Sivil tarih ve iktidar eleştirisinin zirve yaptığı; devletin soğuk yüzü ile tabiatın ve sokaktaki çocukların (orta ikiden ayrılanların) masumiyeti arasındaki amansız çatışmayı epik-ironik bir dille belgeler.
-
Yort Savul: Adını Yunus Emre’nin "Yoldan çekilin!" anlamına gelen çağrısından alan, şairin o güne kadar yazdığı tüm sivil manifestoları, kurulu düzene ve edebi tabulara fırlattığı o sert ve köşeli mısraları bir araya getiren başkaldırı kitabıdır.
-
Zambaklı Padişah: Tarihin gizli kalmış, sapkın, erotik ve karanlık yüzünü Osmanlı saray hayatı ve cinsellik üzerinden deşifre ettiği; imge gücü yüksek, hırçın ve provokatif geç dönem eserlerindendir.
-
Çok Eski Adıyladır: Şairin "tarih" kavramıyla hesaplaşmasını en uç noktaya taşıdığı, her biri ayrı bir tarihsel kişiliğe, mekâna ya da olaya göndermelerle dolu şifreli ve ansiklopedik şiirlerinin toplandığı entelektüel anıtıdır.
-
Çanakkaleli Melâhat'a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi: Ece Ayhan’ın şiir serüveninin son evresinde, resmi ahlakın ve tarihin unuttuğu marjinal figürler üzerinden iktidarı ve toplumsal riyakarlığı en sert, en çıplak ifadelerle deşifre ettiği; o hırçın dil oyunlarını öfkesinden hiçbir şey kaybettirmeden sunduğu son büyük sivil meydan okumasıdır.
Günlük, Deneme, Söyleşi:
-
Defterler (Yalnız Kardeşçe): Şairin İkinci Yeni günlerini, edebiyat dünyasındaki amansız kavgalarını, sürgün gibi geçen kaymakamlık yıllarını ve kendi yalnızlığını parçalı, aforizmatik bir dille not ettiği günlükleridir.
-
Şiirin Bir Altın Çağı: Şiir estetiği, "Sivil Şiir" kavramı ve dilin nasıl özgürleşmesi gerektiği üzerine kaleme aldığı teorik yazılarını, polemiklerini ve edebiyat dünyasına savurduğu sert eleştirileri barındıran deneme kitabıdır.
-
Civilis Şiir: Ece Ayhan'ın "civilis" (sivil) kavramını felsefi, sosyolojik ve edebi olarak masaya yatırdığı; devlet aygıtının sanatı ve insanı nasıl evcilleştirdiğini anlattığı en önemli poetik başvuru kaynaklarındandır.
-
Aynalı Denemeler: Hayatının son dönemlerinde yazdığı; sinemadan resme, sokak kültüründen resmi tarihin yalanlarına kadar pek çok konuyu kendi darmadağınık ama dahi zihin süzgecinden geçirerek yorumladığı denemeleridir.

ÜLKÜ TAMER
1937 yılında Gaziantep’te doğan Ülkü Tamer, İstanbul Robert Kolej’i bitirdikten sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okumuş, ardından Gazetecilik Enstitüsü’nden mezun olmuştur. Uzun yıllar yayıncılık, aktörlük ve Milliyet Sanat dergisi gibi saygın mecralarda editörlük yapan sanatçı; dönem arkadaşları Cemal Süreya, Edip Cansever ve Ece Ayhan ile birlikte Türk şiirinde estetik bir sıçrama yaratan "İkinci Yeni" akımının en özgün halkalarından biri olmuştur. Ancak onu çağdaşlarından ayıran en büyük niteliği, akımın getirdiği kapalı ve karmaşık imge dünyasını ağır bir entelektüel yabancılaşma içinde eritmek yerine; çocuksu bir saflık, masalsı bir ironi ve derin bir lirasizmle buluşturarak Türk şiirinin en aydınlık, en duru ve türkülere en kolay evrilen lirik vicdanı olmasıdır.
Akımın diğer isimleri dilsel ihtilallere, karanlık dehlizlere ya da bunalımlı kent monologlarına odaklanırken; Ülkü Tamer, şiirini çocukluğun yitik cennetine, doğanın pürüzsüz sesine, Anadolu efsanelerine ve hüzünlü başkaldırılara emanet etmiştir.
Şiir Anlayışı
-
Çocuksu Saflık ve Masalsı Evren: Şiirinin en belirgin damarı, dünyaya bir çocuğun gözüyle bakabilme becerisidir. İkinci Yeni’nin soyutlama gücünü koruyarak; masallardan, tekerlemelerden, mitolojik ögelerden ve çocukluk anılarından beslenen, şaşırtıcı ama bir o kadar da içten ve fantastik bir atmosfer inşa etmiştir.
-
Yalınlık ve Yoğun Lirasizm: Akımın "anlam kapalılığı" ilkesine sadık kalmakla birlikte, dile hiçbir zaman eziyet etmemiştir. Süslemelerden kaçınan, fazlalıklardan arınmış, pürüzsüz ve akıcı bir söyleyişle, az kelimeyle çok derin çağrışım dalgaları yaratmayı başarmıştır.
-
Doğa, Hayvanlar ve Taşra Duyarlılığı: Şiirlerinde doğa ve taşra, sadece bir fon değil; yaşayan, konuşan, hafızası olan somut birer öznedir. Kuşlar, kurbağalar, ağaçlar ve Gaziantep topraklarının kokusu, onun şiirsel coğrafyasının en sadık sakinleridir.
-
Toplumsal İroni ve Sessiz Başkaldırı: 1970'lerden sonra derinleşen toplumsal duyarlılığı, slogana kaçmayan lirik ve hüzünlü bir tonda işlemiştir. Özgürlük, adalet ve haksızlığa karşı duruş gibi temaları, zekice örülmüş bir ironi ve efsanelerin mülteci yalnızlığıyla mısralara taşımıştır.
-
Çevirmen Kimliği ve Evrensel Esneklik: Anglo-Sakson edebiyatından, özellikle de Ezra Pound ve T.S. Eliot gibi devlerden yaptığı çeviriler, onun Türkçeyi bükme yeteneğini beslemiştir. Batı şiirinin modern yapısıyla yerli malzemenin ezgisel sıcaklığını pürüzsüzce sentezlemiştir.
Şiirleri:
-
Soğuk Otların Altında: Şairin İkinci Yeni safında yer aldığını müjdeleyen ilk kişisel kitabıdır. Akımın imgeci ve soyut özelliklerini taşırken, kendine has o duru, şaşırtıcı, çocuksu ironinin ve doğa unsurlarının ilk yetkin örneklerini barındırır.
-
Virgülün Başından Geçenler: İkinci Yeni’nin o soyut ve entelektüel yapısını bir çocuk kitabının naifliği ve masalsı bir ironiyle ters yüz ettiği, edebi kurallarla tatlı tatlı dalga geçen çok özel deneysel kitabıdır.
-
İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür: Doğanın kalbine, gökyüzünün sonsuzluğuna ve insanın varoluşsal yalnızlığına doğru lirik bir yolculuğa çıktığı; imge yoğunluğu yüksek olgunluk dönemi başyapıtlarındandır.
-
Sıragöller: 1970'lerin toplumsal çalkantılarını, acılarını ve faili meçhul trajedilerini doğrudan ama lirik bir hüzünle selamladığı; meşhur "Gaziantep Nere, Paris Nere" gibi şiirleri barındıran toplumcu-epik dönüm noktasıdır.
-
Antep Neresi: Doğup büyüdüğü coğrafyanın tarihine, insanlarına, ağıtlarına ve türkülerine bir saygı duruşu niteliğinde olan; yerel malzemeyi modern şiirin potasında erittiği olgunluk dönemi eseridir.
-
Yanardağın Üstündeki Kuş: Şairin o güne kadar yayımladığı tüm şiirlerini bir araya getirirken eklediği yeni metinlerle, kendi şiir serüveninin bütüncül ve bilgece bir özetini sunduğu anıt kitabıdır.
-
Elleri Var Özgürlüğün: 1960'ların getirdiği siyasi atmosferle birlikte toplumsal gerçekçi, işçi sınıfının haklarını savunan, hürriyet ve eşitlik temalı epik şiirlerini topladığı başyapıtıdır.
-
Şiirler / Denize Doğru Konuşma: Şairin hayatının son evresinde doğayı, Ege coğrafyasını, yalnızlığı ve varoluşu bilgece bir edayla, durulmuş bir dille işlediği geç dönem eserlerindendir.
-
Gök Onları Yanıltmaz: Onun şiir anlayışındaki "toplumcu duyarlılık" ve "destansı (epik) anlatım" evresinin en önemli halkalarından biridir. 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosfer, Ülkü Tamer’in o çocuksu ve soyut dünyasını sokağın ve tarihin gerçekleriyle buluşturmuştur.
-
Ezra ile Gary: Ülkü Tamer’in İkinci Yeni içerisindeki o "oyuncu", "ironik" ve batı edebiyatıyla içli dışlı olan entelektüel kimliğinin zirve noktalarından biridir. Kitap, adını şairin hayran olduğu ve çevirilerini yaptığı Amerikalı dev şair Ezra Pound ile modern batı kültürünün ve sinemasının simge isimlerinden Gary Cooper’dan (yer yer şairin kendi dünyasındaki hayali/gerçek figürlerden) alır.
Hikayeleri:
-
Allaben Hikayeleri: Gaziantep’teki çocukluk yıllarını, Alleben Deresi etrafında dönen küçük insanların sıcak, hüzünlü ve yer yer fantastik yaşam mücadelelerini muazzam bir sinematografik dille anlattığı, Yunus Nadi Öykü Ödülü sahibi tek öykü kitabıdır.

Slaytlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:
Özet Videolar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri
Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:


