
Birinci Dönem Tiyatronun Özellikleri
Bu dönemde tiyatro, "faydalı bir eğlence" (eğlence ile eğitimi birleştirme) olarak tanımlanır. Namık Kemal’in ifadesiyle tiyatro; bir okul kadar öğretici, bir gazete kadar günceldir. Yazarlar, halkın okuma-yazma oranının düşük olduğu bir ortamda, fikirlerini doğrudan sahne üzerinden halka ulaştırmayı amaçlamışlardır. Zihniyet, tamamen "toplum için sanat" ilkesine dayalıdır.
Dönemin Genel Karakteri ve Zihniyeti
Tanzimat 1. Dönem tiyatrosu, Osmanlı toplumunda köklü bir zihniyet değişiminin ve modernleşme çabalarının en dinamik aracı olarak karşımıza çıkar. Bu dönemde tiyatro, sadece estetik bir seyirlik veya boş vakit geçirmek için yapılan bir aktivite değil, Namık Kemal’in meşhur tabiriyle **"faydalı bir eğlence"**dir. Yani asıl zihniyet, tiyatroyu halkı bir okul gibi eğitmek, onlara medeniyet, vatan sevgisi, hürriyet, aile ahlakı ve adalet gibi yeni ve hayati kavramları aşılamak için bir "halk mektebi" olarak kullanmaktır.
"Sanat toplum içindir" ilkesinin en saf haliyle uygulandığı bu türde, Batılı dramatik formlar (perde, dekor, yazılı metin) ile geleneksel Türk tiyatrosunun (Karagöz, Meddah, Ortaoyunu) tipleme ve güldürü öğeleri harmanlanmıştır. Bu pragmatik (faydacı) bakış açısı, dilin de halkın doğrudan anlayabileceği şekilde sadeleşmesini zorunlu kılmış; böylece tiyatro, o güne kadar belirli bir zümreye hapsolmuş edebi zevki sahne aracılığıyla sokağa ve geniş kitlelere taşıyan en etkili sosyal güç haline gelmiştir.
Tiyatro Anlayışının Temel Özellikleri
Tanzimat 1. Dönem tiyatrosu, "toplum için sanat" ilkesiyle şekillenen şu temel özelliklere sahiptir:
-
Toplumsal Fayda: Tiyatronun temel gayesi toplumu aydınlatmaktır. Yanlış batılılaşma, görücü usulü evlilik, vatan sevgisi ve ahlaki değerler en sık işlenen konulardır. Oyunlar okunmak için sahnelenmek için yazılmıştır.
-
Geleneksel ile Batılı Sentezi: Batılı tiyatro teknikleri (perde, sahne, dramatik örgü) kullanılmaya çalışılırken; Karagöz, Ortaoyunu ve Meddah gibi geleneksel halk tiyatrosunun "güldürü" ve "tipleme" özelliklerinden de yararlanılmıştır.
-
Dilde Sadeleşme: Halkın tiyatroda anlatılanı anlaması gerektiği için, şiire ve romana göre dilde sadeleşme bu türde çok daha başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Günlük konuşma dili sahneye taşınmıştır.
-
Teknik Zayıflıklar: Olay örgüsünde tesadüflere yer verilir ve karakterler genellikle tek boyutludur.
-
Klasisizm ve Romantizm: İlk eserlerde akıl, sağduyu ve kuralcılığı ön plana çıkaran Klasisizm (Şinasi etkisi) görülürken; Namık Kemal ile birlikte duyguların, coşkunun ve özgürlüğün hakim olduğu Romantizm etkisi tiyatroya hakim olmuştur.
-
Üç Birlik Kuralının Değişimi: Şinasi, Şair Evlenmesi'nde zaman, mekân ve olay birliği anlamına gelen "üç birlik kuralına" sadık kalmıştır. Ancak Namık Kemal ve sonrası, bu kuralı yıkarak olayların farklı zaman ve mekânlarda geçebileceği daha özgür bir yapıya yönelmişlerdir.
-
Sembolik İsimler ve Tipler: Karakterler genellikle derin ruh tahlillerinden ziyade belli bir fikri temsil eden "tip"lerdir. Hatta isimler bile semboliktir; örneğin Şinasi'nin oyununda "Müştak Bey" (arzu duyan), "Kumru Hanım" (saf ve güzel kuş) gibi isimler kahramanın karakterini önceden ele verir.
-
Tiratlar: Karakterler sık sık sahnenin önüne gelerek seyirciye doğrudan hitap eder veya uzun, coşkulu söylevler (tiratlar) verirler. Bu durum, Namık Kemal'in vatanseverlik temasını işlerken seyirciyi coşturmak için kullandığı en temel yöntemdir.
Dönemin Öncü İsimleri ve Katkıları
Bu devrin öncü isimleri, tiyatroyu sadece estetik bir tür olarak değil, toplumu dönüştüren ve modernleştiren bir "halk kürsüsü" olarak görmüş; hem teknik hem de içerik bakımından Türk edebiyatının ilk büyük sahne devrimini gerçekleştirmişlerdir.
İşte bu temelleri atan öncü isimler ve edebiyatımıza kattıkları "ilk"ler:
-
İbrahim Şinasi: 1860 yılında yazdığı "Şair Evlenmesi" ile Türk edebiyatının Batılı anlamda yazılmış ilk tiyatro eserini vermiştir. Klasik Fransız komedisi (Moliere) ile ortaoyunu tekniklerini birleştirmiş; görücü usulü evliliği mizahi bir dille eleştirmiştir.
-
Namık Kemal: Sahnelenen ilk oyun "Vatan yahut Silistre" ile sahnede büyük yankı uyandırmış, halkı vatanseverlik duygularıyla harekete geçirmiştir. Celâleddin Harzemşah oyununun önsözünde (Mukaddime-i Celal) tiyatronun ne olması gerektiğine dair görüşlerini açıklamıştır.
-
Şemsettin Sami: Besa yahut Ahde Vefa gibi oyunlarıyla töreleri ve bağlılık duygusunu işlemiştir.
-
Güllü Agop: Dönemin en önemli tiyatro topluluğunu (Osmanlı Tiyatrosu) kurarak bu eserlerin halkla buluşmasını sağlamış ve profesyonel tiyatroculuğun temelini atmıştır.
Birinci Dönem Tiyatro Yazarları

İBRAHİM ŞİNASİ
Şinasi, tiyatroyu sadece bir sahne gösterisi olarak değil, toplumun zihnini aydınlatacak bir "sosyal laboratuvar" olarak görmüştür. Onu diğerlerinden ayıran en ayırt edici özelliği, Batılı tiyatro tekniğini (Molière tarzı komedi) geleneksel Türk halk tiyatrosuyla (Ortaoyunu ve Karagöz) ustalıkla harmanlayarak "milli bir sentez" yaratmasıdır.
Roman Anlayışı
-
Klasisizm Etkisi: Akıl, sağduyu ve ahlaki değerleri her şeyin üstünde tutmuştur. Bu akımın gereği olan "üç birlik kuralına" (yer, zaman ve olay birliği) sadık kalarak Türk edebiyatındaki ilk kurallı dramatik yapıyı kurmuştur.
-
Töre Komedisi ve Sosyal Eleştiri: Toplumdaki aksaklıkları, özellikle "görücü usulü evlilik" ve "cehalet" konularını mizahi bir dille eleştirmiştir. Tiyatroyu, toplumsal bir sorunu teşhis edip tedavi sunmak için kullanmıştır.
-
Sade Dil: Tiyatronun halka ulaşabilmesi için dilin tamamen sade olması gerektiğine inanmıştır. Bu yüzden eserlerini, herkesin kolayca anlayabileceği, yabancı tamlamalardan arınmış doğal bir halk Türkçesiyle yazmıştır.
-
Tip ve Karakter Anlayışı: Kahramanlarını derinlemesine psikolojik karakterler olarak değil, belirli bir kusuru veya erdemi temsil eden "tipler" olarak kurgulamıştır. Bu yönüyle Molière ve Karagöz geleneğine benzer.
-
Sembolik İsimler: Karakterlerin isimleri, onların kişilik özelliklerini önceden ele verir. Örneğin; Müştak Bey (aşık/istekli), Ebullaklaka (laga luga yapan/boş konuşan) gibi.
Tiyatroları:
-
Şair Evlenmesi: 1860 yılında yazılan, Batılı anlamda yazılmış ilk yerli tiyatro eseridir. Tek perdelik bir töre komedisidir. Müştak Bey adlı bir şairin, sevdiği genç Kumru Hanım yerine, onun yaşlı ve çirkin ablasıyla evlendirilmek istenmesini ve bu tuzaktan rüşvet ve zeka yoluyla kurtulmasını anlatır. Görücü usulü evliliğin saçmalığını, din görevlilerinin (Ebullaklaka örneğinde olduğu gibi) yozlaşmış hallerini ve rüşvetin toplumdaki yerini sert ama komik bir şekilde eleştirir.
NAMIK KEMAL

Namık Kemal için tiyatro, faydalı bir eğlencedir (eğlencelerin en faydalısı). Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, tiyatroyu bir "halk mektebi" (halk okulu) olarak görmesi ve sahneyi fikirlerini kitlelere ulaştırmak için en etkili kürsü kabul etmesidir. Şinasi’nin akılcı komedilerine karşılık, Namık Kemal duyguların ve büyük davaların (vatan, hürriyet) hakim olduğu "romantik dram"ı savunmuştur.
Tiyatro Anlayışı
-
Romantizm Etkisi: Victor Hugo'nun sanat anlayışını benimsemiştir. Eserlerinde akıldan ziyade duygular, hayaller ve coşkun bir hitabet (söylev) hakimdir.
-
Üç Birlik Kuralının Reddi: Şinasi'nin aksine, zaman ve yer birliği gibi katı kurallara (Klasisizm) karşı çıkmıştır. Hayatın içinde her şeyin her an olabileceğini savunarak daha özgür bir kurgu kurmuştur.
-
Tiyatro Teorisyenliği: Celâleddin Harzemşah adlı oyununun önsözünde (Mukaddime-i Celâl) Türk tiyatrosunun ilk ve en önemli manifestosunu yazmıştır. Burada Batı tiyatrosunu anlatmış, geleneksel tiyatroyu eleştirmiş ve kendi sanat anlayışını sistemleştirmiştir.
-
Dil ve Üslup: Tiyatrolarını halkın anlayabileceği, konuşma diline yakın bir sade dille yazmıştır. Ancak kahramanlarına vatan ve hürriyet üzerine uzun ve coşkulu tiratlar (konuşmalar) attırmaktan geri durmamıştır.
-
Sahneleme Amacı: Eserlerini sadece okunmak için değil, halkın huzurunda sahnelenmek ve onları heyecanlandırmak için yazmıştır (Celaleddin Harzemşah hariç). Nitekim Vatan yahut Silistre’nin sahnelenmesi halkı sokağa dökmüştür.
Tiyatroları:
-
Vatan yahut Silistre: Türk edebiyatında sahnelenen ilk tiyatro eseridir. Kırım Savaşı sırasında Silistre Kalesi'ni savunan askerlerin kahramanlığını ve vatan sevgisini işler. Başkahraman İslam Bey, vatanı için aşkından vazgeçebilen idealist bir genci temsil ederken; sevgilisi Zekiye, erkek kılığına girip "Adem" ismiyle orduya katılarak Türk kadınının fedakârlığını ve cesaretini simgeler. 1 Nisan 1873 gecesi Gedikpaşa Tiyatrosu’nda ilk kez sahnelendiğinde halk galeyana gelmiş, "Vatan! Vatan!" nidalarıyla sokaklara dökülmüştür. Bu coşkulu tepki dönemin yönetimini tedirgin etmiş ve oyunun yasaklanmasına, yazarı Namık Kemal'in ise Magosa'ya sürgün edilmesine yol açmıştır.
-
Celâleddin Harzemşah: Sahnelenmek için değil, okunmak için yazılmış çok uzun bir tarihi dramdır. İslam birliği fikrini işler.
-
Zavallı Çocuk: Görücü usulü evlilik ve aile baskısı temasını işleyen acıklı bir dramdır.
-
Âkif Bey: Vatan sevgisi ile kişisel fedakârlık ve aile namusu arasındaki çatışmayı konu alır.
-
Gülnihal: Zulme ve zorbalığa karşı direnme temasını işleyen siyasi içerikli bir dramdır.
-
Kara Bela: Saray entrikalarını ve harem hayatını konu alan trajik bir eserdir.

AHMET MİTHAT EFENDİ
Ahmet Mithat için tiyatro, okuma yazma bilmeyen geniş halk kitlelerine ulaşmanın en kestirme ve en etkili yoludur. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, tiyatroyu estetik bir sanat dalı olmaktan çok, halka sosyal adabı, aile ahlakını ve doğru Batılılaşmayı öğretmek için kullanılan bir "görsel ders" olarak kurgulamasıdır. O, tiyatroyu sokağa ve orta tabakaya indirmiştir.
Tiyatro Anlayışı
-
Didaktizm: Eserlerinin hemen hepsinde bir "ibret" veya "nasihat" vardır. İzleyiciye neyin doğru neyin yanlış olduğunu açıkça göstermeyi hedefler.
-
Halkın Dili: Romanlarında olduğu gibi tiyatrolarında da son derece sade, anlaşılır ve halkın günlük konuşma dilini kullanmıştır.
-
Geleneksel ve Batılı Sentezi: Batılı tiyatro tekniğini kullanırken, halkın alışık olduğu Meddah anlatımı ve Karagöz-Ortaoyunu gibi geleneksel unsurlardan da beslenmiştir.
-
Sosyal Temalar: Çok eşlilik, yanlış evlilikler, esaret ve batıl inançlar gibi toplumsal yaraları mizahi veya dramatik bir dille işlemiştir.
-
Tipler: Karakterleri genellikle derinlemesine ruhsal tahlillerden yoksundur; daha çok belli bir ahlaki durumu (iyi-kötü, bilgili-cahil) temsil eden "tip"lerden oluşur.
Tiyatroları:
-
Eyvah: Evlilik kurumunu ve çok eşliliğin getirdiği felaketleri işleyen, toplumsal eleştiri yönü güçlü bir dramdır.
-
Çerkez Özdenler: Ahmet Mithat’ın en çok ses getiren oyunudur. Çerkezlerin geleneklerini ve kahramanlıklarını anlatır. Sahnelendiğinde halk üzerinde büyük etki yaratmış, hatta bu ilgi nedeniyle tiyatro binasının kapatılmasına sebep olmuştur.
-
Açık Baş: Batıl inançları ve cehaleti eleştiren bir komedidir.
-
Siyavuş: Tarihi ve efsanevi bir konuyu işleyen, Firdevsi'nin Şehname'sinden esinlenen bir dramdır.
-
Hükm-i Dil: Bir gönül macerasını ve duygusal çatışmaları ele alan eseridir.

AHMET VEFİK PAŞA
Ahmet Vefik Paşa, tiyatroyu bir medeniyet göstergesi ve halkı eğitmenin en etkili yolu olarak görmüştür. Onu tüm Tanzimat sanatçılarından ayıran en ayırt edici özelliği, sadece tiyatro eseri yazmakla kalmayıp, Bursa valiliği sırasında ilk kez İstanbul dışında bir devlet tiyatrosu binası yaptırması ve memurları ile halkı bu tiyatroya gitmeye zorunlu tutarak bir "tiyatro kültürü" oluşturmaya çalışmasıdır.
Roman Anlayışı
-
Adaptasyon Ustalığı: Paşa’nın en büyük hizmeti "adaptasyon" tekniğidir. Batılı eserleri (özellikle Molière’i) kelimesi kelimesine çevirmek yerine; isimleri, mekânları, gelenekleri ve dili tamamen Türk toplumuna uyarlayarak yerlileştirmiştir.
-
Klasisizm Etkisi: Molière hayranlığı nedeniyle Klasisizm akımına bağlıdır. Akıl, sağduyu ve ahlaki değerleri ön planda tutan, karakter bozukluklarını alaycı bir dille eleştiren komedileri tercih etmiştir.
-
Dilde Sadelik: Türkçülük akımının öncülerinden olduğu için tiyatro dilinin halkın anlayabileceği kadar saf ve temiz bir Türkçe olması gerektiğini savunmuştur. Lehçe-i Osmanî adlı sözlüğün yazarı olarak, tiyatrolarında da halk tabirlerine ve deyimlere geniş yer vermiştir.
-
Eğitim Aracı Tiyatro: Tiyatroyu toplumun ahlakını düzelten bir okul olarak görmüştür. Bursa’da halka bedava bilet dağıtması ve oyunları bizzat takip etmesi bu "eğitimci" kimliğinin bir sonucudur.
-
Geleneksel ile Batılı Sentezi: Molière komedilerini uyarlarken Ortaoyunu ve Karagöz’ün güldürü unsurlarını Batılı dramatik yapı ile birleştirerek Türk seyircisinin yabancılık çekmemesini sağlamıştır.
Tiyatroları:
-
Adaptasyonlar: Bu kategorideki eserler, Ahmet Vefik Paşa’nın asıl dehasını yansıtır. Paşa; Fransızca metinlerdeki kahraman isimlerini, mekânları, gelenekleri ve deyimleri tamamen Türk kültürüne uyarlayarak "yerlileştirmiştir": Zor Nikah, Zoraki Tabip, Meraki, Azarya, Tabib-i Aşk, Dekbazlık, Yorgaki Dandini.
-
Tercümeler: İnfial-ı Aşk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Taruffe, Savruk, Okumuş Kadınlar, Adamcıl.

ŞEMSETTİN SAMİ
Şemsettin Sami için tiyatro, halkın geleneklerini, göreneklerini ve ahlaki değerlerini tartışabileceği bir "ahlak kürsüsü"dür. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, eserlerinde özellikle "sözünde durma" (ahde vefa), sadakat ve fedakârlık gibi kavramları birer töre trajedisi veya tarihi dram şeklinde işlemesidir. O, tiyatroyu sadece bir hikâye anlatmak için değil, topluma "milli ve insani bir karakter" kazandırmak için kullanmıştır.
Tiyatro Anlayışı
-
Toplum için Sanat: Şemsettin Sami, tiyatroyu halkın eğitiminde en az gazete kadar etkili bir araç olarak görmüştür. Sanatı, toplumsal bir tezi savunmak için kullanır.
-
Töre ve Ahlak Odaklılık: Eserlerinde genellikle toplumsal törelerin birey üzerindeki baskısını ve bu törelere olan sadakati işler. Besa adlı oyununda Arnavut törelerini merkeze alarak "verilen sözün kutsallığını" anlatır.
-
Sade Dil: Ünlü bir sözlükçü (Kamus-ı Türkî) olmasının etkisiyle, tiyatro dilinde son derece sade, duru ve doğal bir Türkçe kullanmıştır. Dönemin ağdalı üslubuna kaçmadan, halkın anlayabileceği bir sahne dili kurmuştur.
-
Romantizm Etkisi: Namık Kemal gibi o da Romantizm akımından etkilenmiştir; ancak onun romantizmi daha çok ahlaki değerlerin ve "yüce duyguların" dramatize edilmesi şeklindedir.
Tiyatroları:
-
Besa yahut Ahde Vefa: Şemsettin Sami'nin en tanınmış oyunudur. Arnavutluk'taki "Besa" (söz verme) töresini işler. Bir babanın, vatanı ve verdiği söz uğruna kendi oğlunu bile feda edebileceğini anlatan trajik bir dramdır.
-
Gâve: Firdevsi'nin Şehname'sinden esinlenerek yazılmıştır. Demirci Gâve'nin, zalim hükümdar Dahhak'a karşı başlattığı halk isyanını ve adaleti sağlamasını konu alan sembolik bir eserdir.
-
Seydi Yahya: Endülüs tarihinden bir kesit sunan, aşk ve vatanseverlik duygularının çatıştığı tarihi bir dramdır.

GÜLLÜ AGOP
Güllü Agop bir yazar değil, bir uygulayıcıdır. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, 1868’de kurduğu "Osmanlı Tiyatrosu" (Tiyatro-i Osmanî) topluluğu ile modern Türk tiyatrosunun profesyonel temellerini atmasıdır. Devletten aldığı 10 yıllık "Türkçe oyun sergileme imtiyazı" (tekeli) sayesinde, Batılı anlamda tiyatronun halka inmesini ve düzenli bir seyirci kitlesi oluşmasını sağlamıştır.
Tiyatro Anlayışı
-
Dilde Türkçeleşme: Ermeni asıllı olmasına rağmen, tiyatronun geleceğinin Türkçe oyunlarda olduğunu görmüştür. Ermeni oyunculara Türkçe diksiyon dersleri aldırmış ve sahnede İstanbul Türkçesinin konuşulmasına büyük önem vermiştir.
-
İş Birlikçi Özelliği: Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Şemseddin Sami gibi dönemin dev isimlerini oyun yazmaya teşvik etmiştir. Yazarların fikirlerini sahneye taşıyan, onları birer "oyun yazarı"na dönüştüren kişidir.
-
Profesyonel Sahne Disiplini: Tiyatroyu amatör bir eğlence olmaktan çıkarıp; suflörüyle, dekoruyla, kostümüyle ve düzenli prova sistemiyle Batılı bir disipline kavuşturmuştur.
-
Müzikli Tiyatro: Dikran Çuhacıyan ile iş birliği yaparak Türk tiyatrosuna operet (müzikli oyun) türünü kazandırmıştır. Bu sayede tiyatro daha renkli ve geniş kitlelere hitap eden bir hal almıştır.
-
Müslüman Oyunculara Destek: Dönemin toplumsal baskılarına rağmen Müslüman gençlerin tiyatroya kazandırılması için çaba sarf etmiş, Ahmed Fehim Efendi gibi önemli isimlerin yetişmesine öncülük etmiştir.

İkinci Dönem Tiyatronun Özellikleri
Tanzimat 2. Dönem tiyatrosu (1876-1896), 1. Dönem'in o coşkulu "halk mektebi" havasından tamamen koparak, siyasi şartların ve estetik kaygıların etkisiyle bambaşka bir kimliğe bürünmüştür. Bu dönem, tiyatronun sahnelerden çekilip kitap sayfalarına hapsolduğu, ancak edebî değerinin zirveye ulaştığı bir "kabuk değiştirme" evresidir.
Dönemin Genel Karakteri ve Zihniyeti
Tanzimat 2. Dönem tiyatrosu, 1876 sonrasında değişen siyasi ve sosyal atmosferin doğrudan bir yansıması olarak, edebiyatımızda "kürsüden kitaba" çekilme evresini temsil eder. Bu dönemde zihniyet, 1. Dönem'in toplumu dönüştürme heyecanından sıyrılarak, sanatın estetik ve felsefi gücüne odaklanan "sanat sanat içindir" prensibine evrilmiştir.
Sultan II. Abdülhamid döneminin sıkı denetim ve sansür mekanizmaları, tiyatronun halka açık sahnelerden ve güncel siyasi mesajlardan uzaklaşmasına neden olmuş; bu durum sanatçıları vatan, hürriyet gibi makro temalar yerine ölüm, metafizik, bireysel aşk ve soyut insanlık halleri gibi daha güvenli ama daha derin sulara itmiştir. Yazarlar, oyunlarını artık halkın alkışlaması için değil, seçkin bir okur kitlesinin zihninde canlandırması için kaleme almaya başlamışlardır.
Bu yeni zihniyetle birlikte tiyatro metni, sahne tekniğinin sınırlamalarından kurtulmuş; ancak bu özgürlük aynı zamanda eserlerin sahnelenme imkânını neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. Teknik olarak tiyatro; olay örgüsünün, karakter derinliğinin ve dilin sanatsallığının yarıştığı bir edebî yarış alanına dönüşmüştür.
1. Dönem'de halkın anlayabileceği sade bir Türkçe ile yazılan oyunlar, yerini yüksek zümreye hitap eden, ağır, sanatlı ve genellikle aruz ölçüsüyle yazılan manzum eserlere bırakmıştır. Bu durum, tiyatronun bir "seyirlik oyun" olmaktan çıkıp, tıpkı bir şiir veya roman gibi evde okunup üzerine tefekkür edilen felsefi bir metin haline gelmesiyle sonuçlanmıştır. Dönemin sanatçısı artık bir "mürebbi" (eğitici) değil, insan ruhunun ve evrenin sırlarını arayan bir filozof-şair kimliğine bürünmüştür.
Tiyatro Anlayışının Temel Özellikleri
Tanzimat 2. Dönem romancıları, "sanat sanat içindir" ilkesi etrafında şekillenen şu temel maddelerden oluşur:
-
Okunmak için Tiyatro: Bu dönemin en belirgin özelliği, oyunların sahnelenmek için değil, okunmak için kaleme alınmış olmasıdır. Teknik açıdan sahne tekniğine uygun olmayan, çok uzun ve mekân geçişleri zor olan eserler üretilmiştir.
-
Dilin Ağırlaşması: Topluma hitap etme kaygısı bittiği için dil oldukça ağır, süslü ve sanatlı bir hal almıştır. Şiirsel anlatım, tiyatro metinlerine hakim olmuştur.
-
Nazım ve Aruz Ölçüsü: 1. Dönem'deki düzyazı (mensur) ağırlıklı tiyatroların yerini, aruz ölçüsüyle yazılan manzum (şiir şeklinde) tiyatrolar almıştır. Abdülhak Hâmit Tarhan bu tarzın öncüsüdür.
-
Konu Çeşitliliği: Milli konulardan ziyade; Hindistan, Asur, Endülüs gibi uzak coğrafyalarda geçen tarihi olaylar veya ölüm, aşk, metafizik gibi soyut konular işlenmiştir.
-
Romantizm Etkisi: Tıpkı 1. Dönem'de olduğu gibi Romantizm etkisi devam eder ancak bu kez "milli coşku" şeklinde değil, "bireysel duyarlılık ve hayal gücü" şeklinde kendini gösterir.
Dönemin Öncü İsimleri ve Katkıları
Dönemin önemli isimleri ve katkıları şunlardır:
-
Abdülhak Hamit Tarhan: Dönemin tiyatro anlayışını tek başına domine etmiştir. Türk edebiyatında "felsefi tiyatro" ve "metafizik ürperti" kavramlarını getirmiştir. Oyunlarında aruz ve heceyi birlikte kullanmış, sahnede konuşulması neredeyse imkânsız olan devasa monologlar yazmıştır.
-
Recaizade Mahmut Ekrem: Tiyatroyu daha çok dramatik bir duyarlılıkla ele almıştır Batılı anlamda ilk dram örneklerinden biri kabul edilen "Afife Anjelik" adlı eseri yazmıştır. Vuslat ve Çok Bilen Çok Yanılır gibi eserlerinde toplumsal ve mizahi unsurlara da yer vermiştir.
-
Samipaşazade Sezai: "Şîr" adlı tek tiyatro eserinde, aslan avına giden bir kahraman üzerinden intikam ve onur temalarını işlemiştir.
İkinci Dönem Tiyatro Yazarları

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
Hâmit’in tiyatro anlayışının merkezinde, meşhur "Tiyatro oynanmak için değil, okunmak içindir" felsefesi yer alır. Onu tüm çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, tiyatroyu teknik bir sahne eseri olarak değil, şiirsel ve felsefi bir metin olarak kurgulamasıdır. Sahne tekniğinin kısıtlamalarını reddederek; binlerce kişilik orduların savaştığı, mekanın sürekli değiştiği ve karakterlerin sayfalarca süren monologlar verdiği devasa eserler üretmiştir.
Tiyatro Anlayışı
-
Romantizm Etkisi: Victor Hugo’nun öncülük ettiği Romantizm akımını en uç noktada temsil eder. Eserlerinde tezatlar (zıtlıklar), coşkulu duygular, hayaller ve büyük tutkular hakimdir.
-
Metafizik ve Felsefi Temeller: Türk tiyatrosuna ilk kez "ölüm, varlık, yokluk, ruh ve sonsuzluk" gibi metafizik temaları sokmuştur. Karakterleri sadece eylem yapmaz, aynı zamanda evrenin ve insanın anlamı üzerine felsefi tartışmalar yürütür.
-
Mekân ve Zaman Sınırsızlığı: İstibdat döneminin baskılarından ve yerel konuların darlığından kaçmak için oyunlarını Asur, Hindistan, Afganistan ve Endülüs gibi çok uzak coğrafyalarda ve tarihin derinliklerinde kurgulamıştır.
-
Dil ve Biçim: Dilini son derece ağır, süslü ve sanatlı bir dille kurmuştur. Bazı oyunlarını tamamen düzyazı (mensur), bazılarını aruz veya hece ölçüsüyle (manzum), bazılarını ise her iki türü karıştırarak yazmıştır.
-
Üç Birlik Kuralının Reddi: Sahnelenme kaygısı gütmediği için zaman, mekan ve olay birliği kuralına hiçbir şekilde uymamıştır.
-
Psikolojik Derinlik: Karakterlerini toplumsal birer tip olarak değil, iç çatışmaları olan, acı çeken ve derinlikli bireyler olarak kurgulamıştır.
Tiyatroları:
-
Eşber: Aruz ölçüsüyle yazılmış bir şaheserdir. Büyük İskender'in Hindistan seferini konu alır; güç, zafer ve merhamet duygularını çarpıştırır.
-
Finten: Londra'da geçen, entrika ve ihtiras dolu bir dramdır. Hâmit’in en başarılı eserlerinden biri kabul edilir.
-
Nesteren: Fransız yazar Corneille'in Le Cid eserinden esinlenmiş ancak hece ölçüsüyle yazılmıştır. Kan davası ve aşk arasındaki çatışmayı anlatır.
-
Diğerleri: Finten, Macera-yı Aşk, Sabr u Sebat, İçli Kız (mensur); Eşber, Nesteren, Sardanapal, Tezer, Liberte (manzum); Tarık, İbn-i Musa, Zeynep, İlhan (manzum-mensur karışık)

RECAİZADE MAHMUT EKREM
Recâizâde Mahmud Ekrem için tiyatro, edebî estetiğin ve duygusal yoğunluğun sergilendiği bir türdür. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Türk edebiyatında Batılı anlamda "dram" türünün kurallarını belirlemesi ve tiyatroyu siyasi bir mesaj kaygısından kurtarıp sanatsal bir derinliğe kavuşturmasıdır. Ekrem, tiyatroyu "insan ruhunun bir aynası" olarak görmüştür.
Roman Anlayışı
-
Dram Türüne Odaklanma: Şinasi’nin komedisi ve Namık Kemal’in tarihi dramlarından sonra, Ekrem daha çok bireysel acılara ve "iffet" (namus) gibi ahlaki temalara odaklanan duygusal dramlar yazmıştır.
-
Romantizm ve Melankoli: Eserlerinde romantizm akımının etkisiyle aşırı duygusallık, hüzün, karşılıksız aşk ve ölüm temaları hakimdir. Kahramanları genellikle hassas ve bedbaht tiplerdir.
-
Teknik Gelişim: 1. Dönem yazarlarına göre sahne tekniğine daha fazla önem vermiştir. Olay örgüsü daha sağlamdır ve karakterlerin sahneler arası geçişleri daha mantıklı bir zemine oturtulmuştur.
-
Teorik Katkı: Ta’lim-i Edebiyat adlı eserinde tiyatronun tanımı, türleri ve sahne kuralları hakkında teknik bilgiler vererek yeni nesil yazarlara yol göstermiştir.
-
Dilde Değişim: İlk oyunlarında (örneğin Afife Anjelik) daha sade bir dil tercih ederken, sanatsal olgunluğa eriştikçe dili daha ağır ve süslü bir hal almıştır.
Tiyatroları:
-
Afife Anjelik: Edebiyatımızda Batılı anlamda yazılmış ilk dram kabul edilir. Eser, ana hatlarıyla bir "iffet ve sadakat" mücadelesidir. Olaylar bir şatoda geçer. Kocası savaşta olan Afife Anjelik, son derece iffetli, dürüst ve sadık bir kadındır. Kocası yokken şatonun kahyası veya görevlisi olan kötü niyetli bir adam (Sabri), Anjelik'e göz koyar ve onu elde etmeye çalışır. Anjelik, tüm baskı ve tehditlere rağmen bu teklifleri reddeder. Reddedilen adam, Anjelik’e iftira atarak kocasının gözünde onu suçlu duruma düşürmeye çalışır.
-
Atala: Chateaubriand'ın romanından uyarlanmıştır; romantizmin zirvesidir.
-
Vuslat: Hazin bir aşk hikâyesini anlatır; Namık Kemal'in Zavallı Çocuk'una benzer.
-
Çok Bilen Çok Yanılır: Teknik açıdan en kusursuz eseridir; bir entrika komedisidir. Hikâye, kendini çok zeki sanan ve çevresine oyunlar oynamayı seven Kaymakam Lütfullah Efendi ile dürüst ama kurnaz bir adam olan Maraşlı Azmi Efendi etrafında döner. Lütfullah Efendi, sevmediği Azmi Efendi'yi zor durumda bırakmak ve onu rızası dışında bir kadınla evlendirmek için karmaşık bir plan kurar. Ancak oyunun sonunda, kendi kurduğu tuzaklara kendisi düşer ve evlendirmek istediği kişi yerine, istemediği bir durumun içinde kalır.
-
Meserret: Duygusal temaların işlendiği bir diğer oyunudur.

SAMİPAŞAZADE SEZAİ
Samipaşazâde Sezayi için tiyatro, yüksek hislerin ve trajik olayların sergilendiği bir edebî türdür. Onu diğerlerinden ayıran en ayırt edici özelliği, tiyatroyu toplumsal bir dava aracı olarak değil, insanın iç dünyasındaki fırtınaları ve "onur/intikam" gibi temaları işleyen estetik bir alan olarak görmesidir. Eserlerinde realizme geçişin izleri görülse de tiyatrosu büyük oranda Romantik bir çizgide kalmıştır.
Tiyatro Anlayışı
-
Okunmak için Tiyatro: Dönemin genel havasına uygun olarak, sahne tekniğinden ziyade edebî dille kurgulanmış, okunmaya daha elverişli bir yapı tercih etmiştir.
-
Romantik Trajedi: Karakterler genellikle uç duygular yaşayan, büyük idealleri veya derin acıları olan kişilerdir. Olay örgüsü trajediyle sonuçlanmaya müsaittir.
-
Ağır ve Sanatlı Dil: Tiyatrolarında, halkın anlayabileceği sade bir dilden ziyade, seçkin okura hitap eden, betimlemelerin ve sanatlı ifadelerin yer aldığı bir üslup kullanmıştır.
Tiyatroları:
-
Şîr: Üç perdelik bir dramdır. Eser, bir aslan avı etrafında şekillenir. "Şîr" kelimesi Farsçada "aslan" anlamına gelir. Kahramanlık, intikam ve aşk üçgeninde gelişen olaylar, bir aslan avı sırasında yaşanan trajik durumlarla son bulur. Samipaşazade Sezai, bu eserinde insan doğasındaki vahşilik ile medeniyet arasındaki çatışmayı sembolik bir dille hissettirmeye çalışır.

DİREKTÖR ALİ BEY
Direktör Ali Bey için tiyatro, toplumsal kusurların kahkahayla tedavi edildiği bir alandır. Onu çağdaşlarından ayıran en ayırt edici özelliği, Batı tiyatrosunun (özellikle Molière’in) teknik kalıplarını, Türk halkının geleneksel mizah anlayışı ve İstanbul Türkçesiyle en doğal şekilde birleştiren isim olmasıdır. O, Ahmet Vefik Paşa kadar kuralcı değil, çok daha canlı ve sokağa yakın bir tiyatro dili kurmuştur.
Tiyatro Anlayışı
-
Molière ve Adaptasyon Üstatlığı DAhmet Vefik Paşa gibi o da Molière hayranıdır. Ancak Ali Bey’in uyarlamaları çok daha kıvrak, esprili ve halkın diline yakındır. Ayyar Hamza bunun en büyük kanıtıdır.
-
Dilde Doğallık ve Argo: Tiyatro metinlerinde İstanbul’un mahalle ağzını, deyimlerini ve hatta yerinde argoyu kullanan ilk yazarlardandır. Kahramanlarını sosyal statülerine göre konuşturmakta çok başarılıdır.
-
Gedipaşa Tiyatrosu: Güllü Agop’un tiyatrosu için hem oyunlar yazmış hem de oyunculara diksiyon ve sahne dersleri vermiştir. Sahne arkası tekniklerine hakimdir.
-
Müzikli Tiyatro Öncülüğü: Türk edebiyatında operet türünün gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Letafet adlı eseri bu türün önemli örneklerindendir.
-
Vodviller: Bir veya iki perdelik, hızlı akan, yanlış anlamalara dayalı (fars/vodvil) kısa komedilerde çok başarılıdır.
-
Teorik Katk (Lehçetü’l Hakayık): Her ne kadar bir mizah sözlüğü olsa da, bu eserindeki tanımlar ve yaklaşım, onun tiyatrodaki karakter yaratma gücünü ve dile olan hakimiyetini beslemiştir.
Tiyatroları:
-
Ayyar Hamza: Molière’in Les Fourberies de Scapin (Scapin’in Dolapları) oyunundan yaptığı harika bir uyarlamadır. Bugün bile devlet tiyatrolarında en çok sahnelenen klasiklerden biridir. Uşak Hamza’nın kurnazlıkları üzerinden dönemin sosyal yapısını hicveder.
-
Kokona Yatıyor: Batılılaşmayı yanlış anlayan bir hanımefendinin (kokona) evinde geçen komik olayları anlatan tek perdelik bir komedidir.
-
Misafir-i İstiskal: İstenmeyen, görgüsüz ve yapışkan bir misafirin ev sahibine çektirdiği eziyetleri anlatan, günlük hayatın içinden bir mizah eseridir.

Slaytlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:
Özet Videolar
İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri
Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:
İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:


