top of page
tanzimat-donemi-siir-arka-plan.jpg


Tanzimat Dönemi Öğretici Metinler
Aşağıdaki içerik listesinden gitmek istediğiniz bölüme direkt geçebilirsiniz.

tanzimat-birinci-donem-siir.jpg

Öğretici Metinler - Genel Bakış

Tanzimat Dönemi öğretici metinlerini anlamak için öncelikle o dönemin aydınlarının psikolojisini ve edebiyata yükledikleri misyonu kavramak gerekir. 1860 yılından itibaren edebiyatımızda başlayan bu yeni dönemde, öğretici metinler (makale, eleştiri, anı, gezi yazısı vb.) sanatsal bir uğraş olmaktan öte, toplumsal bir kurtuluş reçetesi olarak görülmüştür. Divan edebiyatının yüzyıllardır süren içe dönük, süslü ve hayattan kopuk yapısına bir başkaldırı niteliği taşıyan bu metinler, yüzünü tamamen Batı’ya ve halka dönmüştür. Dönemin aydınları olan Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi isimler, sanatçı kimliklerinden çok "halkı eğiten birer öğretmen" kimliğiyle hareket etmişler; bu nedenle de kurgusal eserlerden çok, fikirlerini doğrudan beyan edebilecekleri öğretici türlere ağırlık vermişlerdir.

Bu dönemin öğretici metinlerinin merkez üssü tartışmasız gazetelerdir. Gazete, Tanzimat aydını için bir iletişim aracından çok daha fazlası; halka ulaşan bir kürsü, bir okul niteliğindedir. Edebiyatımızda daha önce örneği görülmeyen makale, fıkra ve mülakat gibi türler gazete sütunlarında doğmuş ve gelişmiştir. Şinasi'nin Agâh Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval, bu sürecin başlangıç fişeğidir. Şinasi, bu gazetenin ilk sayısında yayımladığı "Mukaddime" (önsöz) ile Türk basın tarihinin ilk makalesini kaleme alarak, gazetenin amacının halka "kendi menfaatini anlatmak" olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla öğretici metinler, "Sanat toplum içindir" ilkesiyle, halkın anlayabileceği, sadeleşmeyi hedefleyen ancak eski alışkanlıklar nedeniyle tam anlamıyla sadeleşemeyen bir dille yazılmıştır. Hürriyet, adalet, meşrutiyet, medeniyet ve kanun gibi kavramlar, bu metinler aracılığıyla ilk kez Türk okurunun gündemine girmiştir.
 

Öğretici metinlerin bir diğer önemli cephesi ise "tenkit" yani eleştiri alanında açılmıştır. Tanzimat yazarları, yeniyi kurabilmek için eskiyı yıkmak zorunda olduklarını biliyorlardı. Bu çatışma, edebiyat tarihimizin en sert ve en verimli tartışmalarını doğurmuştur. Özellikle Namık Kemal, Ziya Paşa'nın Harabat adlı antolojisinde Divan şiirini övmesi üzerine kaleme aldığı Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eserleriyle, modern eleştirinin temellerini atmıştır. Bu metinlerde sadece edebi zevkler tartışılmamış, aynı zamanda Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki zihniyet farkları masaya yatırılmıştır. Eleştiri türü, bu dönemde kişisel sataşmalarla edebi teorilerin iç içe geçtiği, oldukça dinamik ve öğretici bir alan haline gelmiştir.
 

Dönemin öğretici metinlerinde "ansiklopedik bilgi aktarımı" da ayrı bir önem taşır. Bu yaklaşımın en büyük temsilcisi, "Hace-i Evvel" (İlk Hoca) lakabıyla anılan Ahmet Mithat Efendi'dir. O, yazdığı her metinde okuyucunun kültür seviyesini yükseltmeyi hedeflemiş; coğrafyadan tarihe, fizikten ziraate kadar her konuda malumat vermeyi görev bilmiştir. Onun eserlerinde ve dönemin diğer öğretici metinlerinde, Doğu kültürünün sözlü anlatım geleneği ile Batı'nın rasyonel düşünce yapısı harmanlanmaya çalışılmıştır. Bu çaba, Türkçenin bilim ve felsefe dili olma yolundaki ilk ciddi adımlarını oluşturmuştur. Şemseddin Sami'nin sözlük (Kamus-ı Türki) ve ansiklopedi çalışmaları, bu dil bilincinin ve milli kimlik arayışının en somut meyveleridir.


Tanzimat Dönemi'ni iki ayrı safhada değerlendirmek, öğretici metinlerin evrimini görmek açısından şarttır. Birinci dönem sanatçıları (Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa) metinlerini tamamen siyasi ve toplumsal bir araç olarak kullanırken; ikinci dönem sanatçıları (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan), dönemin değişen siyasi koşulları ve artan baskı (istibdat) nedeniyle daha bireysel ve estetik konulara yönelmişlerdir. İkinci dönemde gazetenin toplumsal işlevi azalmış, yerini dergicilik faaliyetlerine ve edebi tartışmalara bırakmıştır. Bu dönemde yazılan öğretici metinler, siyasi fikirlerden arınarak daha çok "güzelin ne olduğu", "şiirin nasıl olması gerektiği" gibi teorik ve estetik konulara odaklanmıştır. Recaizade Mahmut Ekrem'in Talim-i Edebiyat adlı ders kitabı ve Takdir-i Elhan gibi eleştirileri, bu estetik arayışın ve Batılı anlamda edebiyat teorisinin yerleşmesinin örnekleridir.
 

Sonuç olarak Tanzimat Dönemi öğretici metinleri, Türk toplumunun zihniyet dünyasında köklü bir fay hattı oluşturmuştur. Bu metinler sayesinde Türk insanı, kul olmaktan vatandaş olmaya giden yolu, dünyadaki gelişmeleri, bilimin önemini ve kendi dilinin potansiyelini keşfetmeye başlamıştır. Teknik açıdan bugünkü makale veya denemeler kadar kusursuz olmasalar da, üstlendikleri "medeniyet değiştirme" misyonuyla Türk kültür tarihinin en hayati belgeleri arasında yer alırlar.

tanzimat-gazete-turu.jpg

GAZETE

Tanzimat Dönemi’nde gazete çevresinde gelişen öğretici metinler, Türk edebiyatı ve düşünce tarihi için sadece bir tür değişikliği değil, aynı zamanda bir zihniyet devrimidir. Bu dönemde gazetecilik, modern anlamda "haber verme" işlevinden çok daha öte, bir "halk üniversitesi" misyonu yüklenmiştir. Divan edebiyatının yüzyıllarca süren yüksek zümreye hitap eden, kapalı ve ağır yapısı, gazetenin gelişiyle birlikte yerini halka yönelen, öğretici ve aydınlatıcı bir yapıya bırakmıştır. Gazete, Tanzimat aydını için fikirlerini geniş kitlelere ulaştırabileceği en güçlü kürsü, öğretici metinler ise bu kürsüden okunan ders notları niteliğindedir.
 

Tanzimat gazeteciliğinin bir diğer önemli öğretici yönü de "haber" metinlerindeki üslup ve "tefrika" geleneğidir. O dönemde haberler, bugünkü "5N1K" kuralına dayalı objektif bir dille değil, yazarın/habercinin yorumunu da kattığı öznel bir dille yazılırdı. Bir yangın haberi verilirken bile, belediyecilik hizmetlerinin yetersizliğinden veya halkın tedbirsizliğinden bahsedilerek metin öğretici bir kıvama getirilirdi. Ayrıca romanların ve tiyatroların gazetelerde parça parça (tefrika halinde) yayımlanması da gazeteyi öğretici bir mecra kılan faktörlerdendir. Okuyucu sadece haber almak için değil, kültürlenmek ve edebi zevkini geliştirmek için de gazeteyi takip etmiştir. Bu durum, öğretici metinlerle sanatsal metinlerin gazete sayfalarında iç içe geçmesini sağlamıştır.
 

Son olarak, bu metinlerin dili ve üslubu, Tanzimat'ın "sadeleşme" idealinin en somut laboratuvarı olmuştur. Gazeteci-yazar aydınlar, halka bir şeyler öğretebilmek için Divan nesrinin secilerle (düzyazı kafiyesi) yüklü, uzun ve karmaşık cümle yapısını kırmak zorunda kalmışlardır. Her ne kadar eski alışkanlıklar tamamen terk edilemese de, Tanzimat gazeteciliği sayesinde cümleler kısalmış, noktalama işaretleri (ilk kez Şinasi tarafından) kullanılmaya başlanmış ve anlatım daha doğrudan bir hale gelmiştir. Özetle, Tanzimat döneminde gazete çevresinde gelişen öğretici metinler; dili sadeleştiren, edebiyatı sokağa indiren ve Türk toplumunu modern kavramlarla tanıştıran hayati bir köprü işlevi görmüştür.
 

Hazırlık Dönemi Gazeteleri (Tanzimat Öncesi)

Bu gazeteler Tanzimat ruhunu tam yansıtmasalar da zemin hazırladıkları için bilinmelidir:
 

  • Takvim-i Vekayi (1831): İlk resmi gazete. Devletin sesi olduğu için edebi veya fikri bir değeri yoktur, sadece resmi duyurular yer alır.

  • Ceride-i Havadis (1840): William Churchill adında bir İngiliz tarafından çıkarılan yarı resmi gazetedir. İlk edebi eklerin verildiği, dış haberlerin yer aldığı gazete olması bakımından gazetecilik tekniğini geliştirmiştir.

Tanzimat Dönemi Gazeteleri

1. Tercüman-ı Ahval (1860)
 

Tanzimat edebiyatının başlangıç noktası kabul edilir. Agâh Efendi ve Şinasi tarafından çıkarılan ilk özel Türk gazetesidir. Önemi sadece "ilk" olmasından değil, sivil bir ses çıkararak devletin resmi dili dışında halkın diliyle konuşmaya çalışmasından gelir.
 

  • Önemi: Şinasi, bu gazetenin ilk sayısında "Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi"ni (ilk makale) yayımlayarak gazetenin amacını "halka, halkın anlayacağı dille menfaatlerini anlatmak" olarak özetlemiştir. Batılı anlamda ilk tiyatro eseri olan Şair Evlenmesi de burada tefrika edilmiştir. Noktalama işaretleri ilk kez bu gazetede kullanılmıştır.
     

2. Tasvir-i Efkâr (1862)
 

Şinasi’nin tek başına çıkardığı, daha sonra Namık Kemal’in devraldığı, fikir ve edebiyat açısından Tercüman-ı Ahval’den daha etkili olmuş bir gazetedir. Adı "Fikirlerin Tasviri (Görüntüsü)" anlamına gelir.
 

  • Önemi: Gazeteciliğin seviyesini yükseltmiş, polemik ve tartışma kültürünü başlatmıştır. Şinasi Paris'e gidince gazeteyi Namık Kemal yönetmiş; "Lisan-ı Osmani..." adlı ünlü dil makalesini ve sosyal eleştirilerini burada yayımlamıştır. Halka hürriyet bilincini aşılama konusunda öncüdür.
     

3. Hürriyet (1868)
 

Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın siyasi baskılar nedeniyle Avrupa’ya kaçarak Londra’da çıkardıkları gazetedir.
 

  • Önemi: Yurt dışında çıkarılan ilk Türk gazetesidir. Osmanlı sınırları içinde söylenemeyen "hak, adalet, demokrasi" gibi kavramlar, Avrupa’dan gönderilen bu gazete aracılığıyla Osmanlı aydınlarına ulaştırılmıştır. Muhalif gazeteciliğin en sert örneklerindendir.
     

4. İbret (1870)
 

Namık Kemal’in Avrupa’dan döndükten sonra başına geçtiği ve en ateşli yazılarını yazdığı gazetedir.
 

  • Önemi: Siyasi tansiyonun en yüksek olduğu yayın organıdır. "Vatan" kavramının işlendiği, toplumsal sorunların en cesurca dile getirildiği yerdir. Namık Kemal’in meşhur Vatan Yahut Silistre oyunu sahnelendikten sonra çıkan olaylar bahane edilerek gazete kapatılmış, yazarları sürgüne gönderilmiştir.
     

5. Devir (1872)

Ahmet Mithat Efendi tarafından, Namık Kemal'in başyazarı olduğu İbret gazetesi geçici olarak kapatıldıktan sonra oluşan boşluğu doldurmak ve muhalefeti sürdürmek amacıyla çıkarılan gazetedir.

  • Önemi: Siyasi baskıların arttığı bir dönemde İbret gazetesinin hürriyetçi çizgisini devam ettirmeye çalışmıştır. Namık Kemal ve Ebüzziya Tevfik gibi dönemin cesur aydınlarının yazılarına (çoğu zaman imzasız veya takma adla) yer verdiği için hükûmet tarafından "zararlı neşriyat" yaptığı gerekçesiyle çok kısa sürede kapatılmıştır.


6. Bedir (1872)


Devir gazetesinin kapatılmasının hemen ardından Ahmet Mithat Efendi’nin yayıncılıkta ısrar ederek çıkardığı ve "Dolunay" anlamına gelen gazetedir.
 

  • Önemi: Ahmet Mithat Efendi’nin Rodos sürgününe gönderilmeden önceki son gazetecilik faaliyetidir ve onun "muhalif" dönemini simgeler. Sadece siyasi eleştirilerle değil, eklerinde yer verdiği bilimsel makaleler ve edebi çevirilerle de halkı aydınlatmayı sürdürmüştür. Bu gazetenin de kapatılması, dönemin aydınlarının (Namık Kemal, Ahmet Mithat vb.) İstanbul'dan sürülme sürecini başlatan son damlalardan biri olmuştur.
     

7. Tercüman-ı Hakikat (1878)
 

Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılan ve Tanzimat'ın ikinci dönemine (ve İstibdat dönemine) damgasını vuran gazetedir.
 

  • Önemi: Siyasi olmaktan çok, halkı eğitmeyi amaçlayan ansiklopedik bir gazetedir. En uzun ömürlü gazetelerden biridir. Siyasi yazıların yasak olduğu dönemde halka okuma alışkanlığı kazandırmış, "hoca" kimliğiyle her konuda bilgi vermiştir. Birçok genç yazarın (Halit Ziya, Hüseyin Rahmi gibi) yetiştiği bir mutfak işlevi görmüştür.
     

8. Muhbir (1866)
 

Ali Suavi tarafından çıkarılan, "Halkı ezenlere karşı halkın sesi" olma iddiasındaki gazetedir.
 

  • Önemi: İlk sayısındaki "Muhbir doğru söylemezse, gazeteyi yırtar atarım" çıkışıyla bilinir. Ali Suavi’nin sert, tavizsiz ve ihtilalci üslubu nedeniyle sık sık kapatılmış, daha sonra o da yayınına Avrupa'da devam etmiştir.

tanzimat-makale-turu.jpg

MAKALE

Türk edebiyatı, makale türüyle Tanzimat’ta tanışmıştır. Batı’dan alınan bu tür, dönemin aydınları için bir "edebi heves" değil, "hayati bir ihtiyaç" olarak görülmüştür. Çünkü eskiyi yıkmak, yeniyi anlatmak ve halkı uyandırmak için en etkili silah, mantığa ve kanıtlara dayalı fikir yazılarıydı.

Türk edebiyatında bu türün ortaya çıkışı, matbaanın yaygınlaşması ve özel gazeteciliğin başlamasıyla eş zamanlıdır. Gazete bir "beden" ise, makale o bedenin "konuşan dili ve ruhu" olmuştur. Divan edebiyatında şairler duygularını "Divan"larda toplarken, Tanzimat aydınları fikirlerini halka ulaştırmak için mecburen gazeteye ve dolayısıyla makaleye ihtiyaç duymuşlardır. Çünkü gazete olmadan makalenin yayımlanabileceği bir mecra, makale olmadan da gazetenin haber dışında sunabileceği bir "fikir" yoktu.

Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Toplumu aydınlatmak, Batılı değerleri (hürriyet, eşitlik, hukuk) tanıtmak ve devletin kötü gidişatına çözüm üretmek.

  • Dil ve Üslup: Divan nesrinin süslü, secili (kafiyeli) ve anlaşılmaz yapısı terk edilmeye çalışılmıştır. Amaç halka ulaşmak olduğu için "sadeleşme" fikri savunulmuştur (Fakat eski alışkanlıklar nedeniyle dil tam olarak sadeleşememiştir).

  • İçerik: Siyaset, sosyal sorunlar, dil tartışmaları, kadın hakları, eğitim ve edebiyat teorileri.

  • Yayın Yeri: Gazetelerdir. Makale, gazete ile doğmuş ve onunla büyümüştür.
     

Dönemlere Göre Makale:
 

  • 1. Dönem (Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa): Makaleler tamamen toplumsal ve siyasidir. "Sanat toplum içindir" anlayışıyla yazılır. Hükümet eleştirilir, rejim tartışılır.

  • 2. Dönem (R. Mahmut Ekrem, Muallim Naci): İstibdat (baskı) dönemi nedeniyle siyasi makale yazmak yasaklanmıştır. Bu yüzden makaleler edebi ve sanatsal konulara (Şiir nasıl olmalı? Kafiye göz için mi kulak için mi? vb.) kaymıştır.


Tarihi Öneme Sahip Makaleler:
 

1. Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi (Şinasi - 1860)
 

Bu metin, Türk basınının besmelesi gibidir. Şinasi, ilk özel gazeteyi çıkarırken neden böyle bir işe kalkıştığını halka anlatma gereği duymuştur.
 

  • Temel Tez: Bir ülkede yaşayan halkın, o ülkede olup bitenlerden haberdar olması en doğal hakkıdır. Devletin görevi sadece yönetmek değil, halkı aydınlatmaktır.

  • Dil Politikası: Şinasi burada tarihi bir cümle kurar: "Giderek, umum halkın kolayca anlayabileceği mertebede..." Yani gazetenin dili, seçkinlerin değil, sokaktaki vatandaşın anlayacağı dilde olacaktır.

  • Önemi: "Kamuoyu" kavramını ve "ifade özgürlüğünü" resmi makamlara karşı savunan ilk sivil manifestodur. Edebiyatımızdaki ilk makale örneğidir.
     

2. Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir (Namık Kemal - 1866)
 

Namık Kemal’in Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayımladığı bu uzun makale, edebiyatımızın ilk bildirisi (manifesto) kabul edilir. Divan edebiyatına karşı açılmış ilk sistematik savaştır.
 

  • Temel Tez: Mevcut Osmanlı edebiyatı (Divan şiiri), ne Arap ne Acem (İran) edebiyatıdır; ikisinin karışımı melez ve yapay bir şeydir. Gerçeklikten kopuktur.

  • Çözüm Önerisi: Edebiyat bir süs değil, fikirleri yaymak için bir araç olmalıdır. Bu yüzden dil sadeleşmeli, alfabe ıslah edilmeli ve halkın anlayacağı yeni bir edebiyat (Batı tarzı) kurulmalıdır.

  • Can Alıcı Nokta: Namık Kemal, "Edebiyatı olmayan bir millet, dilsiz bir insan gibidir." diyerek edebiyatı milli bir varoluş sorunu olarak görür.


3. Şiir ve İnşa (Ziya Paşa - 1868)
 

Hürriyet gazetesinde (Londra'da) yayımlanan bu makale, Ziya Paşa'nın en radikal tespitler yaptığı metindir.
 

  • Temel Tez: "Bizim gerçek şiirimiz nedir?" sorusunu sorar. Cevap olarak Divan şiirini reddeder. Divan şiirinin İran taklidi olduğunu söyler.

  • İnşa (Düzyazı) Eleştirisi: Divan nesrinin secilerle (kafiyelerle) dolu olmasını eleştirir. "Bir mektup yazmak için bile sözlüğe bakmak gerekiyor, böyle dil olmaz" der.

  • Gerçek Şiir: "Bizim asıl şiirimiz; taşrada, kırda, halkın sazla çalıp söylediği, 'Üç telli saz şairlerinin' okuduğu şiirdir (Halk Edebiyatı)" der. Bu görüş, o dönem için devrim niteliğindedir. (Not: Ziya Paşa bu görüşünü daha sonra terk edecektir).
     

4. Mukaddime-i Celal (Namık Kemal - 1872)
 

Namık Kemal'in Celalettin Harzemşah adlı tiyatro eseri için yazdığı önsözdür. Ancak içeriği o kadar yoğundur ki, tek başına bir "Edebiyat Teorisi Kitapçığı" sayılır.
 

  • İçeriği: Namık Kemal burada tiyatro, roman ve şiir hakkındaki görüşlerini açıklar.

  • Tiyatro Görüşü: Tiyatro için meşhur "Tiyatro, eğlencelerin en faydalısıdır" sözünü burada söyler. Tiyatroyu halkı eğitmek için bir okul olarak görür.

  • Roman Eleştirisi: Romanda "hakikat" (gerçeklik) olması gerektiğini savunur. Divan edebiyatındaki olağanüstü masalları eleştirir. Batı edebiyatının üstünlüğünü (özellikle Victor Hugo'dan etkilenerek) anlatır.
     

5. Harabat Mukaddimesi (Ziya Paşa - 1874)
 

Bu metin, bir fikir makalesinden ziyade, bir yazarın kendi kendisiyle nasıl çeliştiğinin belgesidir. Ziya Paşa, Şiir ve İnşa makalesinde savunduğu her şeyi burada reddeder.
 

  • İçeriği: 3 ciltlik Harabat (Divan Şiiri Antolojisi) eserinin başına yazdığı manzum (şiir şeklinde) önsözdür.

  • Tezi: Şiir ve İnşa'da "Gerçek şiirimiz halk şiiridir" diyen Ziya Paşa, burada halk şiirini küçümser (eşek anırmasına benzetir) ve Divan şiirini över. "Şiir, Kâbe gibi kutsaldır, halkın diline düşemez" der.

  • Sonucu: Bu makale/önsöz, Namık Kemal'i çileden çıkarmış ve Tahrib-i Harabat adlı eleştiri kitabını yazmasına neden olmuştur.
     

6. Zemzeme Mukaddimesi (Recaizade Mahmut Ekrem - 2. Dönem)
 

  • Tanzimat'ın 2. döneminde, siyaset yasaklanınca tartışmalar tamamen sanata kaymıştır. Bu önsöz, Türk şiirinin rotasını değiştiren metindir.

  • İçeriği: Recaizade Mahmut Ekrem, şiir kitaplarına (Zemzeme I, II, III) yazdığı bu önsözlerde "Sanat sanat içindir" görüşünü sistemleştirir.

  • Tezi: Şiirin konusunu genişletir: "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir."

  • Kafiye Tartışması: Eski edebiyatçıların "Kafiye göz içindir" (yazılışları aynı olmalı) kuralını yıkarak, "Kafiye kulak içindir" (okunuşları aynı olsa yeter) ilkesini getirir. Bu metin, eski-yeni çatışmasının (Abes-Muktebes) fitilini ateşlemiştir.
     

7. Şuara-yı Rum (Yeniçeri Şairleri) Makalesi (Namık Kemal)
 

  • Namık Kemal'in az bilinen ama edebiyat sosyolojisi açısından önemli bir makalesidir.

  • Önemi: Bektaşi ve Yeniçeri şairlerini inceleyerek, halk kültürünün ve askeri kültürün edebiyata yansımasını irdelediği, dönemi için oldukça "modern" bir inceleme yazısıdır.

tanzimat-elestiri-turu.jpg

ELEŞTİRİ

Türk edebiyatı, modern anlamda eleştiri (tenkit) türüyle Tanzimat’ta tanışmıştır. Batı’dan alınan bu tür, dönemin aydınları için bir "kusur bulma" çabası değil, bir "medeniyet hesaplaşması" olarak görülmüştür. Çünkü yüzünü Batı'ya dönen aydınlar için, Doğulu zihniyeti temsil eden eski edebiyatı yıkmak ve yerine Batılı yeni edebiyatı yerleştirmek, ancak sert ve kararlı eleştirilerle mümkün olabilirdi.

Eskiden şairlerin hayatının anlatılıp övüldüğü "Tezkire" geleneği varken, Tanzimat ile birlikte eserin kendisine odaklanan "Tenkit" anlayışı gelmiştir. Gazete ve matbaanın gücünü arkasına alan eleştiri, bir kalkan görevi görmüştür. Yeni edebiyat savunucuları (Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem), eskiyi savunanlara (Ziya Paşa, Muallim Naci) karşı kalemlerini birer kılıç gibi kullanmışlardır. Bu dönemde eleştiri, edebi bir tür olmaktan öte, "Eski-Yeni" savaşının cephesi olmuştur.
 

Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Divan edebiyatının köhnemiş kurallarını yıkarak, edebiyatın toplumun ilerlemesine hizmet etmesini sağlamak ve Batılı edebi türlerin (roman, tiyatro) yerleşmesine zemin hazırlamak.

  • Dil ve Üslup: Eleştiri metinleri genellikle polemik (tartışma) havasındadır. Dil, saldırgan, alaycı ve serttir. Yazarlar birbirlerini ikna etmekten çok, karşı tarafı halkın gözünde çürütmeyi hedefler.

  • İçerik: Divan şiirinin gerçeklikten kopukluğu, dilin sadeleşmesi gerekliliği, kafiyenin yapısı ve "hakikat" kavramı.

  • Yayın Yeri: Gazete köşeleri, mukaddimeler (önsözler) ve müstakil kitaplar. Eleştiri, gazeteden taşarak kitaplaşan ilk türlerden olmuştur.


Dönemlere Göre Eleştiri:
 

  • 1. Dönem (Namık Kemal, Ziya Paşa): Eleştiri, eskiyi yıkmak üzerine kuruludur. Hedefte Divan edebiyatı vardır. Eleştiriler sadece edebi değil, aynı zamanda sosyal ve kültüreldir. "Gerçeğe uymayan edebiyat zararlıdır" görüşü hakimdir.

  • 2. Dönem (R. Mahmut Ekrem, Muallim Naci): Siyasi ortamın baskısı nedeniyle eleştiri toplumsal alandan çekilmiş, tamamen teknik ve estetik bir hal almıştır. "Eski edebiyat mı, yeni edebiyat mı?" tartışması "Kafiye göz için mi, kulak için mi?" tartışmasına dönüşmüştür.


Tarihi Öneme Sahip Eleştiri Eserleri:
 

1. Tahrib-i Harabat (Namık Kemal - 1874)
 

Namık Kemal’in, dava arkadaşı Ziya Paşa’nın Harabat antolojisinde Divan şiirini övmesi üzerine Magosa sürgününde yazdığı eserdir.
 

  • Niteliği: Türk edebiyatının ilk eleştiri kitabı kabul edilir.

  • Temel Tez: Namık Kemal, Ziya Paşa'yı döneklikle suçlar. "Daha dün Şiir ve İnşa makalesinde Divan edebiyatına 'melez ve taklit' diyordun, bugün ne oldu da 'Kâbe' diyorsun?" diyerek arkadaşının çelişkilerini yüzüne vurur.

  • Önemi: Eski edebiyatın neden yetersiz olduğunu bilimsel ve sosyolojik verilerle değil, mantıksal tutarlılık üzerinden çürüten tarihi bir belgedir.
     

2. Takip (Namık Kemal - 1875)
 

Namık Kemal’in, Tahrib-i Harabat’ı yazmasına rağmen hızını alamayıp, Ziya Paşa’nın Harabat antolojisinin sonraki ciltlerini de eleştirdiği devam niteliğindeki eseridir.
 

  • İçeriği: İlk kitaba göre daha sert ve alaycıdır. Ziya Paşa'nın edebiyat bilgisini ve şair seçimlerini sorgular.

  • Can Alıcı Nokta: Namık Kemal burada sadece Ziya Paşa'yı değil, Divan edebiyatının "mazmun" (kalıplaşmış söz) anlayışını da eleştirerek, edebiyatta özgünlüğü savunur.
     

3. Zafername (Ziya Paşa - 1870)
 

Ziya Paşa’nın, dönemin sadrazamı (başbakanı) Ali Paşa’yı hicvetmek (eleştirmek) için yazdığı, mizah ve eleştirinin iç içe geçtiği eşsiz bir eserdir.
 

  • Biçimi: Eser, "Kaside, Tahmis ve Şerh" olmak üzere üç bölümden oluşur. Görünüşte Ali Paşa'yı övüyor gibidir ancak aslında yerin dibine sokar (İroni/tariz sanatı).

  • Önemi: Tanzimat döneminin en başarılı siyasi hiciv ve eleştiri örneğidir. Mizah yoluyla yönetimdeki çarpıklıkları, Girit’in elden çıkışını ve mali krizleri eleştirir.
     

4. Takdir-i Elhan (Recaizade Mahmut Ekrem - 1886)
 

Recaizade Mahmut Ekrem’in, dönemin genç şairlerinden Menemenlizade Tahir’in Elhan adlı şiir kitabı üzerine yazdığı eleştiri/inceleme kitabıdır.
 

  • Temel Tez: Şiirde konu sınırlaması olamayacağını, kafiyenin kulağa hoş gelmesi gerektiğini ve şiirin nesirden (düzyazıdan) ayrı bir mantığı olduğunu savunur.

  • Önemi: Türk şiirine "Sanat sanat içindir" anlayışını ve Batılı estetik kurallarını yerleştiren teorik bir rehberdir.
     

5. Demdeme (Muallim Naci - 1886)
 

Muallim Naci’nin, Recaizade Mahmut Ekrem’in Zemzeme önsözündeki ve Takdir-i Elhan’daki görüşlerine cevap olarak yazdığı sert eleştiri yazılarıdır.
 

  • İçeriği: Gazetede yayımlanan bu yazılar daha sonra kitaplaştırılmıştır. Naci, Ekrem’in savunduğu "kafiye kulak içindir" görüşüne karşı çıkar ve Ekrem'i "şiiri bozmakla, kuralsızlıkla" suçlar.

  • Sonucu: Bu eser, edebiyat dünyasını "Eskiciler" (Muallim Naci tarafı) ve "Yeniciler" (Recaizade tarafı) olarak kesin bir şekilde ikiye bölmüştür. Bu tartışma, Servet-i Fünun edebiyatının doğuşuna zemin hazırlamıştır.
     

6. Renan Müdafaanamesi (Namık Kemal - 1908/Basımı)
 

Fransız tarihçi Ernest Renan'ın "İslamiyet mani-i terakkidir" (İslamiyet ilerlemeye engeldir) iddiasına karşı yazılmış, çok güçlü bir savunma ve eleştiri eseridir.
 

  • Temel Tez: İslamiyet'in bilim ve felsefeye karşı olmadığını, aksine Abbasiler ve Endülüs Emevileri döneminde bilimin zirve yaptığını tarihsel kanıtlarla anlatır.

  • Önemi: Batı'ya hayran olmasına rağmen, Batı'nın haksız saldırıları karşısında milli ve manevi değerleri savunan Tanzimat aydınının "eleştirel duruşunu" gösterir.
     

7. Dekadanlar (Ahmet Mithat Efendi - 1897)
 

Ahmet Mithat Efendi’nin kendi gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te yayımladığı, Servet-i Fünun topluluğunu (özellikle Cenap Şahabettin'i) hedef tahtasına koyduğu, çok sert ve alaycı bir eleştiri makalesidir.
 

  • Niteliği: Bir "nesil çatışması" belgesidir. "Sanat toplum içindir" diyen eski tüfek Ahmet Mithat ile "Sanat sanat içindir" diyen gençlerin (Servet-i Fünun) savaşıdır.

  • Tezi: Ahmet Mithat, genç şairleri Fransa'daki Sembolist akıma özenerek dili yozlaştırmakla, "saat-i semenfam" (yasemin renkli saatler) gibi saçma ve anlaşılmaz tamlamalar uydurmakla suçlar. Onlara Fransız edebiyatındaki "yozlaşmış, düşkün" anlamına gelen "Dekadan" lakabını takar. "Yazdığınızı kimse anlamıyor, sadece kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz" diyerek onları halktan kopuk olmakla itham eder.

  • Sonucu: Bu yazı büyük bir infial yaratmıştır. Genç şairler (Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret) Ahmet Mithat'a zekice yanıtlar vermişlerdir. Tartışmanın en ilginç yanı ise sonudur: Ahmet Mithat Efendi, zamanla Cenap Şahabettin'in edebi gücünü fark etmiş ve "Teslim-i Hakikat" (Gerçeğin Teslimi) adlı bir yazı daha yazarak "Ben yanılmışım, siz gerçekten büyük sanatçılarsınız, sizi tebrik ederim." deme büyüklüğünü göstermiştir.

tanzimat-ani-turu.jpg

ANI(HATIRA)

Türk edebiyatı, kişisel tarihe odaklanan modern anı türüyle Tanzimat’ta tanışmıştır. Divan edebiyatında padişahların zaferlerini anlatan "vakayiname"ler veya şairlerin hayatını kısaca geçen "tezkire"ler olsa da, yazarın kendi iç dünyasını ve şahit olduğu olayları kendi penceresinden anlattığı "Hatırat", Batı'ya açılan pencereden girmiştir.
 

Tanzimat aydınları için anı yazmak, yaşlılık günlerinde torunlarına masal anlatmak değil, siyasi bir "savunma" ve "tarihe not düşme" çabasıdır. Sürgünler, görevden alınmalar ve hapislerle dolu hayatlar yaşayan bu nesil; "Ben vatan için bunları yaptım ama yanlış anlaşıldım" diyerek gelecek nesillere kendilerini aklamak (apolojetik tavır) istemişlerdir. Bu yüzden Tanzimat anıları, edebi bir metin olduğu kadar, siyasi tarih belgesi niteliği de taşır.
 

Genel Özellikleri:

  • Amaç: Yazarın yaşadığı dönemi kendi bakış açısıyla yansıtmak, haksızlığa uğradığını düşündüğü olaylarda kendini savunmak ve unutulmaktan korktuğu gerçekleri belgelemek.

  • Dil ve Üslup: Makalelerde olduğu gibi sadeleşme amacı güdülse de, anılarda genellikle daha duygusal ve içten bir dil kullanılır. Yazar, resmiyetten sıyrılıp "ben" diliyle konuşur.

  • İçerik: Siyasi çekişmeler, saray entrikaları, sürgün yılları (özellikle Magosa, Rodos, Midilli sürgünleri) ve çocukluk hatıraları.

  • Etkileşim: Batılı yazarların (özellikle J.J. Rousseau'nun İtiraflar adlı eseri) etkisi büyüktür.
     

Tarihi Öneme Sahip Anı Eserleri:
 

1. Tabsıra (Akif Paşa - 1883/Basımı)
 

Tanzimat’ın ilanından hemen önce yazılmasına rağmen, zihniyet olarak Tanzimat anı geleneğinin habercisi ve ilk örneği kabul edilir.
 

  • İçeriği: Dönemin Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) olan Akif Paşa’nın, görevden haksız yere alındığını düşündüğü olayları ve rakipleriyle olan mücadelesini anlatır.

  • Niteliği: Bir anı kitabından çok, zehir zemberek bir "siyasi savunma" metnidir.

  • Önemi: Eski nesrin süslü yapısını kırmış, "başından geçenleri olduğu gibi anlatma" cesaretini göstermiştir.
     

2. Defter-i Amal (Ziya Paşa - 1870)
 

Ziya Paşa’nın, Fransız yazar J.J. Rousseau’nun İtiraflar adlı eserinden etkilenerek yazdığı, Batılı anlamda ilk edebi anı örneğidir.
 

  • İçeriği: Yazarın çocukluk yıllarına, eğitim hayatına ve hayata bakışına odaklanır. "Amel Defteri" anlamına gelir.

  • Tezi: İnsanın karakterinin çocuklukta şekillendiğini savunur. Kendi iç dünyasını, korkularını ve hayallerini samimiyetle açar.

  • Önemi: Siyasi kavgalardan ziyade, bireyin iç dünyasına inmesi bakımından Tanzimat edebiyatında "bireyselleşmenin" önemli belgelerindendir.
     

3. Ömer’in Çocukluğu (Muallim Naci - 1890)
 

Tanzimat'ın ikinci döneminde, "Eskici" olarak bilinen Muallim Naci’nin 8 yaşına kadar olan anılarını anlattığı eserdir.
 

  • İçeriği: Babasının ölümü, medrese eğitimi, çocukluk oyunları ve o dönemin mahalle hayatı anlatılır.

  • Üslubu: Son derece sade, içten ve gerçekçi bir dili vardır. Siyasetten tamamen uzaktır.

  • Önemi: Türk edebiyatında sadece çocukluk yıllarına odaklanan ilk anı kitabıdır. O dönemin sosyal hayatını ve eğitim sistemini anlamak için eşsiz bir belgedir. (Günümüzde "çocuk klasiği" olarak da okunur).
     

4. Menfa (Ahmet Mithat Efendi - 1876)
 

"Sürgün Yeri" anlamına gelen bu eser, Ahmet Mithat Efendi’nin siyasi gazetecilik yaptığı dönemde başından geçenleri anlatır.
 

  • İçeriği: Namık Kemal ve Ebüzziya Tevfik ile birlikte tutuklanışını, mahkeme sürecini ve Rodos'a sürgüne gönderiliş hikayesini anlatır.

  • Önemi: Dönemin hapishane koşullarını, adalet sistemini ve aydınların psikolojisini yansıtan "belgesel" niteliğinde bir eserdir.
     

5. Magosa Hatıraları (Namık Kemal)
 

Namık Kemal’in, Vatan Yahut Silistre oyunu sonrası sürüldüğü Kıbrıs/Magosa’daki kalede geçirdiği 38 ayı anlattığı mektup-anı karışımı metinlerdir.
 

  • Niteliği: Tam bir kitap bütünlüğünde değil, mektuplar aracılığıyla parça parça günümüze ulaşmıştır.

  • İçeriği: Sürgündeki yalnızlığını, kale hayatını, orada yazdığı eserleri ve İstanbul’a duyduğu özlemi anlatır. Hürriyet şairinin "insani" ve "kırılgan" yönünü gösterir.

gezi-yazisi-sembol2.jpg

GEZİ YAZISI

Türk edebiyatı, gezi yazısı türüne yabancı değildir; Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si yüzyıllar öncesinden bu türün şaheseri olarak zaten mevcuttur. Ancak Tanzimat ile birlikte gezi yazısının "rotası" ve "niyeti" tamamen değişmiştir. Batı’ya açılan kapıdan çıkan aydınlar, gördükleri yeni dünyayı (Avrupa'yı) sadece "gezmek" için değil, geride bıraktıkları halka "bakın dünya nereye gidiyor" diyebilmek için anlatmışlardır.
 

Eskiden "acaip ve garip şeylerin" anlatıldığı (abartılı) seyahatnameler varken, Tanzimat ile birlikte "gözleme ve kıyaslamaya" dayalı gerçekçi metinler dönemi başlamıştır. Bu metinler, Osmanlı aydınının Avrupa medeniyeti karşısındaki hayranlığının, şaşkınlığının ve "biz neden geri kaldık" sorgulamasının kağıda dökülmüş halidir. Gezi yazısı, Tanzimat’ta sadece coğrafi bir anlatım değil, sosyolojik bir laboratuvar işlevi görmüştür.
 

Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Okuyucuya Avrupa'nın şehir yapısını, teknolojisini, yaşam tarzını ve insani ilişkilerini tanıtmak. "Onlar başardı, biz de yapabiliriz" fikrini aşılamak.

  • Dil ve Üslup: Abartıdan (mübalağa) uzak, gerçekçi ve sade bir dil tercih edilmiştir. Evliya Çelebi tarzı masalsı anlatım yerini gazeteci titizliğine bırakmıştır.

  • İçerik: Genellikle Avrupa şehirleri (Paris, Londra, Viyana) anlatılsa da, Osmanlı coğrafyasının bilinmeyen yerleri de konu edilmiştir.

  • Yayın Yeri: Çoğu gezi yazısı önce gazetelerde "tefrika" (bölüm bölüm) halinde yayımlanmış, daha sonra kitaplaştırılmıştır.
     

Tarihi Öneme Sahip Gezi Yazıları:
 

1. Avrupa'da Bir Cevelan (Ahmet Mithat Efendi - 1890)
 

Ahmet Mithat Efendi’nin, bir şarkiyatçılar kongresine katılmak üzere İstanbul’dan Stockholm’e yaptığı tren yolculuğunu ve dönüşünü anlattığı, dönemin en kapsamlı gezi kitabıdır.
 

  • İçeriği: Yazar; Viyana, Berlin, Kopenhag ve Paris gibi şehirleri gezer. Sadece binaları değil; operayı, fuarları, temiz sokakları ve insanların birbirine davranışlarını anlatır.

  • Tezi: Ahmet Mithat, her zamanki "hoca" kimliğiyle, gördüğü her güzelliği İstanbul ile kıyaslar. Avrupa'nın düzenini överken, kendi kültürünü de aşağılamaz; sentezci bir yaklaşım sergiler.

  • Önemi: Batı dünyasını Türk okuruna en geniş çerçevede ve en samimi dille tanıtan modern gezi yazısıdır.
     

2. Seyahat Jurnali (Direktör Ali Bey - 1897)
 

Tanzimat tiyatrosunun önemli ismi Direktör Ali Bey’in, Düyun-ı Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) müfettişi olarak çıktığı teftiş gezisini anlattığı eserdir.
 

  • İçeriği: İstanbul’dan başlayıp Hindistan ve Irak bölgelerine kadar uzanan bir doğu seyahatidir.

  • Farkı: Adından da anlaşılacağı üzere "Jurnal" (Günlük) formatında yazılmıştır. Türk edebiyatında günlük şeklinde yazılan ilk gezi yazısı örneğidir.

  • Üslubu: Direktör Ali Bey, mizahi yönü çok güçlü bir yazardır. Ciddi bir görevde olmasına rağmen, gittiği yerlerdeki aksaklıkları, bürokratik hantallıkları ve ilginç tipleri mizahi ve eleştirel bir dille anlatır.
     

3. Avrupa Mektupları (Namık Kemal - 1867 civarı)
 

Namık Kemal'in, Ziya Paşa ile birlikte Avrupa'ya kaçtığı (sürgün/firar) dönemde, oradaki izlenimlerini İstanbul'daki dostlarına yazdığı mektuplardan oluşur.
 

  • Niteliği: Tam bir "gezi kitabı" formatında basılmamış olsa da, içerik olarak gezi yazısı türüne girer.

  • Gözlemi: Namık Kemal, Londra ve Paris'in gelişmişliği karşısında büyülenmiştir. "Adamlar yapmış." hayranlığı ile "Biz neden viraneyiz?" hüznü iç içedir. Işıklandırılmış caddeleri, meclis binalarını ve kütüphaneleri anlatarak siyasi mesajlar verir.

sozluk-ansiklopedi-turu-sembol.jpg

SÖZLÜK-ANSİKLOPEDİ

Türk edebiyatında sözlükçülük (lügatçilik), Tanzimat ile birlikte sadece "bilinmeyen kelimeleri öğrenme aracı" olmaktan çıkıp, bir "Milli Kimlik İnşası" projesine dönüşmüştür. Divan edebiyatı geleneğinde sözlükler genellikle Arapça ve Farsça kelimeleri öğrenmek için yazılırken; Tanzimat aydınları, "Biz kimiz?" sorusunun cevabını dilde aramış ve Türkçenin gücünü ispatlamak için sözlük çalışmalarına sarılmıştır.
 

Bu dönemde sözlük ve ansiklopedi yazarlığı, Batı'daki "Aydınlanma" fikrinin bir uzantısıdır. Halka ansiklopedik bilgi (malumat) vermek ve Türkçenin bilim dili olabileceğini kanıtlamak, en az roman veya tiyatro yazmak kadar kutsal bir görev sayılmıştır. Bu çaba, dilin sınırlarını çizmek ve Türkçenin "tapu senedini" oluşturmak demektir.
 

Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Türkçenin zenginliğini ortaya koymak, unutulmuş Türkçe kelimeleri diriltmek ve Batı'dan gelen yeni kavramlara (bilim, teknik) Türkçe karşılıklar bulmak.

  • Yöntem: Eski kamus geleneğindeki karmaşık sıralama sistemleri terk edilmiş, Batılı anlamda alfabetik ve pratik sistemler getirilmiştir.

  • Zihniyet Değişimi: "Lisan-ı Osmani" (Osmanlıca) tabiri yavaş yavaş sorgulanmış, yerine "Lisan-ı Türki" (Türkçe) kavramı yerleşmeye başlamıştır. Bu, milliyetçilik akımının dildeki ilk kıvılcımıdır.

  • İçerik: Sadece kelime anlamları değil, o kelimenin kökeni, kullanımı ve ansiklopedik açıklamaları da verilmiştir.


Tarihi Öneme Sahip Sözlük ve Ansiklopediler:


1. Lehçe-i Osmani (Ahmet Vefik Paşa - 1876)


Ahmet Vefik Paşa, Türkçülük akımının bilinçli ilk temsilcilerindendir. Bu eser, Türk sözlükçülüğünde bir dönüm noktasıdır.
 

  • Önemi: Eserin adında "Osmani" geçse de, Ahmet Vefik Paşa bu eserde ilk kez Türkçe kelimeleri, Arapça ve Farsça kelimelerden ayrı tutarak öne çıkarmıştır.

  • Tezi: "Biz Türk'üz, dilimiz de Türkçedir." bilinciyle yazılmıştır. Anadolu ağızlarından ve eski Türk lehçelerinden kelimelere yer vererek Türkçenin ne kadar köklü olduğunu göstermiştir.


2. Kamus-ı Türki (Şemseddin Sami - 1901)


Tanzimat Dönemi'nin en büyük dil alimi Şemseddin Sami’nin başyapıtıdır. Türk dilinin ilk modern ve milli sözlüğü kabul edilir.
 

  • Temel Tez: Şemseddin Sami, "Türkçe kelimeler asıldır, diğerleri (Arapça-Farsça) misafirdir." anlayışıyla hareket etmiştir.

  • Yeniliği: Daha önceki sözlüklerde (Lügatlerde) madde başları genellikle Arapça/Farsça olur, karşısında Türkçe anlamı yazardı. Kamus-ı Türki'de ise madde başları Türkçedir. "Türkçe, Türkçeyle açıklanmıştır."

  • Önemi: Bugün kullandığımız sözlükçülük anlayışının temelini atmıştır. Dilin sadeleşmesi yolunda atılmış en somut ve bilimsel adımdır.
     

3. Kamus-ı Alam (Şemseddin Sami - 1889-1898)
 

Şemseddin Sami’nin tek başına yazdığı, 6 ciltten oluşan devasa bir Tarih ve Coğrafya Ansiklopedisidir.
 

  • İçeriği: Dünyadaki önemli tarihi şahsiyetler, ülkeler, şehirler, nehirler ve dağlar hakkında detaylı bilgiler verir. Özellikle Türk-İslam coğrafyasına geniş yer ayırır.

  • Niteliği: Türk edebiyatının ilk ansiklopedisi sayılır. O dönemde internet veya kütüphane imkanı olmayan halk için muazzam bir bilgi kaynağı olmuştur. Şemseddin Sami'nin çalışkanlığının ve "tek kişilik ordu" oluşunun kanıtıdır.
     

4. Lügat-ı Naci (Muallim Naci - 1891)
 

"Eskici" olarak bilinen ama aslında "ılımlı" bir yolu savunan Muallim Naci’nin sözlüğüdür.
 

  • İçeriği: Daha çok Osmanlıcada kullanılan Arapça ve Farsça kelimelerin doğru yazılışlarını ve anlamlarını içerir.

  • Farkı: Şemseddin Sami kadar "arı Türkçe" meraklısı değildir. Yaşayan dili ve yerleşmiş eski kelimeleri korumayı amaçlar. Etimolojiye (köken bilimi) önem verir.

  • Önemi: Eski edebiyat zevkini sürdürenlerin ve Arap harfli metinleri okuyacakların başucu kitabı olmuştur.
     

5. Lehçetü'l-Hakâyık (Direktör Ali Bey - 1897)
 

Tanzimat sözlükçülüğünün "yaramaz çocuğu"dur. Ciddi, ağırbaşlı ve akademik sözlüklerin yanında, zekanın ve mizahın konuştuğu bambaşka bir eserdir. Kelime anlamı "Gerçeklerin Dili" demektir ancak bu gerçekler, acı ve komik gerçeklerdir.
 

  • Niteliği: Türk edebiyatının ilk mizahi sözlüğüdür.

  • İçeriği: Direktör Ali Bey, bu eserinde kelimelerin sözlük anlamlarını değil; o kelimenin toplumdaki, bürokrasideki ve sosyal hayattaki yozlaşmış karşılığını verir. Tanımlar kısa, çarpıcı ve iğneleyicidir.

  • Önemi: Tanzimat aydınının sadece didaktik (öğretici) değil, aynı zamanda ne kadar kıvrak bir zekaya sahip olduğunu gösterir. Toplumsal eleştiriyi uzun uzun makalelerle yapmak yerine, tek bir kelime tanımıyla "taşı gediğine koyarak" yapmıştır.

mektup-turu-sembol.jpg

MEKTUP

Türk edebiyatında mektup, Tanzimat ile birlikte "hüner gösterme" sanatı olmaktan çıkıp, gerçek bir "iletişim ve düşünce" aracına dönüşmüştür. Divan edebiyatında "Münşeat" adı verilen, ağır süslü, ağdalı ve samimiyetten uzak resmi yazıların yerini; Tanzimat’la birlikte yazarın iç dünyasını, siyasi fikirlerini ve edebi kavgalarını yansıttığı "Hususi (Özel) ve Edebi Mektuplar" almıştır.
 

Bu dönemde mektup, sadece iki kişi arasındaki bir sır değil, çoğu zaman gazetelerde yayımlanan veya elden ele dolaşan bir "kamuoyu oluşturma" aracıdır. Özellikle sürgündeki aydınlar (Namık Kemal gibi), İstanbul’daki dostlarıyla ve dava arkadaşlarıyla mektuplar üzerinden haberleşmiş, "Vatan, millet, hürriyet" davasını mektuplarla diri tutmuşlardır. Ayrıca mektup, edebi tartışmaların (kritiklerin) yapıldığı bir arena haline gelmiştir.
 

Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Samimi duyguları paylaşmak, uzaktaki dostlarla (sürgün nedeniyle) hasret gidermek ve edebi/siyasi fikirleri tartışmak.

  • Dil ve Üslup: Divan "münşeat"larındaki kalıplaşmış, abartılı övgü ve dualar terk edilmiştir. Yerine "konuşur gibi" yazılan, doğal ve samimi bir üslup getirilmiştir. (Akif Paşa bu değişimin öncüsüdür).

  • İşlev Değişimi: Mektup, bu dönemde türler arası bir geçiş köprüsü olmuştur. Bazı romanlar mektup biçiminde yazılmış (Mektup-Roman), bazı eleştiriler mektup formatında kaleme alınmıştır.

  • Yayın: Özel mektuplar, yazarların vefatından sonra veya hayattayken kitaplaştırılarak edebi bir belge niteliği kazanmıştır.


Tarihi Öneme Sahip Mektup Eserleri:


1. Mektuplar (Akif Paşa)


Tanzimat'ın hemen öncesinde ve başında yer alan Akif Paşa, mektup türünde bir devrim yapmıştır.
 

  • Niteliği: Eski "İnşa" (süslü yazı) geleneğini yıkan adamdır.

  • Tezi: "Maksadı en kısa ve en açık yoldan anlatmak esastır" ilkesini benimsemiştir.

  • Önemi: Yazdığı mektuplarda yapmacık söz sanatlarını bırakmış, "yazıldığı gibi okunan, okunduğu gibi anlaşılan" yeni bir çığır açmıştır. Bu yönüyle Tanzimat nesrinin (düzyazısının) hazırlayıcısı kabul edilir.
     

2. Hususi Mektuplar (Namık Kemal)


Namık Kemal, Türk edebiyatının belki de en velud (üretken) mektup yazarıdır. Sürgünlerle geçen ömründe mektuplar onun can damarı olmuştur.
 

  • İçeriği: Özellikle Magosa ve Midilli sürgünlerinden İstanbul'daki dostlarına (Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit vb.) yazdığı mektuplardır.

  • Önemi: Bu mektuplar sadece "Nasılsın, iyi misin?" metinleri değildir. Namık Kemal bu mektuplarda yazdığı eserlerin (İntibah, Cezmi vb.) taslaklarını anlatır, edebiyat teorilerini tartışır, oğlunun eğitimiyle ilgilenir ve siyasi öfkesini kusar. Dönemin perde arkasını anlamak için en önemli belgelerdir.
     

3. Muhaberat ve Muhaverat (Muallim Naci - 1884)
 

Eski edebiyatı savunan (daha doğrusu ılımlı modernleşmeyi isteyen) Muallim Naci’nin mektup türündeki önemli eseridir.
 

  • Anlamı: "Haberleşmeler ve Konuşmalar" demektir.

  • İçeriği: Muallim Naci'nin edebi görüşlerini, Ahmet Mithat Efendi ile olan mektuplaşmalarını içerir.

  • Niteliği: Mektubun, edebi bir tartışma ve eğitim aracı olarak nasıl kullanıldığının en güzel örneğidir. Karşılıklı fikir alışverişi (diyalog) şeklinde kurgulanmıştır.


4. İrfan Paşa'ya Mektup (Namık Kemal)
 

Bu eser, mektup başlığı taşısa da aslında safkan bir eleştiri metnidir.
 

  • İçeriği: Namık Kemal'in, dönemin şairlerinden İrfan Paşa'yı ve onun şiir anlayışını eleştirdiği uzun bir mektuptur.

  • Önemi: Mektup türünün, edebi tenkit (eleştiri) yapmak için bir kılıf olarak kullanıldığını gösterir. "Mektup içinde eleştiri" geleneğinin örneğidir.
     

5. Şehir Mektupları (Ahmet Rasim - 1897)


Tanzimat'ın sonu ile Servet-i Fünun dönemi arasında "Bağımsız" bir çizgi izleyen Ahmet Rasim'in şaheseridir.
 

  • Niteliği: Klasik bir mektup değil, gazete fıkrası (köşe yazısı) ile mektup türünün karışımıdır.

  • İçeriği: Yazarın İstanbul sokaklarını, günlük hayatı, Ramazan eğlencelerini, vapurları ve insan manzaralarını hayali bir alıcıya mektup yazar gibi anlattığı metinlerdir.

  • Önemi: İstanbul'un o dönemki sosyal hayatını en canlı, en renkli ve en samimi şekilde anlatan "İstanbul günlüğü" gibidir.
     

teori-ders-kitaplari-sembol.jpg

TEORİ-DERS KİTAPLARI

Tanzimat edebiyatı sadece roman yazmak değil, aynı zamanda "edebiyatın ne olduğunu" öğretmek davasıdır. Batılı tarzda okulların (Rüştiye, İdadi, Sultani) açılmasıyla birlikte, eski medrese usulü kitaplar yetersiz kalmış, yeni nesle "modern edebiyatı ve kurallarını" anlatacak ders kitaplarına ihtiyaç duyulmuştur.
 

Bu dönemde yazılan teori kitapları, birer okul kitabı olmanın ötesinde, Türk edebiyatının anayasasını oluşturmuştur. Yazarlar; şiirin nasıl yazılacağını, güzel konuşmanın (belagat) kurallarını ve Batılı edebi türlerin tanımlarını bu kitaplar üzerinden teorize etmişlerdir. Özellikle Servet-i Fünun gibi daha ileri bir edebiyatın doğuşu, bu teorik kitapların yetiştirdiği zihinler sayesinde mümkün olmuştur.


Genel Özellikleri:
 

  • Amaç: Edebiyatı sadece bir "zevk" olmaktan çıkarıp, kuralları olan bir "bilim" dalı haline getirmek. Genç şair ve yazarlara yol göstermek.

  • Değişim: Eskiden "Belagat" (Sözü güzel söyleme sanatı) kitapları varken, bu dönemde modern anlamda "Edebiyat Teorisi" kitaplarına geçiş başlamıştır.

  • İçerik: Şiir sanatları, kafiye yapısı, nesir (düzyazı) türleri, Batılı akımlar ve "Fesahat" (Duru ve doğru anlatım) kuralları.

  • Yöntem: Tanımları yapmakla kalmamış, hem Doğu'dan hem Batı'dan (özellikle Fransız edebiyatından) örnek metinler vererek karşılaştırmalı bir eğitim sunmuşlardır.
     

Tarihi Öneme Sahip Teori ve Ders Kitapları:
 

1. Belagat-ı Osmaniye (Ahmed Cevdet Paşa - 1881)
 

Tanzimat'ın büyük hukukçusu ve tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa'nın yazdığı bu eser, bir geçiş dönemi kitabıdır.

  • Niteliği: Geleneksel retorik (söz sanatı) kitabıdır.

  • Önemi: Türkçenin dil bilgisi ve söz sanatları üzerine yazılmış ilk modern ders kitabıdır. Dili sadeleştirme çabası olmasa da, kuralları Arapça veya Farsça değil, Türkçe olarak anlatması bakımından devrim niteliğindedir. Muallim Naci ve Recaizade gibi isimlere zemin hazırlamıştır.


2. Talim-i Edebiyat (Recaizade Mahmut Ekrem - 1882)


Bu eser, Tanzimat edebiyatının teorik başyapıtıdır. Modern Türk edebiyatının kurallarını belirleyen "Kutsal Kitap" gibidir.
 

  • Niteliği: Galatasaray Sultanisi (Lisesi) ve Mülkiye Mektebi'nde hocalık yapan Recaizade'nin ders notlarından oluşur.

  • Tezi: Recaizade burada "Sanat sanat içindir" anlayışını sistemleştirir. Edebiyatın amacının "güzellik" olduğunu savunur. Meşhur "Güzel olan her şey şiirin konusudur" cümlesinin teorik altyapısını burada kurar.

  • Önemi: Eski "Belagat" anlayışını yıkarak Batılı anlamda "Edebiyat Bilgileri"ni getirmiştir. Servet-i Fünun kuşağı (Tevfik Fikret, Halit Ziya), bu kitabı okuyarak ve Recaizade'nin rahle-i tedrisinden geçerek yetişmiştir.


3. Istılahat-ı Edebiyye (Muallim Naci - 1890)
 

"Edebiyat Terimleri" anlamına gelen bu eser, eskiyi savunan Muallim Naci’nin, eski edebiyatın kurallarını modern bir yöntemle anlattığı kitabıdır.
 

  • İçeriği: Divan edebiyatındaki mazmunları, söz sanatlarını ve aruz ölçüsünü alfabetik ve sistematik bir şekilde açıklar.

  • Farkı: Recaizade'nin Talim-i Edebiyatı ne kadar yenilikçi ve Batılı ise, Naci'nin bu eseri o kadar gelenekçi ama bir o kadar düzenlidir.

  • Önemi: Eski edebiyatı öğrenmek isteyenler için bugün bile en sağlam kaynaklardan biridir. Naci, "Eski de olsa, kuralları doğru bilelim" demiştir.
     

4. Mebani-i İnşa (Süleyman Paşa)


Askeri okullarda okutulmak üzere yazılmış, "Kompozisyon Yazma Temelleri" anlamına gelen kitaptır.
 

  • Amacı: Öğrencilere; mektup, dilekçe, makale gibi farklı türlerde nasıl yazı yazılacağını öğretmektir.

  • Önemi: Edebiyatı "sanat" olmaktan biraz çıkarıp, günlük hayatta işe yarayan bir "beceri" olarak ele alması bakımından pragmatik (faydacı) bir eserdir.
     

tanzimat-sanatcilar-sembol.jpg

SANATÇILAR

Tanzimat Dönemi yazarlarının öğretici metin türündeki eserleri şu şekildedir:
 

İbrahim Şinasi
 

  • 1860’ta Agâh Efendi ile birlikte çıkardığı Tercüman-ı Ahval (ilk özel gazete) ve 1862’de tek başına çıkardığı Tasvir-i Efkâr gazeteleriyle Türk gazeteciliğini başlatmış, gazeteyi halkı eğitmek için bir okul gibi kullanmıştır.

  • Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi ile edebiyatımızın ilk makalesini yazmış; burada "halkın, devletin gidişatından haberdar olması gerektiğini" savunarak basının görevini tanımlamıştır.

  • Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseriyle Türk atasözlerini derleyerek folklor ve dil üzerine yapılan ilk çalışmayı ortaya koymuştur.

  • Dilde sadeleşme hareketinin öncüsü olmuş, Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınmış ve noktalama işaretlerini ilk kez kullanarak (özellikle tiyatro metninde ve gazetede) okumayı kolaylaştırmayı ve anlamı netleştirmeyi amaçlamıştır.
     

Ziya Paşa
 

  • Şiir ve İnşa makalesinde, Divan şiirini eleştirmiş ve asıl şiirimizin Halk şiiri olduğunu savunarak döneminde ses getiren bir çıkış yapmıştır.

  • Harabat antolojisinin ön sözünde (mukaddime), daha önce savunduğu görüşlerin aksine Halk şiirini küçümseyip Divan şiirini överek Namık Kemal ile tarihi bir polemik başlatmıştır.

  • J.J. Rousseau’dan etkilendiği Defter-i Amal adlı eseriyle, edebiyatımızda çocukluk anılarına ve iç dünyaya odaklanan Batılı anlamdaki ilk anı örneklerinden birini vermiştir.

  • Zafername adlı eserinde hiciv (eleştiri) ile mizahı birleştirerek dönemin sadrazamını ve yönetimini sert bir dille eleştirmiştir.


Namık Kemal
 

  • Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir makalesiyle, dilin sadeleşmesi ve edebiyatın toplumu eğitmesi gerektiğini savunan ilk bildiriyi yayımlamıştır.

  • Ziya Paşa’nın Harabat’ına karşılık yazdığı Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eserlerle Türk edebiyatında eleştiri türünün ilk ve en sert örneklerini vermiştir.

  • Hürriyet ve İbret gazetelerinde yazdığı yüzlerce makale ile "hürriyet, vatan, millet" kavramlarını halka öğretmiş; Magosa Hatıraları ve mektuplarıyla sürgün edebiyatının önemli belgelerini bırakmıştır.

  • Renan Müdafaanamesi ile İslamiyet'in bilime engel olduğu iddiasını çürüterek tarihi ve dini konulardaki eleştirel yetkinliğini göstermiştir.


Ahmet Mithat Efendi
 

  • Çıkardığı Devir, Bedir ve özellikle Tercüman-ı Hakikat gazetelerini bir okul gibi kullanarak halka her alanda (tarih, coğrafya, fen) ansiklopedik bilgiler vermiş, "Hace-i Evvel" (İlk Hoca) unvanını almıştır.

  • Avrupa’da Bir Cevelan adlı gezi yazısında, Batı medeniyeti ile Osmanlı kültürünü kıyaslayarak öğretici ve gözleme dayalı modern gezi yazısı türünün en önemli örneğini vermiştir.

  • Menfa adlı eserinde sürgün yıllarını ve siyasi mücadelesini anlatarak anı türüne katkıda bulunmuştur.

  • Servet-i Fünun sanatçılarını eleştirdiği Dekadanlar makalesiyle edebiyat dünyasında büyük bir tartışma başlatmıştır.


Şemsettin Sami
 

  • Kamus-ı Türki adlı sözlüğüyle, Türkçenin Arapça ve Farsçadan ayrı, müstakil bir dil olduğunu kanıtlamış ve madde başlarını Türkçe yaparak modern sözlükçülüğü başlatmıştır.

  • Kamus-ı Alam adlı 6 ciltlik dev eseriyle, tarih ve coğrafya alanındaki ilk ansiklopediyi Türk edebiyatına kazandırmıştır.

  • Orhun Abideleri ve Kutadgu Bilig üzerine yaptığı çeviri ve inceleme çalışmalarıyla Türkoloji araştırmalarına öncülük etmiştir.


Direktör Ali Bey
 

  • Seyahat Jurnali adlı eseriyle, gezi yazısı türünü günlük formatında (günü gününe notlar alarak) yazan ilk sanatçı olmuştur.

  • Lehçetü'l-Hakâyık adlı mizahi sözlüğüyle, kelimelere getirdiği alaycı ve eleştirel tanımlar üzerinden toplumsal yozlaşmayı anlatmış, mizahı öğretici bir araç olarak kullanmıştır.


Ahmet Vefik Paşa
 

  • Lehçe-i Osmani adlı sözlüğüyle, Türkçeyi sadece Osmanlıca sınırlarında değil, Anadolu ve Türkistan coğrafyasıyla bir bütün olarak ele almış; "Milliyetçilik" ve "Türkçülük" fikrini dil çalışmalarına yansıtmıştır.

  • Ebulgazi Bahadır Han’dan çevirdiği Şecere-i Türk ile Türk tarihinin köklerine inerek tarih bilincinin gelişmesine katkı sağlamıştır.


Samipaşazade Sezai
 

  • Öğretici metinlerden ziyade hikaye ve romanıyla tanınsa da Rumuzu'l-Edeb adlı eserinde makale, sohbet, hatıra ve gezi notlarını bir araya getirerek edebi ve toplumsal görüşlerini paylaşmıştır.

  • Küçük Şeyler adlı hikaye kitabının ön sözünde (mukaddime), gerçekçilik (realizm) akımını savunarak hikaye türünün teknik yapısı hakkında teorik bilgiler vermiştir.


Ali Suavi
 

  • Çıkardığı Muhbir gazetesindeki sert ve tavizsiz makaleleriyle tanınmış, "Halkı ezenlere karşı halkın sesi" olma iddiasıyla ihtilalci bir gazetecilik yapmıştır.

  • Eserlerinde ve makalelerinde, dilde Türkçülük fikrini en radikal savunanlardan biri olmuş; bilim ve eğitim konularında medrese sistemini eleştirmiştir.


Recaizade Mahmut Ekrem
 

  • Talim-i Edebiyat adlı ders kitabıyla, modern edebiyatın kurallarını, söz sanatlarını ve teorik altyapısını sistemleştirerek Servet-i Fünun kuşağının yetişmesini sağlamıştır.

  • Takdir-i Elhan eleştirisi ve Zemzeme Mukaddimesi ile "sanat sanat içindir" görüşünü savunmuş, "kafiye kulak içindir" teziyle eski edebiyat taraftarlarına karşı yeni edebiyatın estetik kurallarını belirlemiştir.
     

Muallim Naci
 

  • Istılahat-ı Edebiyye adlı eseriyle edebiyat terimlerini sistematik bir şekilde açıklamış, eski edebiyatın kurallarını modern bir yöntemle öğretmiştir.

  • Lügat-ı Naci sözlüğüyle dilin yerleşmiş kurallarını ve kelimelerini korumayı amaçlamıştır.

  • Ömer’in Çocukluğu adlı anı kitabında, 8 yaşına kadar olan anılarını son derece sade ve samimi bir dille anlatarak anı türünün başarılı bir örneğini vermiştir.

  • Demdeme adlı eleştiri eserinde, Recaizade Mahmut Ekrem’in görüşlerine karşı çıkarak "Eski"yi (Klasik zevki) savunmuştur.

Slaytlar

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:

Özet Videolar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri

Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:

İnfografikler

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı içeriği ile ilgili hazırlanmış infografik içerikler

Dönemin genel özellikleri ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-infografik.jpg

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-destanlar-infografik.jpg
bottom of page