top of page


Dinî-Tasavvufî (Tekke) Halk Edebiyatı
Aşağıdaki içerik listesinden gitmek istediğiniz bölüme direkt geçebilirsiniz.

DÖNEMİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Nitelik ve Amaç

  • Tekke ve Dergah Merkezli Yapı: Dini-tasavvufi halk edebiyatı tekkeler, dergâhlar ve tarikatlar çevresinde şekillenmiştir. Şairler (tekke ozanları), genellikle bir şeyhe bağlı dervişler veya bizzat mürşitlerdir; bu mekanlar hem eğitim yuvası hem de sanatın icra edildiği merkezlerdir.
     

  • İrşad (Aydınlatma) Misyonu: emel amaç sanat yapmak değil, dini ve tasavvufi düşünceyi halka öğretmek ve yaymaktır. Şiir, İslamiyet’in özünü ve tasavvuf inceliklerini geniş halk kitlelerine aktarmak için etkili bir "araç" olarak kullanılır.
     

  • Mürşit-Mürit İlişkisi: Âşık edebiyatındaki usta-çırak ilişkisinin yerini burada manevi hoca (mürşit) ve öğrenci (mürit) ilişkisi alır. Şair, sadece saz çalmayı değil; nefsi terbiye etmeyi, tarikat adabını ve İslam tasavvufunun derinliğini hocasından öğrenir.
     

  • Toplumsal Kaynaşma: Tekkelerdeki zikir meclislerinde ve ayinlerde okunan bu şiirler, farklı sosyal sınıflardan (köylü, şehirli, yönetici) gelen insanları inanç etrafında birleştirir; manevi bir coşku (vecd) ortamı yaratır.

Dil ve Üslup

  • Sade Dil ve Terminoloji: il temel olarak halkın konuştuğu Türkçedir (Yunus Emre Türkçesi). Ancak tasavvuf felsefesini anlatabilmek için zorunlu olarak Arapça ve Farsça kökenli dini terimler (vahdet-i Vücut, Maşuk, Tecelli, fenafillah vb.) dile girmiştir.
     

  • Sembolik (Alegorik) Anlatım: Tekke şiirinde kelimeler genellikle gerçek anlamlarının dışında, sembolik manalar taşır. Örneğin "şarap" ilahi aşkı, "sarhoşluk" Allah aşkıyla kendinden geçmeyi, "put" ise insanın kendi nefsini (egosunu) temsil eder.
     

  • Didaktik ve Lirik Sentez: Üslup hem öğreticidir (didaktik) hem de derin bir duygu yoğunluğuna (lirizm) sahiptir. Kuru bir nasihatten öte; coşkulu, samimi ve insan ruhuna dokunan bir söyleyiş hakimdir.
     

  • Müzik Eşliği: Şiirler genellikle "çıplak sesle" okunmaz; ney, kudüm, tef, saz veya bağlama gibi enstrümanlar eşliğinde, özel bestelerle (makamlarla) icra edilir.

Teknik Özellikler

  • Ölçü: Âşık edebiyatındaki gibi hece ölçüsü (7'li, 8'li, 11'li) asıl ölçüdür. Ancak Tekke şairleri, medrese eğitimi aldıkları ve İslami kültüre hakim oldukları için Aruz ölçüsünü de başarıyla kullanmışlardır.
     

  • Nazım Birimi: Temel nazım birimi dörtlüktür. Ancak aruzla yazılan eserlerde (Divan şiiri etkisiyle) beyit nazım birimi de kullanılmıştır.
     

  • Kafiye ve Redif: Halk şiiri geleneğine uygun olarak yarım kafiye ve redifler sıkça kullanılır. Ancak mana ve fikir ön planda olduğu için bazen teknik kusurlar (kafiye zayıflığı) hoş görülmüştür.
     

  • Tapşırma: Şairler, şiirlerinin son dörtlüğünde takma adlarını (tapşırma) kullanır. Bu takma adlar, genellikle dervişliği ve alçakgönüllülüğü simgeleyen isimlerdir.

İçerik ve Tema

  • İlahi Aşk: En baskın tema Allah sevgisidir. Âşık edebiyatındaki beşeri aşk (insana duyulan aşk), burada yerini tamamen İlahi aşka (Mevla) bırakır. Bütün güzelliklerin kaynağı Allah'tır ve insan ona aşıktır.
     

  • Nefis Terbiyesi: İnsanın dünyevi arzulardan (nefis) arınarak olgunlaşması ve "kâmil insan" mertebesine ulaşma çabası anlatılır. Ölüm, bir yok oluş değil, sevgiliye (Allah'a) kavuşma anıdır.
     

  • Vahdet-i Vücut: "Yaratılanı severim, yaratandan ötürü" anlayışıyla özetlenen; evrendeki her şeyin Allah'ın bir yansıması olduğu ve tek gerçeğin o olduğu fikri işlenir.
     

  • Tarikat Adabı: Tarikatın kuralları, pirlerin (kurucuların) faziletleri ve dervişliğin zorlukları/güzellikleri müritlere aktarılır.

Türler

  • İlahi-Genel Çatı: Bu edebiyatın en genel nazım türü "İlahi"dir. Ancak ilahiler, söylendiği tarikata ve ezgisine göre farklı isimler alır (Mevlevilerde âyin, Bektaşilerde nefes, Gülşenilerde tapuğ, Halvetilerde durak vb.)
     

  • Devriye: İnsanın Allah'tan gelip tekrar O'na döneceği inancını (devir kuramı) anlatan şiirlerdir.
     

  • Şathiye: Dini konuları senli benli, şakacı veya alaycı bir dille anlatır gibi görünen ancak derin tasavvufi sırlar barındıran şiirlerdir.
     

  • Ezgi: Metinler kağıt üzerinde benzer görünse de, onları birbirinden ayıran en önemli unsur icra edildikleri makam ve ritimdir. Mevlevi ayinleri ağır ve mistik bir müzikle icra edilirken, Bektaşi nefesleri daha canlı ve halk ezgilerine yakındır.

Özetle

Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı; 12. yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi ile başlayıp Anadolu'da Yunus Emre ile zirveye ulaşan, İslam inancını Türk kültürü ve diliyle harmanlayan köklü bir gelenektir.
 

Divan edebiyatının "saray" çevresindeki yüksek zümreye hitap eden yapısı ile Âşık edebiyatının "köy/oba" çevresindeki dünyevi yapısı arasında bir köprü vazifesi görmüştür. Hem halkın anlayacağı kadar sade, hem de yüksek İslam kültürünü barındıracak kadar derinliklidir.
 

Yüzyıllar boyunca tekkelerde, cönk ve mecmualarda korunan bu miras; Türk toplumunun manevi dünyasını, ahlak anlayışını ve hoşgörü iklimini şekillendiren en önemli kültürel hafızalardan biri olmuştur.

KAVRAMLAR

Aşık halk edebiyatı, Türk kültürünün en köklü ve canlı damarlarından biridir. Sadece şiir değil, aynı zamanda müzik, hikaye anlatıcılığı ve bir performans sanatıdır. Bu edebî anlayışın kendine ait önemli kavramları bulunmaktadır. Bu kavramlardan belli başlıları şunlardır:
 

  • Tasavvuf: İslamiyet’in temel inanç esaslarına dayanarak, nefsi arıtıp ahlakı güzelleştirerek dini yaşama ve Allah’a ulaşma (vuslat) ilmidir. Tekke edebiyatının doğduğu felsefi zemindir.
     

  • Vahdet-i Vücut: Varlığın birliği" anlamına gelir. Evrende tek bir varlık (Allah) olduğu, diğer tüm varlıkların O'nun yansıması veya gölgesi olduğu inancıdır. Bu edebiyatın en temel felsefesidir.
     

  • Mürşit (Şeyh/Pir): Doğru yolu gösteren, rehber, kılavuz demektir. Tasavvufta tarikata girenleri eğiten, onlara manevi yolculuklarında önderlik eden kâmil (olgun) kişidir.
     

  • Mürit: "İsteyen, arzulayan" demektir. Kendi iradesini mürşidine teslim eden, tarikata girip tasavvuf yolunda ilerlemeye çalışan öğrencidir.
     

  • Derviş: Bir tarikata girmiş, mürşidine bağlanmış, dünya malından vazgeçip kendini Allah yoluna adamış kişidir. "Yoksul, muhtaç" anlamına gelse de manevi zenginliği ifade eder.
     

  • Masiva: "Allah’tan gayrı her şey" demektir. Dervişin gönlünden çıkarması gereken dünya sevgisi, mal, mülk ve şöhret gibi unsurların tamamıdır.
     

  • Fenafillah: "Allah’ta yok olmak" demektir. Kulun kendi benliğinden sıyrılıp varlığını Allah’ın varlığında yok etmesi, damlanın denize karışması gibidir.
     

  • Bekabillah: Fenafillah makamından sonra gelen, kulun "Allah ile var olması" ve ebedilik kazanması durumudur.
     

  • Çile (Riyazet): Nefsi terbiye etmek amacıyla dervişin az yemek, az uyumak, az konuşmak suretiyle çektiği zorluk ve girdiği manevi eğitim sürecidir. Genellikle 40 gün sürer (erbain).
     

  • Zikir: Allah’ın adını ve sıfatlarını belli bir düzen içinde tekrar ederek anmaktır. Tekke edebiyatındaki şiirler genellikle zikir meclislerinde ritim tutularak okunur.
     

  • Mey (Şarap): Tekke şiirinde asla gerçek içkiyi kastetmez. Sembolik olarak "ilahi aşk"ı veya "manevi coşkuyu" temsil eder.
     

  • Sâki: İçkiyi sunan kişi demektir. Tasavvufta "İlahi aşk şarabını" müritlerin kalbine sunan mürşit (yol gösterici) manasında kullanılır.
     

  • Meyhane: Sembolik olarak "Tekke" veya "Dergâh"tır. İnsanın ilahi aşk şarabını içip kendinden geçtiği (dünyayı unuttuğu) yerdir.
     

  • Abdal: Dünyayla ilgisini kesmiş, kendini tamamen Allah’a vermiş, gezgin dervişlerdir. (Örnek: Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal).
     

  • Himmet: Mürşidin veya veli bir zatın, müridine manevi yardımda bulunması, dua etmesi ve onu manevi gücüyle desteklemesidir.
     

  • Enel-Hak: Kelime anlamı "Ben Hakk'ım (Gerçeğim/Allah'ım)" demektir. Ünlü mutasavvıf Hallac-ı Mansur ile özdeşleşen bu söz, kişinin kendisini Tanrı ilan etmesi değil; varlığının Allah'ın varlığı içinde eridiğini ve O'ndan başka gerçek olmadığını haykırmasıdır. Tekke şiirinde çok sık geçer.
     

  • Seyr-ü Sülük: Dervişin manevi yolculuğuna verilen isimdir. "Yürüme ve yola girme" anlamına gelir. Kişinin hamlıktan kurtulup olgunlaşmak (İnsan-ı Kâmil olmak) için geçtiği manevi aşamaların (makamların) tamamını ifade eder.
     

  • Tecelli: "Görünme, belirme, yansıma" demektir. Tasavvufa göre Allah gizli bir hazinedir ve bilinmek istemiştir; bu yüzden evreni yaratmıştır. Evrendeki güzellikler ve insandaki olumlu özellikler, Allah'ın sıfatlarının bir "tecellisi" (yansıması)dir.
     

  • Kesret: "Çokluk" demektir ve vahdet (birlik) kavramının zıddıdır. Tasavvufa göre Allah "Bir"dir (Vahdet), yaratılan kâinat ise "Çok"tur (Kesret). Amaç, kesret aleminden (dünya karmaşasından) sıyrılıp Vahdet'e (Allah'ın birliğine) ulaşmaktır.
     

  • Tevhid: Kelime anlamı "Allah'ı birlemek"tir. Edebiyatta ise Allah’ın birliğini, büyüklüğünü ve kudretini anlatan şiir türüdür. İlahinin bir alt türü veya teması olarak kabul edilir.
     

  • Naat: Hz. Muhammed’i övmek, O’na duyulan sevgiyi ve saygıyı dile getirmek, şefaatini (yardımını) istemek amacıyla yazılan şiirlerdir. Divan edebiyatında olduğu kadar Tekke edebiyatında da çok yaygındır.
     

  • Düvaz: "On iki" anlamına gelir. Hz. Ali ve on iki imamın adlarının tek tek sayılarak övüldüğü, şefaatlerinin dilendiği Alevi-Bektaşi şiir türüdür. Genellikle cemlerde söylenir.
     

  • Tac ve Hırka: Dervişlerin giydiği özel başlık ve kıyafettir. Ancak Tekke şiirinde (özellikle Yunus Emre'de) bu semboller sıkça eleştirilir; dervişliğin kıyafette değil, özde ve gönülde olduğu vurgulanır ("Dervişlik baştadır, tacda değildir").
     

  • Mir'at (Ayna): Tasavvufta kalp ve insan, Allah’ın tecelli ettiği (yansıdığı) bir ayna olarak kabul edilir. "Mümin müminin aynasıdır" hadisinden yola çıkarak, dervişin gönül aynasını (pasını/günahlarını) silip parlatması gerektiği işlenir.

ahmet-yesevi-_edited.png

Anadolu’nun Manevi Mayası: Tekke Edebiyatının Doğuşu ve Yaygınlaşması
 

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle başlayan kültürel dönüşüm, edebiyat sahasında en güçlü ve kalıcı meyvelerini Anadolu topraklarında vermiştir. Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı (veya yaygın adıyla Tekke Edebiyatı), Orta Asya bozkırlarından Anadolu’nun bağrına taşınan bir "gönül hareketi"nin sanata dönüşmüş halidir.
 

Kökler ve Göç: Türkistan'dan Anadolu'ya Bu edebiyatın tohumları, 12. yüzyılda Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi tarafından atılmıştır. Yesevi, İslam’ın inceliklerini göçebe Türk boylarına öğretmek için "Hikmet" adını verdiği sade Türkçe şiirler söylemiş; bu gelenek, Moğol istilasıyla batıya göç eden dervişler (Horasan Erenleri) aracılığıyla Anadolu’ya taşınmıştır. Bu dervişler, yanlarında sadece eşyalarını değil, asırlarca sürecek bir sözlü kültürü ve irfanı da getirmişlerdir.

Ahmet Yesevi'nin söylediği hikmetler Anadolu'da Tekke edebiyatının oluşmasında rol oynamıştır.

TEKKE EDEBİYATININ DOĞUŞU

yunus-emre-tekke-edb.png

13. Yüzyıl: Kaos ve Umut: Tekke edebiyatının Anadolu’da filizlenip devleşmesi, 13. yüzyılın zorlu koşullarıyla doğrudan ilişkilidir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu, Moğol baskısının arttığı ve siyasi otoritenin zayıfladığı bu dönemde; halk büyük bir karamsarlık ve bunalım içindeydi. Savaşlardan ve belirsizlikten yorulan Anadolu insanı, huzuru kılıçta veya siyasette değil, maneviyatta aradı. İşte bu noktada Tekkeler ve Dergâhlar, halk için birer "sığınak" haline geldi. Bu mekanlarda üretilen edebiyat; insanlara dünyanın geçiciliğini, sabrı, hoşgörüyü ve Allah sevgisini aşılayarak toplumsal bir terapi görevi üstlendi.


Dil Devrimi ve Yunus Emre: Dönemin saray ve medrese çevrelerinde Arapça ve Farsça hakimken, Tekke edebiyatı devrimci bir duruş sergileyerek Halk Türkçesini bayraklaştırdı. Bu akımın en büyük temsilcisi olan Yunus Emre, tasavvufun en karmaşık konularını bile okuma yazma bilmeyen bir köylünün anlayabileceği "Süt gibi temiz Türkçe" ile dile getirdi. Yunus Emre ve takipçileri sayesinde tasavvuf, sadece alimlerin değil, çobanın da anlayıp yaşayabileceği bir hayat felsefesine dönüştü.

Yunus Emre, Anadolu'da Tekke edebiyatının öncü isimlerinden biri olmuştur.

Kurumsallaşma ve Yaygınlaşma: Zamanla Mevlevilik, Bektaşilik, Halvetilik gibi tarikatların kurumlaşmasıyla bu edebiyat, sistemli bir eğitim ve propaganda aracına dönüştü. Şehir merkezlerinden en ücra köylere kadar yayılan tekkeler, aynı zamanda birer "güzel sanatlar akademisi" gibi çalıştı. Musikiyle (ilahi, nefes) birleşen şiir, bu kurumlar sayesinde Anadolu’nun kültürel genetiğine işledi.
 

Sonuç Olarak Anadolu'da Tekke Edebiyatı; sadece dini bir öğretim faaliyeti değil, aynı zamanda Türk dilini koruyan, farklı inanç ve kökenden insanları "Yaratılanı severim, Yaradan'dan ötürü" düsturuyla bir arada tutan ve Anadolu'yu "Bizim" kılan en önemli kültürel harç olmuştur.

NAZIM TÜRLERİ

01

Tekke Halk Şiiri Nazım Türleri

Tekke şairi; gönlünde pişen "İlahi Aşkı" ve tasavvufi hakikatleri (özü) belli bir ahenk içinde; öğreticilik, içtenlik ve sadelik gibi unsurları kullanarak bir "kaba" döker. Ancak bu edebiyatta kabın şeklinden ziyade, içindeki suyun "tadı" (konusu) o şiirin ismini (nazım türünü) belirler. Dini-Tasavvufi Türk Edebiyatı, 12. yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi ile başlayan, İslamiyet’in esaslarını ve tasavvuf düşüncesini halka yaymak amacıyla tekkelerde gelişen, musiki ile iç içe bir gelenektir.


Bu gelenekte şiirlerin kimliğini belirleyen temel özellikler şunlardır:
 

  • Nazım Birimi: Halk edebiyatının geleneğine uygun olarak genellikle dörtlük kullanılmıştır. Ancak Divan edebiyatı etkisiyle "beyit" ile yazılan ürünlere de rastlanır.

  • Ölçü: Asıl ölçü milli ölçümüz olan hece ölçüsüdür (7'li, 8'li, 11'li). Bununla birlikte aruz ölçüsü de başarıyla kullanılmıştır.

  • Ezgi (Beste): Bu edebiyatın en belirleyici yönüdür. Şiirler genellikle bir tarikat ezgisiyle, ney, kudüm veya saz eşliğinde, bazen de "zikir" halkalarında okunmak üzere bestelenmiştir.
    Konu: Âşık edebiyatından farklı olarak burada şekil (nazım biçimi) değil, konu (nazım türü) esastır. Şiir Allah aşkını, Vahdet-i Vücud'u veya tarikat adabını anlatmasına göre isimlendirilir.

  • Kafiye Şeması: Genellikle Halk şiirindeki koşma tipi kafiye düzeni (abcb, dddb, eeeb...) esas alınmıştır. Şiirler bestelenmek ve toplu halde okunmak (zikir) için yazıldığından, ahengi ve akılda kalıcılığı artırmak adına zengin rediflere ve dörtlük sonlarında tekrarlanan nakaratlara büyük önem verilmiştir.

    Tekke hak edebiyatının başlıca nazım türleri şunlardır: ilahi, nefes, deme, nutuk, devriye, şathiye.

02

İlahi

Tekke edebiyatında Tanrı'yı övmek, O'na dua etmek ve en büyük aşk olan Allah aşkını dile getirmek amacıyla yazılan, kendine özgü bir besteyle söylenen en yaygın nazım türüdür. Divan edebiyatındaki "Tevhid" ve "Münacaat"ın Halk edebiyatındaki karşılığıdır. En büyük temsilcisi Yunus Emre'dir.
 

1. Yapısal Özellikler (Kimlik Kartı)
 

  • Nazım Birimi: Genellikle dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ile 7 arasındadır. 

  • Ölçü: Çoğunlukla hece ölçüsünün 7'li, 8'li ve 11'li kalıpları kullanılır. Ancak aruz ölçüsüyle yazılan ilahiler de vardır.

  • Kafiye Şeması: Genellikle koşma tipi kafiye kullanılır.

  • Mahlas: Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer.

  • Ezgi: İlahilerin en belirleyici özelliğidir; mutlaka özel bir makam ve ezgiyle, bazen enstrümanlar eşliğinde okunurlar.
    Yapı: İlahiler, söylendiği tarikatlara (tasavvuf yollarına) göre farklı isimler alırlar (Aşağıda detaylandırılmıştır).

  • İçerik: Allah’ın varlığı, birliği (Vahdet-i Vücud), O'na duyulan aşk ve tasavvufi düsturlar işlenir.
     

2. Tarikatlara Göre İsimlendirilmesi
 

İlahiler konu olarak ortaktır ancak söylendiği tarikat zümresine göre farklı isimlerle anılırlar. Bu isimlendirmeler şunlardır:
 

  • Âyin: Mevlevilerde söylenen ilahiler.

  • Nefes: Bektaşilerde söylenen ilahiler.

  • Deme: Alevi dergâhlarında söylenen ilahiler.

  • Tapuğ: Gülşenilerde söylenen ilahiler.

  • Durak: Halvetilerde söylenen ilahiler.

  • Cumhur: Diğer tarikatlarda veya toplu okunan ilahiler.

3. İlahi Örneği
 

Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

 

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

 

Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost ilinden avareyim
Gel gör beni aşk neyledi


Yunus Emre'ye ait olan bu koşmayı inceleyelim:
 

  • Gelenek: Tekke Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: aaab/cccb/dddb/eeeb

  • Nazım Türü: İlahi

  • Tema: Allah aşkı

  • Konu: Şairin Allah aşkıyla kendinden geçmesi, bu aşkın onu maddi dünyadan koparıp "yanıp kül etmesi" durumu.

  • Tapşırma: Son dörtlükte geçen "Miskin Yunus" ifadesi.


​​

03

Nefes

Nefes kelime anlamı "soluk, can, hayat belirtisi" demektir. Ancak terim olarak; Tekke (Tasavvuf) halk edebiyatında, genellikle Bektaşi-Alevi şairleri tarafından yazılan, vahdet-i vücut (varlık birliği) ilkesini, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisini işleyen şiirlerdir.

1. Yapısal Özellikler

Nefesler şekil özellikleri bakımından Âşık edebiyatındaki "Koşma"ya benzerler, ancak ezgi ve içerik yönüyle ayrılırlar:

  • Nazım Birimi: Genellikle 3-7 dörtlükten oluşur.

  • Ölçü: Hem 7'li, 8'li hem de 11'li hece ölçüsüyle söylenirler. (Nadiren aruzla yazılan örnekleri de vardır).

  • Kafiye Şeması: Koşma ile aynıdır. 1) aaab/cccb/dddb... 2) abab/cccb/dddb 3) aaaa/bbba/ccca 4) abxb/dddb/eeeb

  • Ezgi: Saz eşliğinde, makamla ve kendine has bir beste ile okunur. Özellikle Cem ayinlerinde icra edilirler.


2. İçerik

 

​​İlahinin Bektaşi tarikatındaki karşılığıdır. Vahdet-i Vücut felsefesi, Hz. Ali, on iki imam, Ehl-i Beyt sevgisi, tarikat kuralları, tasavvufi sırlar ve dervişliğin adabı işlenir. Dili oldukça sade ve samimidir; ancak bu sadeliğin altında derin bir "batıni" (içsel/gizli) anlam yatar.


3. Nefes Örneği
 

Dervişlik dedikleri
Hırka ile taç değil
Gönlün derviş eyleyen
Hırkaya muhtaç değil

 

Durmuş marifet söyler
Erene bühtan eyler
Kendi ferraşlık eyler
Âlem ona aç değil

...
Kaygusuz Abdal uyan
Aşkın boyasına boyan
Şöyle vatana kıyan
Gezmeye muhtaç değil


Pir Sultan Abdal'a ait olan bu semaiyi inceleyelim:

  • Gelenek: Tekke Halk Şiiri

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: Koşma tipi uyak

  • Nazım Türü: Nefes

  • Tema: Tarikat disiplini, teslimiyet

  • Konu: Bu şiirin konusu; dervişlik yolunun (tarikatın) zorlukları, bu yola giren kişinin her türlü çileye rıza göstermesi gerektiği ve bu yolun herkese uygun olmadığıdır.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan Pir Sultan Abdal.

04

Nutuk

Nutuk kelime anlamı "söz, lakırdı, söyleyiş" demektir. Ancak terim olarak; Tekke (Tasavvuf) edebiyatında, tarikata yeni giren dervişleri bilgilendirmek, onlara tarikatın adabını ve derecelerini öğretmek amacıyla, mürşid (yol gösterici) makamındaki şairlerce söylenen didaktik (öğretici) şiirlerdir.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Nutuklar şekil olarak diğer Tekke şiirlerine (İlahi, Nefes) benzer ancak işlevsel olarak ayrılır. En belirgin özelliği öğretici bir üsluba sahip olmasıdır.
 

  • Nazım Birimi: Genellikle 3-7 arası dörtlüktür.

  • Ölçü: Genellikle hece ölçüsü kullanılır. Nadiren aruz ölçüsü de kullanılır.

  • Kafiye Örgüsü: abab/ccb/ddb şeklindedir.

  • Ezgi: Genellikle belirli bir makamla söylenmez. Söylenmekten çok okunmak için yazılmıştır.
     

2. İçerik
 

Nutukların temel amacı öğretmektir. Tarikata yeni giren müride "yolun" kuralları anlatılır. Dervişliğin ne olduğu, nasıl davranılması gerektiği, tasavvufi mertebeler ve tarikat adabı işlenir. Duygudan ziyade fikir ve öğüt ön plandadır. Üslup, bir öğretmenin öğrencisine ders vermesi gibi emredici ancak şefkatlidir.
 

3. Nutuk Örneği
 

Buyruğun tut Rahman’ın
Tevhide gel tevhide
Tazelensin imanın
Tevhide gel tevhide

 

Hüdâyî’yi gûş eyle
Şevke gelip cûş eyle
Bu kevserden nûş eyle
Tevhide gel tevhide


Aziz Mahmut Hüdayi'ye ait olan bu nutuğu inceleyelim.

  • Gelenek: Tekke Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 7'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: abab/cccb

  • Nazım Türü: Nutuk

  • Tema: Allah'ın birliği ve Allah aşkı

  • Konu: Şair bu şiirde insanları gafletten uyanmaya, Allah'ın emirlerine ("Rahman'ın buyruğu") uymaya ve O'nun birliğine (Tevhid inancına) yönelmeye davet etmektedir.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan (Aziz Mahmut) Hüdayi

05

Şathiye

Görünüşte saçma, akla ve mantığa aykırı, hatta dinin kurallarıyla alay ediyormuş gibi duran ancak arka planında derin tasavvufi manalar barındıran şiirlerdir. Genellikle Bektaşi şairlerinde görülür.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Şathiyeler şekil bakımından diğer halk şiiri türlerine (İlahi, Nefes) benzer. Ancak onu ayıran en temel özellik, kullandığı dilin ironik (alaycı) ve mizahi yapısıdır.
 

  • Nazım Birimi: Genellikle 3-7 arası dörtlüktür.

  • Ölçü: Genellikle hece ölçüsü kullanılır. Nadiren aruz ölçüsü de kullanılır.

  • Kafiye Örgüsü: Koşma ile aynıdır.

  • Ezgi: Genellikle neşeli, kıvrak ve nükteli bir makamla okunur.
     

2. İçerik
 

Şathiyelerin en çarpıcı yönü içeriğidir. Şair, Allah ile senli benli konuşur, O'na şaka yollu takılır veya sitem eder. Dışarıdan bakan (zahiri) biri için bu şiirler küfür veya sapkınlık gibi görünebilir. Ancak "Batıni" (içsel) anlamda bu; Allah ile kurulan samimiyetin (naz makamı) ve O'nun her şeyi hoş göreceğine olan inancın bir göstergesidir. Korku üzerine kurulu din anlayışını eleştirir, sevgi ve muhabbeti yüceltir.
 

3. Şathiye Örneği
 

Kıldan köprü yaratmışsın
Gelsin kulum geçsün deyü
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen geç a Tanrı

 

Garip kulun yaratmışsın
Derde mihnete katmışsın
Anı âleme atmışsın
Sen çıkmışsın uca Tanrı

...
Kaygusuz Abdal yaradan
Gel içegör şu cür’adan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı


Kaygusuz Abdal'a ait olan bu şathiyeyi inceleyelim.

  • Gelenek: Tekke Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 8'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: Koşma tipi.

  • Nazım Türü: Şathiye

  • Tema: Allah ile samimiyet, şekilcilik eleştirisi.

  • Konu: Şair, cezalandırıcı Tanrı anlayışını mizahi ve eleştirel bir dille sorgular. Asıl amaç Allah'ın rahmetinin genişliğini vurgulamaktır.

  • Tapşırma: Son dörtlükte yer alan Kaygusuz Abdal.

06

Devriye

Devriye kelime anlamı "dönmek, dolaşmak, devretmek" demektir. Terim olarak; Tekke (Tasavvuf) edebiyatında yaratılış teorisini (Devir Kuramı) anlatan şiirlerdir. Ruhun Allah'tan gelip (Nüzul/İniş), maddi alemi dolaştıktan sonra tekrar Allah'a dönmesini (Uruç/Yükseliş) konu alır.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Devriyeler biçimsel olarak ilahi veya nefes ile aynıdır, ancak işlediği konu bakımından onlardan keskin çizgilerle ayrılır.
 

  • Nazım Birimi: Genellikle 3-7 arası dörtlüktür.

  • Ölçü: Hece ölçüsü kullanılır.

  • Kafiye Örgüsü: Koşma ile aynıdır.

  • Ezgi: Özel bir bestesi yoktur.
     

2. İçerik
 

Devriyelerin konusu tasavvuftaki "Devir Nazariyesi"dir. Mutasavvıflara göre her şey Allah'tan gelmiştir ve yine O'na dönecektir. Şiirde ruhun bu yolculuğu anlatılır. Ruh önce cansız varlıklara (cemadat), sonra bitkilere (nebatat), sonra hayvanlara (hayvanat) ve en son insana geçer. İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan) mertebesine ulaşınca tekrar Hakk'a döner. Şiirde bu evreler "taş idim, ot oldum, kuş oldum, insan oldum" gibi ifadelerle anlatılır.
 

3. Devriye Örneği
 

Cihan var olmadan ketm-i ademde
Hak ile birlikte yekdaş idim ben
Yarattı bu mülkü çünkü o demde
Yaptım tasvirini nakkaş idim ben
...
Arşa kürse aya güne dolaştım
Cansızlarda mercan gibi kaynaştım
Nebat olup yeryüzünde, boy attım
Bir zaman da yeryüzünde taş idim ben


Kaygusuz Abdal'a ait olan bu şathiyeyi inceleyelim.

  • Gelenek: Tekke Halk Şirii

  • Nazım Birimi: Dörtlük

  • Ölçü: 11'li hece ölçüsü.

  • Uyak(Kafiye) Örgüsü: abab/cccb...

  • Nazım Türü: Devriye

  • Tema: Varlık döngüsü.

  • Konu: Şair, evren yaratılmadan önce de Allah ile birlikte olduğunu, ruhlar aleminden maddi aleme inişini; cansız varlık (taş/mercan) ve bitki (nebat) kılığına girdiği evreleri anlatmaktadır.

07

Methiye

Methiye kelime anlamı "birini övmek için söylenen söz veya şiir" demektir. Terim olarak; Tekke (Tasavvuf) halk edebiyatında, tarikat büyüklerini, velileri, mürşitleri veya Hz. Muhammed ile Ehl-i Beyt'i övmek, onların üstün özelliklerini anlatmak için yazılan şiirlerdir.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Devriyeler biçimsel olarak ilahi veya nefes ile aynıdır, ancak işlediği konu bakımından onlardan keskin çizgilerle ayrılır.
 

  • Nazım Birimi: Dörtlük.

  • Ölçü: Genellikle hece ölçüsü kullanılır.

  • Kafiye Örgüsü: Koşma ile aynıdır.

  • Ezgi: Övülen kişinin manevi ağırlığına uygun, saygı dolu ve lirik bir makamla okunur.
     

2. İçerik
 

Methiyelerin temel amacı, övülen kişinin manevi rütbesini yüceltmek ve ona duyulan bağlılığı ifade etmektir. Eğer Hz. Muhammed övülüyorsa "Naat", Hz. Ali ve 12 İmam övülüyorsa "Düvaz-ı İmam" adını alır. Genellikle Bektaşi şairler tarafından Hz.Ali'yi, Hacı-Bektaş Veli'yi, diğer Bektaşî ulularını övmek amacıyla yazılır. On iki imamı övmek amacıyla yazılıp saz eşliğinde okunan methiyelere düvazdeh adı verilir.

08

Hikmet

Kelime anlamı "bilgelik, neden, gizli sebep, felsefe" demektir. Ancak terim olarak; 12. yüzyılda Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu sayılan Hoca Ahmet Yesevi'nin söylediği, İslamiyet’in esaslarını ve şeriat hükümlerini öğretmek amacıyla yazılan didaktik şiirlerdir.
 

1. Yapısal Özellikler
 

Hikmetlerin en ayırt edici özelliği, sanat yapma kaygısından uzak, sade ve halkın anlayacağı bir dille (Hakaniye Türkçesi) yazılmış olmasıdır.
 

  • Nazım Birimi: Dörtlük.

  • Ölçü: Genellikle 12'li hece ölçüsü kullanılır.

  • Kafiye Örgüsü: Koşma ile aynıdır.

  • Ezgi: Saz eşliğinde söylenmez; ancak dergahlarda zikir esnasında coşkulu ve makamlı bir ses tonuyla okunur.
     

2. İçerik
 

Hikmetler, İslamiyet'i yeni kabul eden göçebe Türk boylarına dinin inceliklerini ve tasavvuf adabını öğretmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Konusu daima dini ve ahlakidir. Cennet, cehennem, peygamber sevgisi, dervişliğin faziletleri, kıyamet günü ve dünyanın geçiciliği işlenir. Duygudan ziyade "öğüt" ön plandadır.

açık kitap

TEKKE HALK EDEBİYATI TEMSİLCİLERİ

"Halk edebiyatının dini-tasavvufi boyutu olan Tekke Edebiyatı, ilahi aşkı ve güzel ahlakı halka öğretmek amacıyla şiiri bir araç olarak kullanmıştır. Ahmet Yesevi ile başlayan ve Anadolu’da zirveye ulaşan bu akımın temsilcileri, eserlerinde hem hece hem de aruz ölçüsünü harmanlayarak hoşgörü iklimini kuşaktan kuşağa taşımışlardır."

13. yüzyıl

YUNUS EMRE

Yunus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılma ve Osmanlı'nın kuruluş evresi olan 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında yaşamış, Taptuk Emre dergâhında yetişmiş büyük bir mutasavvıftır. O sadece bir şair değil, "Yaradılanı severim Yaradan'dan ötürü" felsefesiyle, savaş ve kargaşa dönemindeki Anadolu insanına sevgi ve hoşgörü aşılayan manevi bir önderdir. Hayatı menkıbelerle örülüdür ve mezarı (makamı) Anadolu'nun pek çok farklı yerinde bulunmaktadır.

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Şiirlerinin büyük çoğunluğunu hece ölçüsüyle yazmıştır. Ancak medrese eğitimi de aldığı için aruz ölçüsünü bilir ve bazı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır.
     

  • Tür ve Üslup: İlahi türünün edebiyatımızdaki en büyük temsilcisidir. Türkçeyi en güzel kullanan şairlerden biridir; dili son derece sade ve akıcıdır. Üslubunda "sehl-i mümteni" (kolay gibi görünen ancak söylenmesi güç, derin anlamlı söz) sanatı hâkimdir. Lirik ve didaktik bir anlatımı vardır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde ana tema "Allah aşkı" ve "Vahdet-i Vücud" (varlık birliği) düşüncesidir. Ölüm, dünyanın geçiciliği, nefis terbiyesi, hoşgörü ve insan sevgisi konuları iç içedir. Dervişlik ve alçakgönüllülüğü överken, ham sofuları ve şekilciliği eleştirir.
     

  • Risaletü'n-Nushiyye: "Nasihatler Kitabı" anlamına gelir. Aruz ölçüsüyle ve mesnevi nazım biçimiyle yazılmış didaktik (öğretici) bir eserdir. İnsanın nefsiyle mücadelesini; sabır, cimrilik, öfke ve akıl gibi kavramları alegorik bir dille anlatır.
     

  • Divan: Şairin hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin bir araya getirildiği eseridir. Meşhur ilahileri bu eserde toplanmıştır.

    "Aşkın aldı benden beni
    Bana seni gerek seni
    Ben yanarım dünü günü
    Bana seni gerek seni"

13. yüzyıl

HACI BEKTAŞ VELİ

Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gelerek Sulucakarahöyük’e (bugünkü Nevşehir/Hacıbektaş) yerleşmiş büyük bir Türk-İslam mutasavvıfı ve düşünürüdür. Bektaşilik tarikatının manevi kurucusu (Piri) kabul edilir. Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında "Horasan Erenleri" olarak bilinen dervişlerin en önemlisidir. Öğretileri sadece Anadolu'da değil, Balkanlar'da da geniş kitlelerce benimsenmiştir.

 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Kendisi daha çok düşünür ve mürşit kimliğiyle ön planda olduğundan, eserlerini genellikle düzyazı (nesir) biçiminde oluşturmuştur. Ancak öğretileri, kendisinden sonra gelen ozanlarca hece ölçüsüyle "Nefes" türünde dile getirilmiş ve bir gelenek oluşturmuştur.
     

  • Yeniçeri Etkisi: Yeniçeri Ocağı'nın da piri sayılır. "Eline, beline, diline sahip ol" düsturuyla ahlaki bir sistem kurmuştur.
     

  • Biçim ve Üslup: Eserlerinde didaktik (öğretici) bir üslup hâkimdir. Karmaşık tasavvufi konuları halkın anlayabileceği sadelikte, hikmetli sözlerle ve Türkçe ağırlıklı olarak anlatmıştır. Anadolu'da Türk dilinin korunmasında ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır.
     

  • Temalar: n önemli teması "İnsan Sevgisi" ve "Hoşgörü"dür. "Dört Kapı Kırk Makam" öğretisiyle insanın manevi gelişim aşamalarını anlatır. Kadın-erkek eşitliği, ilim, çalışkanlık ve doğruluk şiirlerinin ve sözlerinin ana eksenidir.
     

  • Makalat: En önemli eseridir. Aslı Arapça olup daha sonra Türkçeye çevrilmiştir. Tasavvufun temelleri, dervişliğin kuralları ve meşhur "Dört Kapı Kırk Makam" (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) anlayışı bu eserde detaylıca anlatılır.
     

  • Velayetnâme: Doğrudan kendi eseri olmamakla birlikte, Hacı Bektaş Veli’nin hayatını, kerametlerini ve efsanevi kişiliğini anlatan, onun hakkında bilgi veren en önemli menkıbevi kaynaktır.

    "Hararet nardadır sacda değildir
    Keramet baştadır tacda değildir
    Her ne arar isen kendinde ara
    Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir"

14. yüzyıl

ABDAL MUSA

Abdal Musa, 14. yüzyılda yaşamış, Hacı Bektaş Veli’nin halifesi ve Bektaşi geleneğinin en önemli önderlerinden biridir. "Horasan Erenleri"nden sayılan Abdal Musa, Hacı Bektaş Veli’den sonra Bektaşiliğin yayılmasında ve kurumsallaşmasında kilit rol oynamıştır. Osmanlı’nın kuruluş devrinde fetihlere katılan "Alp Eren" tipinin temsilcisidir ve türbesi Antalya’nın Elmalı ilçesindedir (Tekke Köyü). Kaygusuz Abdal gibi büyük şairleri yetiştiren mürşittir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Şiirlerinde hece ölçüsünü kullanmıştır. Halk şiiri geleneğine sıkı sıkıya bağlıdır.

    Biçim ve Üslup: Genellikle nefes türünde eserler vermiştir. Dili oldukça sade, akıcı ve öz Türkçedir. Şiirlerinde didaktik (öğretici) bir yan olmakla birlikte, lirik ve coşkulu bir söyleyiş hâkimdir.
     

  • Temalar: Şiirlerinin merkezinde Ehl-i Beyt sevgisi, Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli'ye duyulan bağlılık vardır. Vahdet-i vücud (varlık birliği), tarikata girme adabı ve mürşide sadakat konularını işler.
     

  • Nasihatnâme: Abdal Musa'nın en bilinen eseridir. Müritlerine ve dervişlere yol göstermek amacıyla yazdığı, ahlaki öğütler içeren didaktik bir eserdir. Sade bir Türkçe ile yazılmıştır.

    "Kim ne bilür bizi nice soydanız
    Ne zerrece oddan ne hod sudanız
    Bizim meftunumuz marifet söyler
    Biz Horasan mülkündeki boydanız"

15. yüzyıl

KAYGUSUZ ABDAL

Kaygusuz Abdal, 14. yüzyılın sonu ile 15. yüzyılın başında yaşamış, asıl adı Alaaddin Gaybi olan önemli bir Bektaşi şairidir. Alanya Beyi'nin oğlu olmasına rağmen zenginliği ve saray hayatını elinin tersiyle iterek Abdal Musa'ya bağlanmış ve dervişliği seçmiştir. Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde mizahi ve iğneli üslubun öncüsü sayılır. Mısır'a giderek orada bir Bektaşi tekkesi kurduğu ve öğretilerini geniş bir coğrafyaya yaydığı bilinmektedir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: İyi bir eğitim aldığı için hem hece ölçüsünü hem de aruz ölçüsünü başarıyla kullanmıştır. Ancak asıl şöhretini heceyle yazdığı şiirlerle kazanmıştır.

    Biçim ve Üslup: Edebiyatımızda şathiye (alaycı gibi görünen ancak derin tasavvufi manalar içeren şiir) türünün en büyük ustasıdır. Dili sade, üslubu ise nükteli, eleştirel ve pervasızdır. Ham sofularla, şekilcilikle ve yobazlıkla ince ince alay eder.
     

  • Temalar: Vahdet-i vücud inancı, insan-ı kâmil olma süreci ve nefis terbiyesi ana temalarıdır. Ancak bu konuları işlerken sembolik, tezatlarla dolu ve hayal gücünü zorlayan (örneğin; kaplumbağanın kanatlanıp uçması gibi) unsurlar kullanır.
     

  • Budalanâme: En meşhur eseridir. Mensur (düzyazı) ağırlıklı olup içinde şiirler de yer alır. Tasavvufi öğütler içeren, insan-ı kâmil olmayı anlatan alegorik bir eserdir.
     

  • Divan: Hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin toplandığı eseridir.
     

  • Mesnevileri (manzum): Gülistan, Gevhernâme, Minbernâme, Dolapnâme.
     

  • Mensur Eserleri: Budalanâme, Kitab-ı Miglate, Vücudnâme, Mugalatanâme.
     

  • Manzum-Mensur (karışık) Eserleri: Dilgûşa, Saraynâme.

    "Bir kaz aldım ben karıdan
    Boynu da uzun borudan
    Kırk abdal kanın kurudan
    Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz"

15. yüzyıl

HACI BAYRAM VELİ

Hacı Bayram Veli, 14. ve 15. yüzyıllarda yaşamış (1352-1430), asıl adı Numan olan, Ankara’nın manevi mimarı ve Bayramiye tarikatının kurucusudur. İyi bir medrese eğitimi alıp müderrislik  yapmış ancak daha sonra tasavvufa yönelerek Somuncu Baba’nın talebesi olmuştur. Bilimle tasavvufu, medrese ile tekkeyi birleştiren bir "gönül ve ilim adamı"dır. Anadolu’da imece usulünü (birlikte tarım yapma, üretme) yaygınlaştırmış, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’i yetiştirmiştir.

Edebî Kişiliği

  • Ölçü: İyi bir medrese eğitimi aldığı için aruz ölçüsünü bilmekle birlikte, asıl etkileyici şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.

    Biçim ve Üslup: lahi ve şathiyye türünde eserler vermiştir. Dili oldukça sade, içten ve lirik bir Türkçedir. Şiirlerinde coşkulu bir anlatım vardır; ancak bu coşku Yunus Emre’ye göre daha oturaklı ve öğretici bir tondadır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde Allah aşkı, dünya sevgisinden arınma, nefis terbiyesi, varlık birliği ve insan sevgisi temalarını işler. Özellikle "şehrin/gönlün imarı" düşüncesi ön plandadır.
     

  • Şiirleri: Günümüze ulaşan çok az sayıda (yaklaşık 4-5 adet) şiiri vardır. Bu şiirler dilden dile dolaşarak bestelenmiş ve ilahi formunda günümüze gelmiştir.

    "N’oldu bu gönlüm n’oldu bu gönlüm
    Derd-ü gamınla doldu bu gönlüm
    Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
    Yanmada derman buldu bu gönlüm"

15. yüzyıl

EŞREFOĞLU RÛMÎ

Eşrefoğlu Rumi, 15. yüzyılda yaşamış, asıl adı Abdullah olan, Hacı Bayram Veli’nin hem damadı hem de en önemli talebelerinden biridir. İznik’te kurduğu dergâh ile Anadolu’nun aydınlanmasına katkı sağlamış, Kadirilik tarikatının "Eşrefiye" kolunu kurmuştur. Tasavvuf edebiyatında Yunus Emre ekolünün (Yunus tarzı söyleyişin) kendi çağındaki en güçlü temsilcisi ve takipçisi olarak kabul edilir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem aruz hem de hece ölçüsünü kullanmıştır. Ancak halk arasında sevilip yayılmasını sağlayan eserleri, hece ölçüsüyle yazdığı ilahilerdir.
     

  • Biçim ve Üslup: İlahi ve nefes türlerinde eserler vermiştir. Dili, dönemin en sade ve anlaşılır Türkçesidir. Üslubu lirik, samimi ve öğreticidir (didaktik).
     

  • Temalar: Şiirlerinde en çok işlediği tema "tövbe" ve "nefis terbiyesi"dir. Allah aşkı, dünyanın geçiciliği ve ölüm korkusu gibi konuları işleyerek insanları günahtan arınmaya davet eder.
     

  • Müzekki'n-Nüfus: En meşhur eseridir. Sade bir Türkçe ile yazılmış mensur (düzyazı) bir eserdir. Halkın tasavvufu ve İslam ahlakını öğrenmesi amacıyla yazılmıştır. Yüzyıllar boyunca Anadolu’da en çok okunan başucu kitaplarından biri olmuştur.

    "Ey Allah'ım beni senden ayırma
    Beni senin didarından ayırma
    Seni sevmek benim dinim imanım
    İlahi dini imandan ayırma"

16. yüzyıl

PİR SULTAN ABDAL

Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda Sivas’ın Banaz köyünde yaşamış, Alevi-Bektaşi geleneğinin Yedi Ulu Ozanı'ndan biri kabul edilen efsanevi bir şairdir. Osmanlı Devleti ile Safeviler arasındaki siyasi gerilimlerin ortasında kalmış, inancından ve düşüncelerinden taviz vermediği için Hızır Paşa tarafından Sivas’ta asılarak idam edilmiştir. Sadece bir tekke şairi değil, aynı zamanda haksızlığa karşı duran bir halk kahramanı simgesidir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Divan edebiyatından hiç etkilenmemiş, aruz ölçüsünü hiç kullanmamıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: Nefes türünün en büyük ustalarından biridir. Dili, halkın konuştuğu arı, duru ve zengin bir Türkçedir. Köy hayatını, yaylaları ve Anadolu coğrafyasını şiirlerinde somut bir şekilde hissettirir. Coşkulu, pervasız ve direnişçi bir üslubu vardır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde Allah, Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi en yoğun işlenen temalardır. Bunun yanı sıra "Şah" (Safevi hükümdarı/Hz. Ali simgesi) sevgisi, sosyal isyan, haksızlığa başkaldırı ve tasavvufi aşk konularını işler.

    "Benden selam olsun Hızır Paşa'ya
    Yolum düşer ise varır gelirim
    Hakk'ın emri ile ecel gelirse
    Ben sana uymadım ölür gelirim"

16. yüzyıl

AZİZ MAHMUT HÜDAYİ

Aziz Mahmut Hüdayi, 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başlarında (1541-1628) yaşamış, Celvetiye tarikatının kurucusu olan büyük bir mutasavvıf ve şairdir. Bursa’da kadılık (hakimlik) yaparken gördüğü bir rüya ve yaşadığı manevi değişim üzerine makamını terk edip Üftade Hazretleri'ne talebe olmuştur. "Padişahların hocası" olarak bilinir; Osmanlı sarayı ile halk arasında bir köprü kurmuş, hem sultanlara hem de halka manevi rehberlik etmiştir. Türbesi İstanbul Üsküdar’dadır ve İstanbul’un en önemli manevi merkezlerinden biridir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: İyi bir medrese eğitimi aldığı için aruz ölçüsüne son derece hâkimdir. Ancak halkın anlayabileceği sade ilahilerinde hece ölçüsünü de başarıyla kullanmıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: İlahi ve durak türlerinde eserler vermiştir. Dili, dönemine göre oldukça sadedir ancak medrese kültüründen gelen kelimelere de yer verir. Üslubu lirik, samimi ve yalvarış doludur (münacat tarzı).
     

  • Temalar: Şiirlerinde tevhid (Allah'ın birliği), Peygamber sevgisi (naat), dünyanın geçiciliği ve faniliği, teslimiyet ve rıza konularını işler. Özellikle Hz. Muhammed'e duyduğu derin sevgiyi anlatan şiirleri çok meşhurdur.
     

  • Divan-ı İlahiyat: Hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazdığı Türkçe şiirlerini ve ilahilerini topladığı en önemli eseridir. Bu ilahilerin çoğu bestelenmiş ve yüzyıllardır tekkelerde okunmaktadır.
     

  • Tarikatnâme: Dervişliğin kurallarını, nefis terbiyesinin yollarını ve Celvetiye tarikatının esaslarını anlattığı eseridir.

    "Günler gelip geçmekteler
    Kuşlar gibi uçmaktalar
    Ecel şerbetin içmekteler
    Kaldı mı dünyaya gelen"

16. yüzyıl

KUL HİMMET

Kul Himmet, 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış, Tokat (Almus/Görümlü) yöresinde ömür sürmüş önemli bir halk ozanıdır. Alevi-Bektaşi edebiyatının "Yedi Ulu Ozan"ından biri olarak kabul edilir. Pir Sultan Abdal ile çağdaştır ve ona büyük bir bağlılık duymuştur. Şiirleri o kadar sevilmiştir ki, kendisinden sonra gelen pek çok şair "Kul Himmet" mahlasını kullanmıştır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Aruz ölçüsünü hiç kullanmamıştır.
     

  • Biçim ve Üslup: Nefes ve destan türünde eserler vermiştir. Dili, halkın konuştuğu sade ve duru Türkçedir. Üslubu lirik olduğu kadar didaktiktir (öğretici); inancın kurallarını şiir yoluyla anlatır.
     

  • Temalar: Şiirlerinin merkezinde Ehl-i Beyt sevgisi, Hz. Ali, On İki İmamlar ve Hacı Bektaş Veli vardır. Özellikle "Ali" sevgisini ve "Dört Kapı Kırk Makam" esaslarını en çok işleyen şairlerden biridir.

    "Dün gece seyrim içinde
    Ben Ali’yi gördüm bugün
    Eğildim niyaz eyledim
    Ben Ali’yi gördüm bugün"

17. yüzyıl

NİYAZÎ-İ MISRÎ

Niyazi-i Mısri, 17. yüzyılda (1618-1694) yaşamış, Halvetiye tarikatının "Mısriyye" kolunun kurucusu olan büyük bir mutasavvıf ve şairdir. Malatya'da doğmuş, eğitimini Mısır'da tamamladığı için "Mısri" lakabını almıştır. Hayatı boyunca inançlarını ve doğrularını savunmaktan çekinmemiş, bu yüzden dönemin bazı din adamlarıyla ve devlet ricaliyle ters düşerek Limni Adası'na sürgün edilmiş ve orada vefat etmiştir. Çileli hayatı ve derin tasavvufi bilgisi şiirlerine yansımıştır.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem aruz hem de hece ölçüsünü ustalıkla kullanmıştır. Aruzla yazdığı şiirlerinde Fuzuli ve Nesimi etkisi, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre etkisi görülür.
     

  • Kutb-ul Arifin: 17. yüzyılda Yunus Emre ekolünün en güçlü temsilcisidir. Derin bir tasavvuf bilgisine sahip olduğu için "Kutb-ul Arifin" (Ariflerin Kutbu) olarak da anılır.
     

  • Biçim ve Üslup: İlahi, nefes ve şathiyye türlerinde eserler vermiştir. Dili, hem halkın anlayacağı kadar sade hem de tasavvufi derinliği olan sembolik bir yapıdadır. Üslubu son derece lirik, coşkulu ve içtendir.
     

  • Temalar: Şiirlerinde en baskın tema "Vahdet-i Vücud" (Varlık Birliği) anlayışıdır. İnsanın manevi yolculuğu, aşk, Hz. Muhammed sevgisi ve Ehl-i Beyt muhabbeti sıkça işlenir. Dert ve belanın aslında Allah'tan gelen bir lütuf olduğu fikrini savunur.
     

  • Divan-ı İlahiyat: Hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazdığı şiirlerinin toplandığı en meşhur eseridir. Bestelenmiş pek çok ilahisi bu eserde yer alır.

    "Derman arardım derdime
    Derdim bana derman imiş
    Burhan sorardım aslıma
    Aslım bana burhan imiş"

17. yüzyıl

KAZAK ABDAL

Kazak Abdal, 17. yüzyılda yaşamış, Romanya (Dobruca) bölgesinde doğup büyüdüğü tahmin edilen bir Bektaşi şairidir. Tekke edebiyatı içinde yer almasına rağmen, dini konuları işlemekten ziyade, sosyal aksaklıkları ve insan kusurlarını eleştiren "yergi" (hiciv) şiirleriyle tanınır. Kaygusuz Abdal geleneğinin (mizahi ve eleştirel üslup) kendi çağındaki en güçlü temsilcisidir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Şiirlerinde sade bir halk Türkçesi ve hece ölçüsü kullanmıştır. 
     

  • Biçim ve Üslup: Tekke edebiyatında taşlama  türünün en başarılı örneklerini vermiştir. Dili oldukça sert, keskin, mizahi ve iğneleyicidir. Sözünü sakınmayan, dobra bir üslubu vardır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde sonradan görme tipleri, bilgisiz ama alim geçinenleri, ham sofuları ve insanlara tepeden bakan kibirli kişileri eleştirir. Toplumsal bozulmayı mizahi bir dille gözler önüne serer.

    "Ormanda büyüyen adam azgını
    Çarşıda pazarda seyran beğenmez
    Medrese kaçkını softa bozgunu
    Selam vermek için insan beğenmez"

18. yüzyıl

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI

Erzurumlu İbrahim Hakkı, 18. yüzyılda (1703-1780) yaşamış; astronomi, matematik, tıp, sosyoloji gibi müspet ilimlerle tasavvufu birleştiren çok yönlü bir âlim ve mutasavvıftır. Siirt’in Tillo ilçesinde İsmail Fakirullah Hazretleri’ne intisap etmiştir. Sadece bir şair değil, aynı zamanda gökyüzü haritaları çizen bir astronom ve insan anatomisi üzerine çalışan bir bilim insanıdır. "Çağının ötesindeki alim" olarak bilinir.
 

Edebî Kişiliği
 

  • Ölçü: Hem aruz hem de hece ölçüsünü kullanmıştır. Ancak asıl gücünü ve ustalığını aruzla yazdığı şiirlerde göstermiştir.
     

  • Tekke ve İlim: İyi bir eğitim aldığı, memurluk yaptığı ve divan tertip ettiği için "Kalem Şairi" sınıfındadır. 
     

  • Biçim ve Üslup: Edebiyatımızda "Tefvizname" (işi Allah'a bırakma, kaderden razı olma) türünün en meşhur örneğini vermiştir. Dili, bilimsel eserlerinde daha ağır olsa da halka hitap eden şiirlerinde akıcı ve coşkuludur. Öğretici (didaktik) ve hikmetli bir üslubu vardır.
     

  • Temalar: Şiirlerinde ve eserlerinde en önemli tema "Tefviz" (işleri Allah'a havale etme) ve "Tevekkül"dür. Kainatın düzeni, insan vücudunun sırları, güzel ahlak ve Allah'ın takdirine rıza gösterme konularını işler.
     

  • Marifetnâme: En ünlü eseridir. Ansiklopedik bir özellik taşır. İçinde astronomiden coğrafyaya, matematikten anatomiye, psikolojiden tasavvufa kadar pek çok konu yer alır. Dünyanın yuvarlak oluşu, güneş sistemi ve kıyafetname (dış görünüşten karakter tahlili) gibi konuları barındıran dev bir hazinedir.
     

  • İlahinâme (Divan): Şiirlerini topladığı eseridir. Meşhur "Tefvizname"si bu eserin içinde yer alır.

    "Hak şerleri hayr eyler
    Zannetme ki gayr eyler
    Ârif anı seyreyler
    Mevlâ görelim neyler
    Neylerse güzel eyler"

Slaytlar

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış slaytlar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatının genel özellikleri ile ilgili slayt:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili slayt:

Özet Videolar

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı hakkında hazırlanmış özet video içerikleri

Dönemin genel özellikleri ile ilgili özet video:

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili özet video:

İnfografikler

İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı içeriği ile ilgili hazırlanmış infografik içerikler

Dönemin genel özellikleri ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-infografik.jpg

İslamiyet öncesi Türk destanları ile ilgili infografik görsel:

islamiyet-oncesi-destanlar-infografik.jpg
bottom of page