top of page
tanzimat-donemi-siir-arka-plan.jpg


Tanzimat Dönemi Şiiri
Aşağıdaki içerik listesinden gitmek istediğiniz bölüme direkt geçebilirsiniz.

tanzimat-donemi-birinci-siir-sembol.jpg

Birinci Dönem Şiirinin Özellikleri

Tanzimat 1. Dönem şiiri, 1860 yılında Tercüman-ı Ahvâl gazetesinin yayımıyla başlayan ve edebiyatımızda "eski" ile "yeni"nin en keskin çatışmasının yaşandığı köklü bir değişim sürecidir. Bu dönemde şiir, artık sadece estetik bir zevk aracı değil, toplumu eğitmek, uyandırmak ve yeni değerleri yaymak için kullanılan güçlü bir siyasi ve sosyal silah haline gelmiştir.

Dönemin Genel Karakteri ve Zihniyeti

 

Tanzimat'ın bu ilk safhasında sanatçılar, sadece birer şair değil aynı zamanda birer aksiyon adamı ve gazetecidir. Fransız İhtilali'nin getirdiği "hürriyet, adalet, eşitlik" gibi kavramlar Türk şiirine ilk kez bu dönemde girmiştir. Şiirin yönü saraydan ve soyut dünyadan ayrılıp halka ve somut toplumsal meselelere dönmüştür. Bu dönemin en belirgin paradoksu ise, içerikte tam bir devrim yapılırken, biçimde (şekilde) hala Divan edebiyatı geleneklerine bağlı kalınmasıdır.

Şiir Anlayışının Temel Özellikleri

 

Tanzimat 1. Dönem şairlerinin sanat anlayışı, "toplum için sanat" ilkesi ekseninde şu temel maddelerden oluşur:
 

  • Toplum İçin Sanat: Şiirin temel amacı toplumu aydınlatmak ve siyasi bilinci geliştirmektir. Sanatçı, halkın öğretmeni gibi hareket eder.
     

  • Yeni Kavramların Girişi: Türk şiiri ilk kez vatan, millet, hürriyet, adalet, hukuk ve meşrutiyet gibi siyasi ve sosyal temalarla tanışmıştır.
     

  • Eski Biçim, Yeni İçerik: Gazel, kaside ve murabba gibi eski nazım biçimleri kullanılmaya devam edilmiş; ancak bu biçimlerin içine tamamen yeni ve çağdaş konular yerleştirilmiştir (Örn: Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi). Eski biçimlerdeki soyut şiir anlayışı yerini somut-gerçekçi şiir anlayışına bırakmıştır.
     

  • Dilde Sadeleşme Çabası: Şinasi ile başlayan dilde sadeleşme düşüncesi savunulmuş, şiirin halkın anlayabileceği bir dille yazılması hedeflenmiştir. Ancak bu düşünce teoride kalmış, uygulamada Divan dili geleneği büyük oranda etkisini sürdürmüştür.
     

  • Didaktik Üslup: Duygulardan ziyade akla ve mantığa hitap edilir. Şiirler lirik olmaktan çok, bir fikri savunan ve öğreten (didaktik) bir yapıya sahiptir.
     

  • Kafiye Anlayışı: Kafiye, göz içindir anlayışı hakimdir.
     

  • Ölçü: Hece ölçüsü denenmiş ancak aruz ölçüsünden vazgeçilememiştir.​
     

  • Klasisizm ve Romantizm Etkisi: Batı edebiyatından ilk etkilenmeler bu dönemde başlar. Şinasi'de akılcı ve kuralcı Klasisizm, Namık Kemal'de ise coşkulu ve duygusal Romantizm etkileri görülür.
     

  • Parça Güzelliğinden Bütün Güzelliğine: Divan şiirindeki "beyit güzelliği" anlayışı yıkılmış, şiirin tamamında aynı konunun işlendiği "konu birliği" ve "bütün güzelliği" esas alınmıştır.
     

  • Başlık Kullanımı: İlk kez şiirlere konusuna uygun ayrı başlıklar verilmiştir.
     

Dönemin Öncü İsimleri ve Katkıları

Bu dönem, edebiyatımızı Batılı bir çehreye kavuşturan üç dev isim etrafında şekillenir:

 

  • İbrahim Şinasi: Tanzimat edebiyatının kurucusu ve ilklerin adamıdır. Şiire aklı, mantığı ve medeniyet kavramını sokmuş; dilde sadeleşmenin öncüsü olmuştur.
     

  • Namık Kemal: "Vatan Şairi" olarak anılır. Gür sesli, coşkulu şiirleriyle hürriyet ve vatan kavramlarını kutsallaştırmış, Türk gençliği üzerinde devasa bir etki bırakmıştır.
     

  • Ziya Paşa: Eski ile yeni arasında en çok bocalayan isimdir. Düşünceleriyle yenilikçi olsa da şiirlerinde Divan geleneğine en sadık kalan odur. "Terkib-i Bend" ve "Terci-i Bend"leri ile toplumsal eleştirinin zirvesine çıkmıştır.

Birinci Dönem Şairleri

sinasi-portre.png

İBRAHİM ŞİNASİ

1826 yılında İstanbul’da doğan Şinasi, devlet tarafından Paris’e gönderilmiş ve burada Batı düşünce sistemini, özellikle de Fransız edebiyatını yakından tanımıştır. Yurda döndüğünde gazetecilikten tiyatroya, dilden şiire kadar pek çok alanda yeniliğin öncüsü olmuştur.

Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Türk edebiyatında "Akıl ve Medeniyet" çağını başlatmasıdır. Şiiri bir duygu patlaması veya teknik bir sanat gösterisi olmaktan çıkarıp, bir düşünceyi yayma ve toplumu uygarlaştırma aracı olarak yeniden tanımlamıştır.


Şiir Anlayışı

  • Akılcılık: Şiirinin merkezine "akıl" kavramını yerleştirmiştir. Divan şiirindeki aşırı hayalperestlik yerine rasyonel düşünceyi savunmuş, Allah’ın varlığını bile aklın süzgecinden geçirerek anlatmıştır.
     

  • Klasisizm Etkisi: Batı'dan etkilenen ilk şair olarak, Fransız klasiklerinden (La Fontaine, Lamartine) çeviriler yapmış; akıl, sağduyu ve kuralcılık gibi Klasisizm akımının ilkelerini şiirine yansıtmıştır.
     

  • Yeni Kavramlar: Şiire ilk kez "kanun, hak, adalet, millet, medeniyet ve re'y-i amm (kamuoyu)" gibi sosyal ve siyasi terimleri sokmuştur.
     

  • Biçimsel Değişiklikler: Gazel ve kaside gibi eski nazım biçimlerini kullansa da, kasidelerdeki o uzun tasvir (nesib) bölümlerini atmış, doğrudan konuya giren kısa ve özlü bir yapı kurmuştur. Ayrıca mısra yapısında bütünlüğe (konu birliği) önem vermiştir.
     

  • Dilde Sadeleşme: Şiir dilinin halkın anlayabileceği bir sadelikte olması gerektiğini savunmuş ve bunu uygulamaya çalışmıştır. Sanatlı, ağır tamlamalardan kaçınarak daha duru bir Türkçe kullanmaya gayret etmiştir.
     

  • Didaktik Üslup: Onun şiiri lirizmden ziyade öğreticidir. Okuyucuyu duygulandırmak yerine, onu bir fikir üzerinde düşündürmeyi ve aydınlatmayı amaçlar.
     

Eserleri:

 

  • Müntehabât-ı Eş'âr: Şairin kendi şiirlerini topladığı eseridir. İçindeki münacatlar ve kasideler, Tanzimat 1. Dönem şiir anlayışının manifestosu niteliğindedir.

  • Tercüme-i Manzume: Fransız şairlerden (Racine, Lamartine, La Fontaine) yaptığı manzum çevirileri içerir. Bu eser, Batı şiirinin Türkçeye ilk başarılı aktarımlarından biridir.

NAMIK KEMAL

tanzimat-namik-kemal-portre.png

1840 yılında Tekirdağ’da doğan Namık Kemal, genç yaşta Divan edebiyatı terbiyesiyle yetişmiş, ancak Şinasi ile tanıştıktan sonra sanat yönünü tamamen Batılı ve toplumcu bir çizgiye kırmıştır.

Siyasi fikirleri nedeniyle hayatının büyük bölümünü sürgünlerde (Magosa, Midilli, Sakız) geçirmiştir. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, şiiri bir "mücadele ve fikir kürsüsü" olarak görmesidir. O, sadece kalemini değil, tüm hayatını "vatan" ve "hürriyet" kavramlarına adamış, Türk şiirine o güne kadar görülmemiş bir coşku ve hitabet gücü katmıştır.


Şiir Anlayışı

  • Toplum için Sanat: Şiirin tek gayesinin halka hizmet etmek, onları hakları ve vatan sevgisi konusunda bilinçlendirmek olduğuna inanır. Şiir, ona göre bir "eğlence" değil, bir "vazife"dir.
     

  • İçerik Devrimi: Şiirin konusunu bireysel aşk ve şarap zevkinden çekip almış; merkezine vatan, millet, hürriyet, adalet ve hak kavramlarını yerleştirmiştir. Bu kavramları kutsal birer değer olarak işlemiştir.
     

  • Eski Biçimde Yeni İçerik: Biçim olarak Divan edebiyatına bağlı kalmış, kaside ve murabba gibi eski nazım şekillerini kullanmıştır. Ancak bu eski kalıpların içine tamamen modern ve devrimci fikirler sığdırmıştır (Örn: Hürriyet Kasidesi).
     

  • Romantizm Etkisi: Şinasi’nin akılcı ve soğuk Klasisizmine karşı, Victor Hugo’nun da etkisiyle coşkulu, heyecanlı ve duygusal bir Romantizmi benimsemiştir. Şiirleri adeta bir "savaş meydanı" veya "hitabet kürsüsü" gibidir.
     

  • Dilde Sadeleşme İdeali: Teoride şiir dilinin halkın anlayacağı kadar sade olması gerektiğini savunmuştur. Ancak şiirlerinde kullandığı yeni siyasi kavramlar ve Divan edebiyatı alışkanlıkları nedeniyle, dili Şinasi kadar sadeleştirememiştir.
     

Eserleri:

 

  • Hürriyet Kasidesi: Edebiyatımızın en meşhur siyasi şiiridir. Divan kasidesinin yapısını kullanarak "hürriyet" kavramını yüceltir.

  • Vâveylâ: Vatanın hazin durumunu anlatan, oldukça lirik ve hüzünlü bir şiiridir.
     

  • Murabba (Vatan Şarkısı): "Amâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır" mısrasıyla başlayan, vatan sevgisini en coşkulu şekilde dile getirdiği eseridir.
     

  • Hila-i İstirdad: Vatan topraklarının kurtarılması üzerine yazdığı önemli bir manzumedir.

ziya-pasa-portre.png

ZİYA PAŞA

1825 (veya 1829) yılında İstanbul’da doğan Ziya Paşa, sarayda önemli kâtiplik görevlerinde bulunmuş, ancak siyasi nedenlerle Namık Kemal ile birlikte Avrupa’ya (Londra ve Paris) kaçarak Jön Türkler hareketine katılmıştır. Yurda döndüğünde valilik gibi yüksek makamlarda bulunmuştur.

Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Türk edebiyatı tarihinin en büyük ikilemini (tezatını) yaşamasıdır. Bir yandan "Şiir ve İnşa" makalesiyle halk şiirini savunup dilde sadeleşmeyi isterken, diğer yandan "Harabat" antolojisiyle Divan edebiyatını yüceltmiştir. Bu durum onun "huzursuz ve arayış içinde" olan ruhunu yansıtır.


Şiir Anlayışı

  • Eski Biçim Yeni İçerik: Namık Kemal ve Şinasi gibi o da gazel, kaside, terkib-i bend ve terci-i bend gibi eski nazım biçimlerini kullanmıştır. Ancak bu biçimlerin içine adalet, hürriyet ve toplumsal yozlaşma gibi yeni konuları yerleştirmiştir.
     

  • Hakîmâne Söyleyiş: Nâbî’nin başlattığı hikemî tarzın 19. yüzyıldaki en güçlü temsilcisidir. Şiirleri adeta birer hayat dersi, tecrübe aktarımı ve felsefi sorgulama niteliğindedir.
     

  • Atasözü Niteliğinde Mısralar: Mısralarını o kadar özlü ve güçlü kurmuştur ki; pek çok beyti günümüzde bile halk arasında atasözü gibi kullanılmaktadır (Örn: "Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz", "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir...").
     

  • Siyasi Hiciv ve Eleştiri: Dönemin devlet adamlarını ve yönetimdeki aksaklıkları çok sert ve zekice bir dille eleştirmiştir. Zafernâme adlı eseri, Türk edebiyatının en başarılı hiciv örneklerinden biridir.
     

  • Metafizik ve Karamsarlık: Batı’dan gelen yeni fikirler ile geleneksel inançları arasında sıkıştığı için şiirlerinde sık sık insanın acziyeti, kainatın karmaşası ve kaderin cilveleri gibi felsefi/karamsar temalara yer vermiştir.
     

  • Dilde Gelenekçilik: Şinasi ve Namık Kemal’e göre dili daha ağır ve sanatlıdır. Teoride sadeleşmeyi savunsa da, şiirlerinde Divan edebiyatının o ağdalı ve tamlamalı yapısından kopamamıştır.
     

Eserleri:

 

  • Eş’âr-ı Ziyâ: Şairin gazellerini ve diğer şiirlerini topladığı ana eseridir (Ölümünden sonra Süleyman Nazif tarafından genişletilerek basılmıştır).

  • Terkib-i Bend ve Terci-i Bend: Ziya Paşa'nın şöhretini sağlayan en önemli şiirleridir. Toplumsal eleştiri, felsefi sorgulama ve insan ruhunun çelişkilerini işlediği bu şiirler, Bağdatlı Ruhi’ye yazdığı nazirelerdir.
     

  • Harabat: Türk, Arap ve Fars edebiyatından seçtiği şiirleri topladığı üç ciltlik dev bir antolojidir. Namık Kemal, bu eserin önsözünde Divan edebiyatı yüceltildiği için meşhur Tahrib-i Harabat eleştirisini yazmıştır.
     

  • Zafernâme: Dönemin sadrazamı Ali Paşa’yı över gibi görünüp aslında yerin dibine sokan (hicveden) muazzam bir mizah ve eleştiri şaheseridir.
     

  • Şiir ve İnşa (Makale): Halk edebiyatının gerçek Türk edebiyatı olduğunu savunduğu, dilde sadeleşme yanlısı devrimci bir makalesidir (Daha sonra Harabat'ta bu fikrinden vazgeçecektir).

tanzimat-donemi-ikinci-siir-sembol.jpg

İkinci Dönem Şiirinin Özellikleri

Tanzimat 2. Dönem şiiri (1876-1896), I. Dönem’in aksiyon dolu, toplumcu ve siyasi havasından uzaklaşarak daha içsel, bireysel ve estetik kaygıların ön plana çıktığı bir "sanat için sanat" evresidir. Bu dönemde şiir, toplumu eğitme misyonunu bırakmış; insan ruhunun derinliklerine, doğaya, metafiziksel sorgulamalara ve "güzel" olan her şeye kapılarını açmıştır.
 

Dönemin Genel Karakteri ve Zihniyeti
 

Tanzimat'ın bu ikinci safhası, II. Abdülhamid döneminin siyasi koşulları (İstibdat) nedeniyle şairlerin iç dünyalarına çekildiği bir zaman dilimidir. Siyaset, hürriyet ve vatan gibi temaların yerini ölüm, yalnızlık, aşk ve tabiat almıştır. Bu dönem şairleri, Batı edebiyatını (özellikle Fransız Romantizmini) daha yakından tanımış ve Divan edebiyatı ile Batı edebiyatı arasındaki teknik farklılıkları daha derinlemesine tartışmaya başlamışlardır.
 

Şiir Anlayışının Temel Özellikleri
 

Tanzimat 2. Dönem şairlerinin sanat anlayışı, "sanat sanat içindir" ilkesi etrafında şekillenen şu temel maddelerden oluşur:
 

  • Sanat Sanat İçindir: Şiirin toplumsal bir fayda sağlama zorunluluğu reddedilmiş, estetik güzellik ve şahsi duyguların ifadesi ön plana çıkarılmıştır.
     

  • Tematik Genişleme: Recâizâde Mahmud Ekrem’in "Zerrâttan şumûsa kadar her güzel şey şiirdir" (Zerrelerden güneşlere kadar her güzel şey şiirdir) anlayışıyla şiirin konusu sınırsız hale getirilmiştir. Ölüm, metafizik, hüzün ve doğa en çok işlenen temalardır.
     

  • Dilde Ağırlaşma: I. Dönem’deki sadeleşme çabaları tamamen bırakılmıştır. Şiir dili, daha sanatsal ve seçkin bir kitleye hitap edecek şekilde Arapça-Farsça tamlamalarla ağırlaşmıştır.
     

  • Batılı Formlara Yöneliş: Klasik nazım biçimlerinin (gazel, kaside) yanına Batı edebiyatından alınan veya şairlerin kendi geliştirdiği yeni formlar girmeye başlamıştır. Beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğü kesinleşmiştir.
     

  • Romantizm ve Metafizik: Abdülhak Hâmit ile birlikte şiire felsefi düşünceler, ölümden sonraki hayatın sorgulanması ve "tezatlar" girmiştir. Şiir, akıldan ziyade duyguya ve hayal gücüne dayalıdır.
     

  • Kulak İçin Kafiye: Divan geleneğindeki "göz için kafiye" anlayışına karşı "kulak için kafiye" tezi savunulmuş, bu da "Eski-Yeni" tartışmasını (Zemzeme-Demdeme) alevlendirmiştir.
     

Dönemin Öncü İsimleri ve Katkıları
 

Bu dönem, Servetifünun edebiyatına zemin hazırlayan üç önemli figür etrafında toplanır:
 

  • Recâizâde Mahmud Ekrem: Dönemin "Üstad"ıdır. Yeni edebiyatın teorisyenliğini yapmış, şiirin konusunu genişletmiş ve Servetifünun neslini yetiştirmiştir. Zemzeme adlı eseriyle yenilikçi kanadı temsil eder.
     

  • Abdülhak Hâmit Tarhan: "Şair-i Azam" (En Büyük Şair) olarak bilinir. Türk şiirine metafizik derinliği ve tam bir biçimsel serbestliği getiren isimdir. Sahra ile ilk pastoral şiiri, Makber ile en meşhur mersiyeyi yazmıştır.
     

  • Muallim Naci: Dönemin "gelenekçi" sesidir. Her ne kadar yeniliğe tamamen kapalı olmasa da, Divan edebiyatı estetiğini savunmuş ve Demdeme adlı eseriyle Recâizâde ile büyük bir tartışmaya girmiştir. "Göz için kafiye" anlayışının son güçlü savunucusudur.

İkinci Dönem Şairleri

recaizade-mahmut-ekrem-portre.png

RECAİZADE MAHMUT EKREM

1847 yılında İstanbul’da doğan ve devletin pek çok kademesinde görev yapan Ekrem, asıl etkisini Mekteb-i Mülkiye’de verdiği edebiyat dersleri ve yetiştirdiği öğrencilerle (başta Tevfik Fikret) göstermiştir.

Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, şiirin konusunu "Zerrâttan şumûsa kadar her güzel şey şiirdir" (Zerrelerden güneşlere kadar her güzel şey şiirdir) diyerek sınırsız hale getirmesi ve "Kulak için kafiye" anlayışını savunarak Servetifünun edebiyatına zemin hazırlamasıdır.


Şiir Anlayışı

  • Sanat, Sanat İçindir: I. Dönem’in toplumsal ve siyasi kaygılarını tamamen terk ederek, şiirin tek amacının estetik güzellik ve duygu olduğunu savunmuştur.
     

  • Kulak için Kafiye: Divan geleneğindeki "göz için kafiye" (harf benzerliği) anlayışına karşı çıkarak, ses benzerliğine dayanan "kulak için kafiye" tezini savunmuştur. Bu durum Muallim Naci ile meşhur "Zemzeme-Demdeme" tartışmasını başlatmıştır.
     

  • Melankoli ve Hüzün: Evlat acısını (oğlu Nijad Ekrem başta olmak üzere üç çocuğunu kaybetmiştir) şiirinin merkezine koymuştur. Bu yüzden eserlerinde derin bir hüzün, ölüm teması ve kederli bir romantizm hakimdir.
     

  • Edebiyat Teorisyenliği: Sadece şiir yazmamış, Talim-i Edebiyat adlı ders kitabıyla "Yeni Edebiyat"ın kurallarını ve estetik ilkelerini sistemli bir hale getirmiştir.
     

  • Üç Tarz Şiir: Şiirlerini "hayâli" (idealist), "hissî" (duygusal) ve "hakikî" (realist) olmak üzere üç kategoride değerlendirmiş; şiirde duyguyu her şeyin üstünde tutmuştur.
     

Eserleri:

 

  • Nağme-i Seher: Şairin ilk şiirlerini içeren, henüz tam anlamıyla yeniliğe bürünmediği eseridir.

  • Yadigâr-ı Şeb: Yine gençlik dönemi duygularını yansıtan şiirlerinden oluşur.
     

  • Zemzeme (I, II, III): Şairin en önemli şiir serisidir. Özellikle bu kitapların önsözleri, yeni edebiyatın ve "kulak için kafiye" anlayışının manifestosu niteliğindedir.
     

  • Pejmürde: Hem şiirlerin hem de nesir (düzyazı) parçalarının bir arada bulunduğu, olgunluk dönemi eseridir.
     

  • Nefrin: Ölüm ve kader üzerine yazdığı, hüzünlü şiirlerini topladığı eseridir.
     

  • Nijad Ekrem: Genç yaşta kaybettiği oğlu için yazdığı, Türk edebiyatının en lirik ve acı dolu mersiyelerini içeren eseridir.

muallim-naci-portre.png

MUALLİM NACİ

1850 yılında İstanbul’da doğan ve asıl adı Ömer olan Muallim Naci, Varna’da hocalık yaptığı yıllarda "Muallim" lakabını almış; daha sonra İstanbul’da gazetecilik ve edebiyat hocalığı yapmıştır.

Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Batılılaşma rüzgârlarının en sert estiği dönemde Divan şiiri geleneğinin köhneleşmediğini savunması ve "Göz için kafiye" anlayışının son büyük temsilcisi olmasıdır. Ancak sanılanın aksine o, yeniliğe tamamen kapalı değil; "eskiyi bilen ama yeniye de açık olan" dengeli bir yolun savunucusudur.


Şiir Anlayışı

  • Göz için Kafiye: Divan edebiyatı geleneğine sadık kalarak, kafiyenin sadece ses benzerliği (kulak) değil, yazılıştaki harf birliği (göz) olması gerektiğini savunmuştur. Bu görüşüyle Recâizâde Mahmud Ekrem ile büyük bir tartışmaya girmiştir.
     

  • Milli Duyarlılık: Türk edebiyatında ilk köy şiiri kabul edilen "Köylü Kızların Şarkısı"nı yazmıştır. Bu, onun halka ve yerel hayata duyduğu ilginin en somut kanıtıdır
     

  • Ilımlı Batılılaşma: Batı edebiyatına (özellikle Fransız edebiyatına) tamamen karşı değildir; hatta Victor Hugo ve Musset gibi isimlerden çeviriler yapmıştır. Sadece geleneğin tamamen reddedilmesine karşı çıkar.
     

  • Dil ve Teknik Ustalık: Aruz ölçüsünü Türkçeye kusursuz bir şekilde uygulamıştır. Dili, Divan şairlerine göre daha sade ve anlaşılır; ancak klasik sanatın tüm inceliklerini barındıran bir olgunluktadır.
     

  • Didaktizm ve Ahlak: Şiirlerinde zaman zaman toplumsal ve ahlaki öğütlere yer vermiş, edebiyatın bir ciddiyeti ve ağırlığı olması gerektiğini savunmuştur.
     

Eserleri:

 

  • Ateşpâre: Şairin ilk şiir kitabı olup yenilikçi tarzda kaleme aldığı şiirlerini içerir.

  • Şerâre: Daha çok klasik tarzda, Divan edebiyatı geleneğine uygun gazel ve kasidelerini topladığı eseridir.
     

  • Fürûzan: Yine klasik geleneği sürdürdüğü şiirlerinden oluşur.
     

  • Sünbüle: Hem şiirlerin hem de nesirlerin yer aldığı, olgunluk dönemi eseridir.
     

  • Demdeme: Recâizâde Mahmud Ekrem'in "Zemzeme" adlı eserine ve yeni edebiyat görüşlerine karşı yazdığı meşhur eleştiri kitabıdır.
     

  • Istılâhât-ı Edebiyye: Edebiyat terimlerini ve kurallarını açıkladığı, dönemin en önemli teorik eserlerinden biridir.

abdulhak-hamit-tarhan-portre.png

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN

1852 yılında İstanbul’da doğan ve köklü bir aileden gelen Hâmit, uzun yıllar diplomat olarak Paris, Londra ve Bombay gibi şehirlerde yaşamıştır. Bu çok kültürlü hayat, onun dünyaya ve sanata bakışını tamamen değiştirmiştir.

Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Türk şiirinde asırlardır süregelen geleneksel kuralları (nazım biçimleri, kafiye, konu sınırlaması) tamamen yıkan "kural tanımaz"  tavrıdır. O, şiiri aklın ve teknik kuralların dar kalıplarından çıkarıp, hayal gücünün ve metafiziksel sorgulamaların sonsuzluğuna taşımıştır.


Şiir Anlayışı

  • Metafizik ve Ölüm: Türk şiirine felsefi derinliği ve ölüm ötesini sorgulamayı getiren ilk şairdir. Ölüm karşısındaki çaresizlik, isyan ve kabulleniş onun şiirinin merkezindedir.
     

  • Zıtlıklar Şairi: Şiirlerinde hayat ile ölümü, sevinç ile kederi, Doğu ile Batı’yı sürekli bir çatışma ve denge içinde işlemiştir. Onun dünyasında her şey bir zıtlık barındırır.
     

  • Biçimsel Serbestlik: Klasik nazım biçimlerini (gazel, kaside vb.) tamamen bir kenara bırakmış; kafiye ve vezin kurallarına çok az önem vermiştir. Duygusu neyi gerektiriyorsa şiiri o biçimde kurmuştur.
     

Eserleri:

 

  • Sahra: Türk edebiyatında Batılı anlamda yazılmış ilk pastoral şiir kitabıdır. Köy ve doğa hayatını şehir hayatıyla karşılaştırır.
     

  • Makber: Eşi Fatma Hanım’ın ölümü üzerine yazdığı, edebiyatımızın en meşhur mersiyelerinden (ölüm şiiri) biridir. Metafizik sorgulamanın zirvesidir.
     

  • Ölü / Hacle: Makber'in devamı niteliğindeki bu eserler, ölüm ve mezar temalarını işlemeye devam eder.
     

  • Bunlar Odur: Şairin doğa tasvirlerine ve kişisel duygularına yer verdiği bir diğer önemli şiir kitabıdır.
     

  • Validem: Türk edebiyatında kafiyesiz (uyaksız) yazılan ilk şiir olması bakımından tarihi bir öneme sahiptir.
     

  • Divaneliklerim yahut Belde: Paris ve Londra hatıralarıyla şekillenmiş, modern yaşamı ve şehir atmosferini yansıtan şiirlerini içerir.

Slaytlar

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:

Özet Videolar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri

Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:

İnfografikler

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı içeriği ile ilgili hazırlanmış infografik içerikler

Dönemin genel özellikleri ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-infografik.jpg

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-destanlar-infografik.jpg
bottom of page